4. bölüm · Sessizlikten Gelen

4.Bölüm-Saklanan Gerçek

Melisa Demir

O gece neredeyse hiç uyuyamadım. Telefonumu defalarca kontrol ettim. Belki yeni bir mesaj gelir diye. Belki de bütün bunların bir açıklaması vardır diye.
Ama ekran sessizdi.
Saatler yavaş ilerledi. Her dakika biraz daha ağırlaştı. Gözlerimi kapattığımda sürekli aynı şeyi düşünüyordum.
"Yarın okula erken gel. Sana bir şey göstereceğim."
Sabah olduğunda yorgun hissediyordum. Aynaya baktığımda gözlerimin altında morlukları fark ettim. Sanki günlerdir uyumamış gibiydim.
Kahvaltı yapmadan evden çıktım.
Hava serindi. Sokaklar henüz kalabalıklaşmamıştı. Adımlarımı hızlandırdım. İçimde garip bir his vardı. Korku ve merak birbirine karışmıştı. Okulun kapısına vardığımda etrafta neredeyse kimse yoktu.
Bahçeye girdim.
Sessizlik.
Sadece rüzgarın sesi duyuluyordu.
Telefonum titredi. Elim hemen cebime gitti. Yeni mesaj.
"Arka bahçeye git."
Yutkundum.
Mesajı okuyup etrafa bakındım. Kimse görünmüyordu. Yavaş adımlarla okulun arka tarafına doğru yürüdüm. Burası her zaman daha sessiz olurdu. Eski ağaçların gölgeleri yere düşüyor, rüzgar dalları hafifçe sallanıyordu.
Tam o sırada bir şey fark ettim.
Ağaçlardan birinin altında küçük bir kutu vardı. Daha önce orada olduğuna emin değildim.
Kalbim hızlandı.
Yavaşça yaklaştım.
Kutunun üstünde yalnızca tek bir kelime yazıyordu:
Eliz.
Bir an duraksadım. Sonra kapağını açtım. İçinde birkaç eski fotoğraf vardı.
Ellerim titreyerek ilk fotoğrafı aldım.
Ben ve Sezan, ilkokul yıllarında.
İkinci fotoğraf.
Bir doğum günü.
Üçüncü fotoğraf.
Geçen yaz çatıdaki gece.
Nefesim kesildi.
Fotoğrafların altında katlanmış bir kağıt vardı.
Açtım.
Yazıyı görür görmez donup kaldım. Çünkü o yazıyı tanıyordum. Sezan'ın el yazısıydı.
Kağıtta şöyle yazıyordu:
"Eğer bunu okuyorsan, işler düşündüğümden daha kötü gitmiş demektir."
Kalbim hızla çarpıyordu.
Devamını okudum,
"Sana her şeyi anlatamadım. Çünkü anlatırsam inanmayacağını düşündüm. Ama eğer bu mektup sana ulaştıysa, biri hala peşimde olabilir."
Kaşlarımı çattım. Ne demekti bu? Peşinde olan biri mi? Bu bir şaka mıydı?
Yoksa...
Telefonum tekrar titredi.
Bu kez gelen mesaj çok kısaydı.
"Mektubun arkasına bak."
Nefesimi tuttum. Yavaşça kağıdı çevirdim. Arka tarafta bir çizim vardı.
Bir göz.
Ama sıradan bir göz değildi.
Gözün tam ortasında küçük bir sembol vardı. Ve o sembolü gördüğüm anda içim ürperdi. Çünkü onu daha önce başka bir yerde görüştüm. Ama nerede gördüğümü hatırlamıyordum.
Telefon tekrar titredi.
Ekrana baktım.
Bu kez gelen mesaj sadece üç kelimeden oluşuyordu:
"Onlar seni biliyor."
O anda okul zilinin sesi duyuldu.
Ama ilk kez, zil sesi bile bana normal gelmedi. Çünkü artık hissetmeye başlamıştım.
Bu sadece Sezan'ın ölümüyle ilgili değildi.
Bunun arkasında çok daha büyük bir şey vardı.