1. bölüm · Şegaf

Şegaf

Yusuf Biltekin

Elif, lam, mim kudret ve azametine ha, mim kudret ve hikmetine tenahi olmayan zülcelal!
Yüz yıllardır ayakta duran taş binalar ve tüm azametiyle etrafında bulunan yıllara meydan okuyan çınar ağaçları ile tarihe şahitlik etmiş yaşlı bir adamı andıran mübarek dut ağaçları… Gökyüzü kapalı yağmur yağacak gibiydi ve toprak kokusu hâkimdi havada. Kimsecikler yoktu toprak yolun üzerinde börtü böceğin sesi ile yolun kenarlarında bulunan yabani böğürtlen bitkilerinin rüzgârdan dolayı hışırtıları duyuluyordu. Bir şeyler söyler gibiydiler derinlerden gelen sırları fısıldar gibi… Bağ arasında kalan bu taş binalarda kim bilir neler yaşanmıştı. Kim bilir hangi sırlara şahit olmuşlardıbu duvarlar. Kim bilir neleri ve kimleri barındırmıştı taş evler. Buralar mekânın da ruhunun olduğunu söylüyordu adeta. Ah dili olsaydı da konuşsaydı bu mekân. Anlatabilseydi taşduvarlar neleri gördüğünü neleri duyduğunu nelere şahit olduğunu.
Nuh bağ arasında kalan tarihi taş evine gelmişti. Evin kapısı eski bir tahta kapıydı ve çıngırak vardı kapıda. Evin avlusunun etrafında koca ceviz ağaçları vardı ve iri yapraklı sarmaşıklar duvarın üstünde yeşil bir örtü gibiydi ve ürkütücü büyüklükleriyle duruyorlardı. Bu ağaçların yaşı en az iki yüzdü. Genişliklerinden belliydi ve ağaçların kabukları bir yaşlı kadının ellerinde beliren damarları andırıyordu. Nuh avluda duran somyada biraz soluklandıktan sonra yere düşen dutlardan topladı yıkamaya üşendiğinden tozunu üfleyerek yedi dutları. Dışarıda olan tuvalete girdi, tuvaletten çıktıktan sonra kırk adım attı, yerinde birkaç defa hopladıktan sonra tulumbadan abdest alıp eve girdi. Duvarda asılı duran Kuranı alıp masaya geçip okumaya başladı. Kehf suresini açtı. HazretiHızır ile Hazreti Musa kıssasını okudu. Şeytan uykusunu getirtmişti ama göreceği rüya rahmaniydi. Nuh Kuran’ı usulca kapatıp uzandı. Uykuya dalıverdi ve biraz sonra rüya görecekti:
“Cüsseli, cübbeli, sarıklı, aksakallı, nur yüzlü seksenini aşmışolan bir adamı takip ediyordu. Bu adam bir anda geriye döndü ve Nuh’un gözlerinin içine baktı uzun süre. Nuh titremeye başlamıştı ve terliyordu da. Yaşlı adam Nuh’un omuzuna dokundu altmış dört dedi ve gözden kayboldu.”
Nuh korkarak ve terli bir şekilde uyanmıştı. Sağ tarafından uyanmıştı üç kere euzu besmele çekip sağına üç kere üfleyip soluna döndü ve böyle yapmayı hadis kitaplarından öğrenmişti. Şeytani bir rüya gördüğünü zannetmişti. Hatta Nuh aklına düştükçe yatmadan önce İhlas, Felak ve Nas’ı okur avuçların içine üfleyip ellerini baştan aşağı vücuduna sürerdi. Bunu da Hazreti Ayşe’den rivayet edilen bir hadisten öğrenmişti.
Altmış dört neydi acaba kafasına takılmıştı. Altı ile dördü topladı, çarptı birbirinden çıkardı ama bir sonuç elde edemedi. Sıradan bir rüya olduğunu düşündü.
