11. bölüm · Şegaf

Hayal

Yusuf Biltekin

Nuh rüyalar sayesinde Ali Haydar Efendi ile iletişim kurabiliyordu. Nuh bağ evinde bulunan döşeğe uzanmıştı. Normalde üzerini örterdi ama çok yorgun olduğundan yığılı vermişti. Uyanıklık ile uyku arasındaydı. Odasının tahta kapısı gıcırdayarak açıldı. Elinde bastonuyla beli bükük şekilde Ali Haydar Efendi içeri girdi.
- Nuh kalk evladım.
- Ali Haydar Efendi şey amca aman hocam, dede sen misin?
- Evladım ben Ali Haydar.
- Siz hasta değil misiniz?
Ali Haydar Efendi Nuh’un elinden tutarak hızlıca kaldırdı. Nuh’un gözleri şaşkınlık içerisinde açıldı. Yaşlı bir adamda böyle bir kuvvet nasıl olabilir dercesine bakıyordu.
- Bak evladım seni nerelere götüreceğim.
- Allah’ım yardım et.
- Korkma evladım Allah inananlarla birliktedir.
Ali Haydar Efendi Nuh’un sağ kolunu sımsıkı tuttu. Sanki zaman geriye gitmişti. Mekânın ve zamanın ne içindeydiler ne dışında. Sadece gözlem yapıyorlardı.
Karşılarına Elif Nur çıktı. Ali Haydar Efendi ile Nuh; Elif Nur’u görebiliyorlardı ama Elif Nur onları göremiyordu.
Nuh “Elif Nur” diye seslendi. Ali Haydar Efendi, Nuh’a o seni duyamaz dedi. Ve devam etti bak kolyeyi görüyor musun kızın boynunda saç örgü şeklinde. Evet,görüyorum dedi Nuh.
- İşte o kolyeyi alacaksın kerpeten yardımıyla o saç örgüyü açacaksın her bir kıvrımı açarken Felak ve Nas surelerini okuyup kıvrımın üstüne üfleyeceksin ve böylece üstümdeki büyü kalkacak.
- Nasıl alabilirim? Çalamam ki.
- Hayır, çalmayacaksın tabi ki. Elif Nur’la evlen ve o kolyeyi ondan iste ama evlenmeyi bekleme öncesinde iste.
- Ya vermezse?
- Tatlı dille iste. Söz sihirdir. Peygamber Efendimiz (sav)’in hediyeleştiğini söyle o zaman kalbi yumuşar.
- Tamam inşallah dediğiniz gibi olur.
Nuh bir anda irkilerek kalktı yerinden, yaşadıkları bir rüyadan ibaretti. Ali Haydar Efendi bu sefer ebcedi kullanmadan anlattı.
Nuh nasıl açılacaktı bir tevafukun olması gerekirdi.
Nuh’un içindeki bir ses sahaflar çarşısına gitmesi gerektiğini söylüyordu. Nuh iç sesini dinledi ve sahaflar çarşısına gitti. Bu sefer bir yere bağlı kalmadı birçoksahafa girip çıktı. Gezmekten yorulmuştu. Çarşı içerisinde bulunan bir banka oturmuştu. Göz kapakları baygın bakıyordu. Yanına biri gelmişti:
- Oturabilir miyim birader?
- Tabi, buyurun.
- Selamın aleyküm.
- Aleyküm selam.
- Yorulmuşa benziyorsunuz.
- Evet, biraz yoruldum. Sahafları dolaştım.
- Sever misiniz kitapları?
- Evet, severim siz?
- Ben de severim. Zaten mesleğim bu.
- Sahaf mısınız?
- Evet.
- Nerede dükkânınız? Bu çarşıda mı?
- Yok, burada değil. 20. Caddede 20 numaralı yerde.
- 20lerde nasıl denk gelmiş öyle.
- 20 sana da denk gelsin.
- Yok, ben esnaflıkla uğraşamam.
- 20 sana da denk gelsin.
- Dedim ya ben esnaflıkla uğraşamam diye.
- 66 aynı zamanda 20ye eşittir.
Adam son cümleyi dedi, yerinden kalktı ve hızlıca uzaklaşıp gözden kayboldu.
Nuh alışmıştı artık böyle esrarengiz olaylara. Nuh kendi kendine konuşmaya başlamıştı: “66 Allah’a denk geliyordu. 20, 66’ya eşitse demek ki 20 Allah’ın isimlerinden biri olması lazım.”
Nuh evine geçti ebced hesabıyla 20 sayısının Allah’ın hangi ismine denk geldiğini bulması gerekiyordu.
Eve geçtiğinde bir kâğıda 20 sayısını yazdı. 1 yazdı yanına 19 yazdı. 19’u 10 ve 9 olarak ayırdı ama anlamlı bir şey bulamadı. 2’yi yazdı kâğıda onun yanına da 18’i 10 ve 8 olarak ayırdı yine anlamlı bir şey bulamadı. Aklına evde esmaül hüsnanın anlamlarının yer aldığı bir kitabın olduğu geldi. Kitabı aldı, masaya koydu. Allah’ın isimlerini tek tek incelemeye başladı. Vedud ismine denk geldi. Vav 6’ya, dal 4’e denk geliyordu. Dal’dan sonra vav u sesini çıkarıyordu. Dolayısıyla çift vav ve çift dal’dan dolayı toplam 20 yaptı. Kitapta Vedud ismi için ismi için “muhabbeti artıran, sevgiyi yaratan” yazıyordu.
