9. bölüm · Şegaf
Zikir
Nuh artık tarikattaydı. Farz ibadetlerini yerine getiriyor, az konuşuyor ve az yiyordu. Evine pek sık gitmiyor çoğu zaman dergâhta yatıp kalkıyordu. Hadis, siyer ve fıkıh dersleri görüyordu. Fıkıh derslerini Süleyman Efendi’den, hadis ve siyer derslerini Ali Osman Efendi’den alıyordu.
Sıra geldi Nakşibendi tarikatının zikir halkasına katılmaya. Nakşibendi tarikatının zikrine hatme-i hacegan denir ve zikir sesli değil yani dil damağa yaslanır ve kalpten hissedilerekyapılırdı.
Süleyman Efendi’nin önderliğinde içinde Nuh’un da bulunduğu 10 kişilik zikir halkası oluşturuldu. Nuh dilini damağına yapıştırdı ve gözlerini yumarak hatme için hazır hale geldi. Süleyman Efendi’nin emriyle 15 tane estafirullah çekildi. Ardından gözler yumuldu. 7 defa Fatiha ve 100 salavat okundu ardından 79 inşirah ve 1001 ihlas-ı şerif kıraat edildi. Nuh zikir esnasında kendinden geçmişti kalbi çarpıntı yapıyordu ve beyni de aynı şekilde çarpıntı yapıyordu gözlerini açmak istedi ama gözlerinin üstüne bir ağırlık çökerek böyle bir şeyden vazgeçmek zorunda kaldı. Zikirde kalbi çıkacak gibiydi ki sanki kalbi günahlardan arınır gibiydi. Nuh’un kalbi öyle atıyordu ki sanki vücuda dışardan kan pompalar gibiydi.
Nuh’un katıldığı zikir çeşitlerinden sadece biriydi. Nuh’u La İlahe İllallah zikrine dahil etmişlerdi. Ağzını yummuş dilini damağına yapıştırmıştı ve gözleri kapamıştı. Kalbi bu zikirle atıyordu. Nuh o kadar kaptırmıştı ki zikre üzerindeki gömlekten kalp atışları belli oluyordu. Nuh’un vücudu da istemsiz olarak hareket ediyordu. Bir öne bir arkaya gidip geliyordu vücudu. Zikir esnasında ruhu farklı zamanlara bilmediği diyarlara intikal ediyordu ve o diyarlardan gelmek istemiyordu çünkü riya, yalan, dolan yoktu o diyarlarda.
Zikir halkasına girdiğinde sanki kırklara karışıyordu.
Nuh artık eski hayatını çöpe atmıştı. Bambaşka biri olmuş önceki hayatını boşa geçirmiş zaman kaybı olarak görüyordu.