Tam bir ay geçmişti gördüğü rüyanın üzerinden. Bağ evinden dışarı çıkıp şehir merkezinde yer alan sahaflar çarşısındaki çay ocağına gitmişti. Çay ocağında semaverde çay demlenir odun ateşinde ise kahve kaynatılırdı ayrıca eski bir pikapta plaklar çalardı. Nuh 3 küçük bardak çay içtikten sonra kalkıp bağın yolunu tuttu. Eve geldiğinde Kuran’ı aldı eline, masasına geçip rastgele Kuran’ı açtı. Yine Kehf Suresi çıktı karşısına ve aynı kıssa. Şeytan esneme getirterek Nuh’un uykuya dalmasına sebep oluyordu. Nuh uzanıp uykuya daldı. Yine rüya görüyordu. O adam tekrar gelmişti rüyasına. Bu sefer adam Nuh’u takip ediyordu. Nuh’un omuzuna el atarak durmasını söyledi. Yaşlı adam Nuh’a bir şeyler söyledi: “iki yüz elli yedi senin alın yazın, altmış dörtte sensin sana lazım olan yüz otuz ikidir seni altmışaltıya bağlanmanı sağlayacak. ” Bu sözler üzerine Nuh adama bu sayıları nasıl aklında tutacağını sordu. Adam Nuh’a “bu sayılar senin aklında kalacak merak etme” dedi. Ve kayboldu.
Nuh kan ter içinde uyandı hemen tulumbanın başına gitti yüzünü yıkadı ve kana kana su içti. Şoktaydı sanki. Yeni bir hayata adım atmış gibiydi. Yaşamı baştanbaşa değişecekti ve yeni bir hayata merhaba diyecekti.
Nuh arayış içine girdi. Kafası allak bullaktı. İki yüz elli yediyi altmış dörtten çıkarıyordu hatta kara köklerini alıyor hatta ve hatta üşenmese faktöriyelini bile alacaktı ve bildiği bütün matematiksel işlemleri yapıyor ama bir türlü anlam ifade eden bir şeye ulaşamıyordu. Belki bir şeyler bulabilirim düşüncesiyle Nuh sahaflar çarşısının yolunu tuttu. Sahaflar çarşısındaki her hangi bir dükkâna girdi. Dükkânda eski kitaplar, tablolar, taş plaklar, eski yüzükler ve antika eşyalar vardı. Gözüne karşılıklı iki vav’ın durduğu bir tablo çarptı. Bu tablo çok hoşuna gitmişti. Mutlaka almalıydı ve evinin en güzel köşesine asmalıydı. Esnafa fiyatı sordu, esnaf tablonun fiyatını 66 TL olduğunu söyledi. Nuh çok şaşırıp afallamıştı. Acaba rüya bu tabloya mı işaretti. Nuh hiç pazarlık yapmadan tabloyu satın aldı. Ama sormadan edemedi esnafa. “Bu tablodaki çift vav’ın anlamı nedir?” diye sordu. Esnaf: Beyim tabloları toptan aldık. Tabloları aldığım kişiye bende sormadım. Hediyelik ise paket yapabilirim tabloyu. Nuh: Sağol amca gerek yok. Hadi eyvallah! Esnaf: Tabloya göre bir poşet verseydim bari. Nuh: Elimde taşırım sorun değil hadi işin rast gelsin. Esnaf: Allah razı olsun.
Rüyasında yaşlı adam altmışaltı sayısından bahsetmişti acaba bu tablo ile mi ilgiliydi. Bu sayı tablonun fiyatına mı işaretti yoksa başka bir şeye mi? Nuh’un kafasında bin tane soru vardı. Bir o kadar da kafasında tilki…
Nuh tabloyu evin en güzel yerine astı çayını alıp tablonun karşısındaki koltuğa oturdu ve uzun uzun düşündü. Koltukta içi geçmişti ve uyuya kalmıştı. Rüya görüyordu: Daha önce gördüğü o yaşlı adam gelmişti rüyasına ve konuşmaya başladı: “ Aferin Şegaf sırrımıza yaklaştın az kaldı bize ulaşmana, Allah’tan sakın ümidini kesme, çaresizlerin çaresi, kimsesizlerin kimsesidir O”. Deyip kaybolmuştu.
Nuh uyandığında vücudu kaskatı kesilmişti. Nuh’un dedesi Nuh’u Şegaf diye severdi. O adam dedesine de benzemiyordu da. Dedesi olamazdı da o adam ne sesi ne de tipi benziyordu dedesine. Kimdi bu adam neyin nesiydi. Evliya mı, derviş mi yoksa bir meczup mu?
Nuh rüyasında mesajı almıştı. Abdest alıp Cami-i Kebir’e gitti. Camiden içeri girip sağa döndüğünde duvarda evdeki tabloda yer alan çift vav siyah boyayla duvara işlenmiş olarak duruyordu.
