Sessiz Vedalar kitap kapağı

1. bölüm / 9

Giriş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Giriş

Bazı vedalar vardır, yüksek sesle yapılmaz.Ne bir kapı çarpılır ardında ne de gözyaşıyla söylenmiş cümleler bırakır.Onlar sessizdir.Ve insanı en çok sessizlik yaralar.

İstanbul geceleri kendini saklamazdı.Gündüz kalabalığın ardına gizlenen her şey, gece olduğunda ortaya çıkardı.Işıklar yanardı ama karanlık kaybolmazdı; sadece yer değiştirirdi.

Beykoz’un denize bakan yamaçlarında, rüzgâr bile temkinli eserdi.Çünkü bazı sokaklar, adımların ağırlığını hatırlardı.

Aslan Karahan, gecenin içinden bakıyordu şehre.Bir villanın geniş penceresinden, İstanbul’un ona ait olmayan ama onsuz da olamayan yüzünü izliyordu.Bu şehirle bir anlaşmaları vardı sanki.O sessiz kalırdı, şehir de onun günahlarını bağırmazdı.

Aslan’ın yüzünde alışkanlık hâline gelmiş bir ifade vardı.Ne öfke, ne huzur.
Sadece kontrol.

İnsan bazı duyguları yaşaya yaşaya öldürürdü içinde.Aslan bunu çok küçük yaşta öğrenmişti.Kaybettiği şeylerin yasını tutmamış, onların yerine duvarlar örmüştü.Çünkü bu dünyada ayakta kalmanın bedeli buydu.
Arkasında bir gölge gibi duran Kaan Demir, pencereden değil, yansımadan bakıyordu.

Askerdi.
Alanı değil, tehlikeyi okurdu.Bu evde, bu gecede, bu sessizlikte bir şeylerin fazla düzgün olduğunu hissediyordu.

“Gece fazla sakin,” dedi sonunda.
Aslan gözlerini şehirden ayırmadan cevap verdi.“Sessizlik her zaman iyiye işaret değildir.”
Kaan bunu biliyordu.Sahada da böyleydi.Bir şey olmuyorsa, olmak üzeredir.

Uzaktan tek bir silah sesi duyuldu.Ne panik vardı içinde ne de karmaşa.Sanki biri, bir noktayı işaretlemişti sadece.

Aslan’ın yüzünde tek bir kas bile oynamadı.O ses, onun dünyasında yabancı değildi.Bir mesajdı bu.“Buradayım,” diyen bir hatırlatma.
“Kerim,” dedi Kaan, sesi kesin ama sakin.
Aslan başını hafifçe yana eğdi.Adını anmak bile gereksizdi.Bazı düşmanlar çağrılmazdı; onlar zaten beklerdi.

Aynı saatlerde, şehrin başka bir ucunda, Beşiktaş’ta bambaşka bir sessizlik vardı.

Eylül Aras, küçük dairesinin salonunda, pencereden sokağı izliyordu.Alt kattaki kafeden gelen boğuk kahkaha sesleri, denizden gelen tuzlu rüzgârla karışıyordu.Bu şehir, onun için korkutucu değildi.İnsanların içindeki boşluk, sokaklardan daha ürkütücüydü.

Masasının üzerinde açık duran defterde tek bir cümle yazıyordu:“İnsanlar en çok söylemedikleriyle zarar verir.”

Psikolojiyi bu yüzden seçmişti Eylül.Çünkü suskunlukla yaşamayı öğrenmiş insanları tanıyordu.Annesinin sessizliğini…Babası hakkında sorulmamış soruları…Ve evin içinde dolaşan o görünmez ağırlığı.

Leyla Aras yıllardır konuşmuyordu.En azından doğru şeyler hakkında.

Eylül, annesinin odasından gelen hafif bir öksürük sesiyle irkildi.Bazı sesler insana bir şeylerin asla düzelmeyeceğini hatırlatırdı.Sessiz vedalar, en çok böyle başlardı.

O gece Eylül bilmiyordu ama hayatı ikiye ayrılmak üzereydi.Öncesi ve sonrası.
Bir adam vardı; karanlığı yönetmeyi öğrenmişti.Bir kadın vardı; karanlığı anlamaya çalışan.

Aileler, sırlar, düşmanlıklar ve bastırılmış gerçekler, görünmez bir ağ gibi örülüyordu.Kimse henüz âşık değildi.Kimse henüz nefret ettiğini kabul etmiyordu.

Ama şehir çoktan kararını vermişti.

Bazı karşılaşmalar tesadüf değildir.Bazı insanlar, birbirinin hayatına girmek için doğar.

Ve bazı vedalar…Daha yaşanmadan, sessizce başlar.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…