Nuh abdest alıp 2 rekât nafile namaz kıldı. Namazsan sonra ellerini açtı: “Ya Vedud! Ya Vedud! Ya Vedud! Beni yaratan ve beni rızıklandıran sensin. Ben sana muhtacım. Sevginden, muhabbetinden bir parça ver. Elif Nur ile aramıza muhabbetinden, sevginden saç ikimiz içinde hayırlısını ver. Âmin.”
Vakit epey geçmişti. Yatsı ezanı okumaya başladı. Nuh camiye gitti. Namazı kıldıktan sonra biraz dolaşıp evine geçecekti. Sokakta dolaşırken birinin kendisini takip ettiği hissine kapıldı. Arkasına döndüğünde yaşlı bir adamın geldiğini gördü ve göz göze geldiler. Nuh aldırış etmeden önüne dönüp yoluna devam etti. Bu takip hissinden kurtulmak için farklı sokaklara giriyor. Bazen hızlanıyor bazen yavaşlıyordu. Ama aynı his devam ediyordu. Arkasına döndüğünde yine aynı adamı gördü. Adam:
- Dur!
- Buyurun.
- Biz sizle komşuyuz.
- Bilemedim.
- Geçen gün benim hanımla kızım sizin eve gelmişler. Mağaraya elektrik çekmek için.
- Evet, hatırladım da sanki beni takip eder gibisiniz.
- Evet, takip ediyorum. Konuya nasıl başlayacağımı da bilmiyorum.
- İsterseniz bir kahvehaneye oturalım.
- Olur. Oturalım.
Sokak arasında bir kahve açık bir kahvehane buldular. Elif Nur’un babası söze girdi.
- Bak evladım rüyalarıma giriyorsun. Rüyalarıma bir adam geliyor. Sakallı, sarıklı, cübbeli, cüsseli ve heybetli bir adam. Kızımı seninle evlendirmem gerektiğini söylüyor ve kan ter içinde uyanıyorum. Günlerdir seni uzaktan takip ediyorum. Seni camide görünce gördüğüm rüyanın rahmani olduğuna kanaat getirdim. Oğlum kızımla evlen.
- Kızınızın rızası var mı?
- Konuşurum kendisiyle şu güne kadar sözümden hiç çıkmadı.
- Hayırlısı ne ise o olsun.
- Âmin.
- Âmin.
Adam eve geldi. Elif Nur’a konuyu açtı:
- Kızım bir oğlan var camide gördüm. Daha doğrusu rüyalarımda gördüm ama iyi bir insan namazını kılan birisi. Eğer istersen…
- Baba sen uygun gördüysen bana susmak düşer ama dediğin kişi kim?
- Bizim komşu var ya Nuh, o işte.
Anne:
- Bey benimde aklımdan Nuh geçiyordu. Temiz yüzlü birisi, içime doğmuştu. Allah’tan korkan birine benziyor.
- Sizler uygun gördüyseniz benim içinde uygundur. Ama okulumun bitmesine izin verir mi ya da bekler mi bitmesini?
- Kızım isteme işi olsun bu sonraki mesele bir yolunu buluruz.
- Peki, baba sen daha iyisini bilirsin.
Baba yatsı namazının vaktinin gelmesini bekliyordu.Nuh’la konuşacaktı.
Vakit geldi çattı. Baba namazdan sonra Nuh’u buldu:
- Oğlum yarın akşam ailenle birlikte bize gel.
- Gelirim ama benim kimim kimsem yok. Annem, babam toprak oldu.
- Hiç kimsen yok mu? Hala, dayı, emmi…
- Onlar da uzakta yıllar oldu görüşmeyeli.
- Bak oğul biz Müslümanız. Akrabalarla ilişkileri kesmek pek hoş sayılmaz. Madem akrabaların uzaktalarmış o zaman kendin gel.
- Aslında bir dostum var. İsmi Süleyman onunla gelsem bir mahsuru olur mu?
- Yok olmaz. O da gelsin. Seni daha iyi tanımış oluruz.
Nuh ertesi günün sabahı dergâhın yolunu tuttu. Süleyman Efendi’yi buldu.
Süleyman Efendi’ye durumunu anlattı. Süleyman Efendi durumu memnuniyetle karşıladı ve ardından kızın ahlakını, inanç durumunu sordu. Nuh’da Elif Nur’un ahlakının ve dininin yerinde olduğunu söyledi.
Vakit geldi Elif Nur’un evine gittiler. Kapıyı Elif Nur’un annesi açtı ve buyur etti. Çaylar, kahveler içildikten sonra Süleyman Efendi konuya girdi: “Allah’ın emri Peygamber Efendimiz sallallahualeyhi vesselim’in kavliyle kızınız Elif Nur’u din kardeşim Nuh’a istiyorum.” Elif Nur’un babası: ben Nuh’u tanıyorum Allah’tan korkan birisi. Zaten dinimiz de en uygun evlilik olarak da dine bağlılığı münasip görür.
Kız isteme işi bittikten sonra nişanlılık süresi kısa tutularak düğün tarihi belirlendi. İki taraf da düğünü çalgılı çengili olmasını istemedi.