Yatsı ezanı okunmasına on dakika vardı. Cami imamının yanına gitti duvarda yer alan çift vav’ın manasını sordu. İmam: “Allah’ı simgelediğini söylemişti benden önceki imam, sert mizaçlı bir adam olduğundan fazla soru soramadım.”
Sohbet devam ederken müezzin ezanı gönüllere nakşetmeye başlamıştı. Öyle bir ezan okuyordu ki müezzin, beynamaz olsa insan bu makam sayesinde namaza başlardı. Nuh yatsınamazını eda etti ve tesbihattan sonra evine döndü.
Tablonun karşısına geçmiş “Allah bunun neresinde” diye kendi kendine sordu.
Nuh arada bir mezara gider ölümü düşünür tefekkür ederdi. Sabahın ilk saatlerinde kabristana gitti. Mezar taşlarını okumak istedi sonra aklına dedesinin öğüdü geldi: “Sakın mezar taşlarını okuma unutkanlığa neden olur.” Nuh’un dedesi de eskilerden böyle duymuştu mezar taşlarını okuyunca unutkanlığa neden olacağını. Nuh içinden geçiriyordu: “Zaten Peygamber Efendimiz(s.a.v) zamanında mezar taşı yoktu.Nereden çıkmıştı bu inanç belli değildi.”
Dedesinin mezarına gidip üç İhlas bir Fatiha okudu. Mezarlıkta gezerken rüyasında gördüğü adama benzeyen birini gördü yanını gitti.
- Selamın aleyküm.
- Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. Hayırlı günler.
- Hayırlı günler. Biraz konuşabilir miyiz?
- Tabiki dünyevi ise kabristan dışında bir çay ocağı var orada konuşalım. Ahiretle ilgili ise burada da konuşabiliriz.
- Aslında bilmiyorum.
- O zaman çay ocağına gidelim.
İki çay söyleyip muhabbete başladılar. Sohbette ilk adımı Nuh attı:
- İsminiz nedir?
- Ali Haydar peki seninki güzel yüzlü kardeşim.
- Nuh. Bugünlerde kötü rüyalar görüyorum.
- İyi rüya rahmanidir kötü rüya ise şeytanidir.
- Aslında kararsızım iyi mi kötü mü belli değil.
- Namaz kılıyor musun?
- Cumaları bazen de vakit namazları…
- Ne işle meşgulsün?
- Öğretmenim.
- Perşembeyi cumaya bağlayan gece yatsı namazından sonra Osmancık Mahallesindeki Şegaf Çıkmazı 66 numaralı kapıyı çal.
Nuh’un gözleri kapanmıştı. Çay içtikleri masaya kafayı koyup uyuyakaldı.
Bir buçuk saat sonra “kalk kalk” sesiyle uyandı. Çay ocağının sahibi Nuh’u dürterek uyandırdı. Nuh:
- Noluyor ya, amca nerede?
- Kim nerede?
- Karşımda oturan yaşlı adam…
- Kardeşim sen deli misin kendi kendine sohbet ettin durdun. İki çay söyledin birini içtin diğerini buz gibi yaptın.
- Ben deli değilim burada biri vardı.
- Kardeşim çaylar benden olsun. Şu masadan kalk hele dükkanı kapatacağım.
Nuh oturduğu masaya baktı kendi çay bardağı boştu. Diğer çay bardağı doluydu. Nuh rüyalarında yaşadığı durumun benzerini uyanıkken de yaşamaya başlamıştı.Deliriyor muyum diye düşündü. Kendi kendine anasının babasının ismini ve basit matematiksel işlemler sordu. Çünkü akıl sağlığından endişe etmişti. Nuh kendi kendisine sorduğu soruları tereddüt etmeden ve düşünmeden cevapladı ve delirmediğine kanaat getirdi.
O gördüğü düşte amcanın verdiği adres aklındaydı. 66 numara, Şegaf Çıkmazı bunlar tesadüf müydü, yoksa Allah’ın kuluna bir işareti miydi?
Beklenen gün geldi. Nuh korku ve heyecan içindeydi.Şegaf çıkmazına gitti. Çıkmaz mistik bir ortamı andırıyordu. Çıkmazda taş binalar ve bu binalarda işlemeli tahta kapılar vardı. Kapıların bazılarında Arap rakamlarıyla tarihler yazılı ve yine Arap harfleriyle Allah(c.c) ve Muhammed (s.a.v) yazılıydı. Duvarlarda ise aşere-i mübeşşerenin isimleri yazılıydı.
