27. bölüm · Sessizce iyileşirken

3. Cilt 4. Bölüm

dilek akcan

Sıra Efe’nin gidişine geldi.
Bu başka bir vedaydı.
Sessiz, içine doğru kapanan bir vedaydı.
Liseyi bitirdi ama okumak istemiyordu. Zaten liseye de isteyerek gitmemişti hiç. Sabahları kalkışı ağırdı. Okula gidişi sessizdi. Döndüğünde odasına kapanırdı. Bilgisayarın ışığı yüzüne vurur, saatlerce oyun oynardı. Arada mutfağa uğrar, abur cubur alır, tekrar odasına dönerdi. Dünya ondan uzaktı sanki; o da dünyadan kopmuş gibiydi.
Bu hâli içimi kötü yapıyordu.
Anne yüreği işte…
Bir şeylerin yolunda olmadığını hissediyorsun ama adını koyamıyorsun.
“Gel,” derdim.
“Kalk yanıma gel.”
“Elimi tut, birlikte yürüyelim.”
Bazen bir film açardım.
“İzleyelim,” derdim.
O hep benim zorlamamla odadan çıkardı.
İsteksiz.
Kırmadan ama isteksiz.
Onu spora zorladım.
Çünkü biliyordum: Hareket ederse içi de hareket eder.
Ama Efe’nin adımları ağırdı.
Sanki bir yere değil de, kendinden kaçıyordu.
Babası daha netti.
“Lise bitti,” dedi.
“Okumayacaksan yanıma gel.”
“Fabrikada çalış.”
Bu cümle Efe’nin önüne bir kapı koydu.
Seçmek zorunda kaldı.
Ve gitti.
Babasıyla çalışmaya başladı.
Bir erkek çocuğun babasının yanına gitmesi dışarıdan güçlü görünür. Ama annesi bilir; bu her zaman güçten olmaz. Bazen yönsüzlükten olur. Bazen de “bir yerde durayım” isteğinden.
Efe gittiğinde ev yine sessizleşti.
Ama bu sessizlik Mira’nın gidişindeki gibi değildi.
Bu daha içe kapanık, daha soru işaretli bir sessizlikti.
Onu izledim.
Gidişini değil…
Arkasında bıraktığı hâli.
Efe hep güçlü görünmeye çalıştı.
Ama bazı çocuklar güçlü oldukları için değil, kimse üzülmesin diye susarlar.
Efe de onlardandı.
Ben ona kızmadım.
Zorlamadım.
Sadece şunu düşündüm:
Herkesin yolu aynı yaşta açılmıyor.
Bazı yollar geç bulunuyor.
Bazı çocuklar geç açılıyor.
Bir anne olarak elimden geleni yaptım.
Yanında durdum.
Kapısını kapatmadım.
Gidişi bir son değildi.
Ama bir durak da değildi.
Efe’nin yolu, henüz kendine bile tam görünmüyordu.
Ben de o yolu zorla aydınlatmadım.
Sadece şunu fısıldadım içimden:
“Ne zaman istersen,
ben buradayım.”
Efe şehir dışında yaşıyor.
Ben arada gidip kalıyorum.
Yanına gittiğimde mutlu oluyor, bunu biliyorum. Abartmıyor, belli etmiyor ama yüzü değişiyor. Daha ben yola çıkmadan arar ya da yazar.
“Anne, bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sorar.
Ben de kısa söylerim.
“Ekmek al,” derim.
“Su al.”
“Tamam,” der.
O gelene kadar masayı hazırlarım.
Yemek önemli değildir ama evin dolu olması önemlidir. Birinin beklendiğini bilmek, o eve anlam katar.
Efe geldiğinde yemeğimizi yeriz.
Sohbet ederiz.
Uzun uzun konuşmayız.
Zaten gerek de yoktur.
Çay demlerim.
Bazen çekirdek çıkar.
Bazen bir dizi açarız.
Yan yana otururuz.
Konuşmadan izlediğimiz de olur.
Ama o sessizlik rahatsız etmez.
Birlikte olmanın sessizliğidir.
Bazı akşamlar dışarı çıkarız.
Yakın bir kafeye gideriz.
Ne kalabalık ne gürültülü.
Bazen arkadaşlarını çağırır.
Ben yemek yaparım, çay koyarım.
Evin içi dolar.
O anlarda Efe’nin yalnızlığı biraz geride kalır.
Gece ben dönerim.
Efe kapıya kadar geçirir.
Ertesi gün yine arar ya da yazar.
Her akşam.
“Bir şeye ihtiyacın var mı anne?”
Bu soru artık ihtiyaç sormak değildir.
“Buradayım,” demektir.
Biliyorum…
O evde yalnız kalıyor.
Ve biliyorum…
Babasıyla yaşadığı yerde mutlu değil.
Ama sessizliği taşırmayı seçmiyor.
Kendi içinde tutuyor.
Ben karışmıyorum.
Yolunu zorla değiştirmeye çalışmıyorum.
Sadece şunu yapıyorum:
Gittiğimde evini dolduruyorum.
Geldiğimde ardımda sıcaklık bırakıyorum.
Bazen annelik,
çocuğun hayatını düzeltmek değil…
O hayatın içinde
yalnız olmadığını hissettirmektir.
Benim yaptığım da bu.
Efe’yi anlatırken fark ettim;
bu bir hikâye değil aslında.
Bu, henüz tamamlanmamış bir cümle.
Onun hayatında her şey yerli yerinde gibi görünüyor belki.
Bir evi var.
Bir işi var.
Gidip geldiği yollar var.
Ama bazı insanlar ev kurar,
yerleşemez.
Efe de onlardan biri.
Ben bunu artık düzeltmeye çalışmıyorum.
Adını koymaya da çalışmıyorum.
Çünkü bazı hâllerin adı olmaz,
zamanı olur.
Ben şehir dışına gidip dönerim.
O İstanbul’a gelir, gider.
Bazen arabasında manzaraya bakar,
bazen bana kısa kısa cümleler kurar.
Ve ben şunu öğrendim:
Her anne çocuğunu mutlu edemez.
Ama her anne,
çocuğunun yalnız olmadığını hissettirebilir.
Benim yaptığım bu.
Efe’nin yolu sessiz.
Belki uzun.
Belki dolambaçlı.
Ama o yol kapanmadı.
Sadece henüz açılmadı.
Ben kapıda durmuyorum artık.
Yolun kenarındayım.
Ne zaman isterse,
dönebileceğini bilsin diye.
Bu bölüm burada bitsin.
Çünkü Efe’nin hikâyesi bitmedi.
Ve bazı hikâyeler,
bilinçli olarak yarım bırakılır.