8. bölüm · Sessizce iyileşirken

1. Cilt 8. Bölüm

dilek akcan

Çocuklar babalarının arabasının sesini herkesten önce duyardı.
Sokaktan gelen o motor sesi, evin içinde görünmez bir düğmeye basardı sanki. Arda yerinden fırlardı; kapıya doğru koşarken ayağı takılacak diye korkulurdu. Mira arkasından gelirdi, adımlarını onun adımlarına uydurmaya çalışarak. Efe ne olduğunu tam anlamazdı ama sevinç bulaşıcıydı; o da küçük ayaklarıyla peşlerine takılırdı.
Lara mutfaktan seslenirdi:
“Yavaş… düşeceksiniz.”
Ama kapı açıldığı anda her şey yer değiştirirdi.
Aras içeri girer girmez yüzü asılırdı. Daha ayakkabısını çıkarmadan, evin havası değişirdi.
“Daha yatmadınız mı siz?” diye çıkışırdı.
Çocukların sevinci yarım kalırdı. Gözler yere iner, adımlar yavaşlardı. Az önceki koşu, yerini utangaç bir duruşa bırakırdı. Lara hemen araya girerdi. Sesi yumuşatır, kelimeleri inceltirdi.
“Ben kahveni yapayım,” derdi.
Kahve fincanı masaya konmadan Aras bir şey bulurdu. Ayakkabılar kapının yanında niye duruyordu, havlu banyoda niye yere düşmüş, yemek niye böyle yapılmıştı… Sözler bağırmaya dönüşmezdi ama keskinleşirdi. Evde dolaşır, duvarlara çarpıp geri dönerdi.
Lara cevap vermezdi.
Cevap vermek bir şeyi düzeltmiyordu çünkü.
Çocuklar sessizce odalarına çekilirdi. Kapılarını kapatmazlardı ama seslerini kapatırlardı. O sessizlik, evin en ağır yüküydü. Lara çocukların odasına bakar, içinden keşke biraz daha çocuk kalabilselerdi diye geçirirdi.
Sonra Aras ceketini alır, hiçbir şey söylemeden çıkardı. Kapı kapandığında ev daha da sessizleşirdi. Lara mutfakta tek başına kalırdı. Soğuyan kahveye bakar, içinden geçenleri yutardı.
O anlarda şunu fark etmişti:
Bir evde baba olmak, kapıdan girmekle olmuyordu.
Ve bazı evlerde en büyük yalnızlık, kalabalığın içindeydi.
O gece Aras her zamankinden daha geç geldi.
Kapıyı sertçe kapattı. Ayakkabılarını bile çıkarmadan yatağa uzandı. Üzerinden ağır bir alkol kokusu geliyordu. Lara o kokuyu tanıyordu ama bu kez farklıydı. Daha yoğun. Daha kalıcı. Sanki sadece üzerindekilere değil, eve sinmişti.
Lara bir şey sormadı.
Sormanın artık bir anlamı olmadığını biliyordu.
Aras kısa sürede derin bir uykuya daldı. Nefesi düzensizdi. Lara yatağın kenarında oturdu. Uyuyan birine bakar gibi değil; hayatının neresinde durduğunu anlamaya çalışır gibi baktı ona.
Tam o sırada telefon titredi.
Bir kez.
Sonra bir kez daha.
Ekran aydınlanıyor, sönüyor, yeniden titriyordu. Lara önce görmezden gelmeye çalıştı. Benim hayatım bu kadarına dayanmaz, dedi içinden.
Ama telefon susmadı.
Lara elini uzattı. Parmakları ağırdı. Telefonu eline aldığında kalbi hızlandı. Ekranda bir kadın resmi vardı. Gülen, rahat, kendinden emin bir yüz. Tanımadığı ama hiç de yabancı olmayan bir yüz.
Aramayı açtı.
Karşıdan bir ses geldi.
Sakin. Kendinden emin. Suçsuz.
Lara hiç düşünmeden konuştu:
“Konuş,” dedi.
“Anlat bana.”
O cümleyle birlikte yıllardır içinde tuttuğu ne varsa çözüldü. O gece sabaha kadar konuştular. Lara ağladı. Bazen hıçkıra hıçkıra, bazen sessizce. Çocuklardan bahsetti. Evden. Beklemekten. Susmaktan. Kendini anlatırken durmadı; çünkü durursa parçalanacağını biliyordu.
Kadının adı Asuman’dı.
Lara, kendisini aldatan kadına kendi çaresizliğini anlattı. Garipti. Ama o an haklı olmak istemiyordu. Sadece biri tarafından duyulmak istiyordu. Belki de bu acının bir sebebi olsun istiyordu.
Saat sabaha karşı altıyı gösterdiğinde telefon sustu.
Ev sessizdi.
Çocuklar uyuyordu.
Aras hâlâ derin bir uykudaydı.
Lara banyoya gitti. Aynanın karşısına geçti. Yüzü solgundu. Gözlerinin altında mor halkalar vardı. Kendine uzun uzun baktı. Sanki aynadaki kadınla ilk kez karşılaşıyordu.
Saçlarını taramaya başladı.
Bir tutam saç tarakta kaldı.
Beyazdı.
Bir tane daha fark etti.
Sonra bir tane daha.
Bir an durdu.
Filmlerde olur sanırdı böyle şeylerin. Abartı sanırdı. Ama o sabah, aynanın karşısında duran kadının saçları gerçekten beyazlamıştı.
O an anladı:
Bazı acılar insanın içine yerleşmez.
Doğrudan yüzüne vurur.
Ve insan, o yüzle yaşamaya devam etmek zorunda kalır.
Bazen çocuklar okuldayken haliç sahiline gider telefonunu bile almadan öyle dalardı saatlerce, boş boş bakmak bile sakınleştirirdi. Bazende camiye giderdim sürekli Allah'a yalvarır kuran olur, namaz kılardı yine sakinleşir evine dönerdi kimse bilmezdi bu gidişlerini kendine ilaç gibi şartlamıştı, bu şekil ayaktakalabilirdi belki diye düşünürdü , evet aslında öylede oldu.