Nuh 66 numaralı evi buldu. 66 numaralı evin kapısı iki buçuk metre yüksekliğinde, genişliği ise üç insanın rahat girebileceği kadardı.
Büyük işlemeli demir tokmağı üç kere vurdu. Derinden bir ses “geeel” dedi. Kapı biraz aralandı, Nuh kapıyı kol kuvvetiyle ittikten sonra bismillah diyerek tedirgin bir şekilde sağ ayağını içeri attı.
Tek yönlü koridordan ilerledi. Su sesi geliyordu. Sese doğru yöneldi. Çeşmeler vardı. Çeşmelerin başında abdest alan kişileri gördü. Arkadan bir el Nuh’a dokundu:
- Hoş geldin kardeşim.
- Hoş bulduk. Dedi titrek bir sesle.
Nuh neden buraya geldiğini anlattı. Anlattığı kişi gülümsedi:
- Konuşmanda bahsettiğin kişi Ali Haydar Efendi’dir. Onu evinden buraya taşıdık. Dergâhın altında bir oda var kendisini oraya yerleştirdik.
- Kendisiyle konuşma imkânım var mı?
- Kardeşim sadece görebilirsin. Konuşmaya mecali yok.
- Hasta mı yoksa yaşlılığın vermiş olduğu bir durum mu?
- Evet hasta.
- Nedir hastalığı?
- Büyü yaptılar bedeni yorgun düştü.
- Niye büyü yapmışlar Müslüman Müslümana büyü yapar mı?
- Tabi ki Müslüman büyü yapmaz ama sadece Müslümana değil kimseye yapmaz.
- Ne istemişler Ali Haydar Efendi’den?
- Ali Haydar Efendi bizim şeyhimizdir. Kendisi birçok kişi yetiştirdi ve birçok kişinin yetişmesine vesile oldu. Bu yetiştirdikleri kişiler ülkeye ve İslam âlemine çok faydası oldu. Bu yetiştirdikleri insanlardan bir kısmı din âlimioldu ve birçok ateistin Müslüman olmasını sağladı. Şunu da söylemem de yarar var bu yetiştirilen insanlardan bir kısmı da aksiyon adamı oldu. Bu aksiyon adamları birçokuyuşturucu patronunu, dilenci mafyası liderlerini ortadan kaldırdı.
- Yaa çok şaşırdım.
- Hatta din üzerinden para kazanan şarlatanlar bu talebeler sayesinde itibarsızlaşıp insan içine çıkamaz hale geldiler.
- Peki, büyüyü yapanlar tam olarak belli mi?
- Evet belli.
- Kim peki?
- Masonlar.
- Masonlar mı?
- Evet masonlar.
- Peki, beni Ali Haydar Efendi niye çağırdı?
- Bilmem cevabı rüyalarda bulursun belki de. Bu adam Nuh’un rüya gördüğünü nereden biliyordu. Daha önce gelmemişti ki buraya ve bu konudan buradaki kimseye bahsetmemişti.
Nuh dergâhın altına Ali Haydar Efendi’yi görmeye indi. Ali Haydar Efendi hareketsiz duruyordu. Aksakalıgöğsüne kadar uzamış ve kendisine ruhani bir hava katıyordu. Elleri kocamandı ve güven veren bir görüntüsü vardı.
Nuh kendisini dergâhta karşılayan kişiyle sohbete kaldığı yerden devam ediyordu:
- Ali Haydar Efendi hasta olmasına rağmen beni nasıl buldu ya da buldu mu ben mi hayal gördüm. Aslında ne demek istediğimi gayet ne anlıyorsunuz.
- Kardeşim tayyi mekân nedir bilir misin?
- Ne mekân anlamadım.
- Tayyi mekân yani aynı zaman diliminde birkaç yerde bulunma hali.
- Ya kafam iyice karıştı.
- Kardeşim bazı kulların farklı özellikleri olur Ali Haydar Efendi de işte o bazı kullardan. Fazla zorlama bence. Hadi sen evine git dinlen. Dua et.
Nuh dergâhtan ayrıldıktan sonra bağ evine geldi. Açıkçası korkmuştu. Bir rüya sonucu nerelere gelip kimlerle tanışmıştı. Anlam veremiyordu hiçbir şeye.Allah’ım aklıma mukayyet ol diye kısık sesle dua ediyordu. Bu yaşadıkları sadece rüyadan ibaret olsa da uyansam diye yalvarıyordu Allah’a.