48. bölüm · Saklı Kalan
48.bölüm
Telefonumu elime aldığımda parmağımdaki yüzüğe bir kez daha baktım.
Hâlâ alışamamıştım.
Ne zaman gözüm takılsa içimde garip bir heyecan oluşuyordu.
Mert’le gerçekten evlenecektik.
Birkaç ay önce bunu bana söyleselerdi muhtemelen gülerdim.
Şimdi ise elimde bunun kanıtı vardı.
Yüzüğün fotoğrafını çekmek için elimi ışığa doğru kaldırdım.
Fotoğrafı çektikten sonra birkaç saniye ekranda inceledim.
Sonra arkadaş grubunu açtım.
Bir süre ne yazacağımı düşündüm.
Sonunda fotoğrafı gönderip altına:
“Size anlatmam gereken bir şey var.”
yazdım.
Telefonu masaya bıraktım.
Daha birkaç saniye geçmeden ekran tekrar yandı.
Zeynep:
“MEYRA?”
Ardından Duru:
Duru:
“Bu yüzük mü?”
Ece:
Ece:
“Bir dakika, bir dakika…”
Baran:
Baran:
“Biz ne kaçırdık?”
Emir:
Emir:
“Bence bayağı önemli bir şey kaçırdık.”
Gülümseyerek telefonu elime aldım.
Tam cevap yazacakken yeni bir mesaj geldi.
Mert:
“Sonunda söylemişsin.”
Bir an ekrana baktım.
Meyra:
“Sen neden gruptasın?”
Mert:
“Ben de merak ettim.”
Zeynep:
“MERT?”
Duru:
“Sen ne zamandır buradasın?”
Mert:
“Bir süredir.”
Ece:
“Bizim haberimiz yokmuş.”
Baran:
“Ben Mert’in burada olduğunu yeni fark ettim.”
Emir:
“Çünkü herkes Meyra’nın fotoğrafına odaklandı.”
Zeynep tekrar yazdı.
Zeynep:
“MEYRA AÇIKLAMA.”
Derin bir nefes aldım.
Meyra:
“Bugün oldu.”
Duru:
“Ne bugün oldu?”
Meyra:
“Yüzük takıldı.”
Grup yeniden karıştı.
Ece:
“Yani…”
Zeynep:
“Yani siz…”
Baran:
“Evleniyor musunuz?”
Bir an durup yazdım.
Meyra:
“Evet.”
Bu kez birkaç saniye hiç kimse yazmadı.
Sonra Zeynep:
Zeynep:
“BEN BUNU YARIN YÜZ YÜZE DİNLEYECEĞİM.”
Duru:
“Kesinlikle.”
Ece:
“Baştan sona anlatacaksın.”
Baran:
“Benim de sorularım var.”
Emir:
“Benim de.”
Mert sadece:
Mert:
“Kolay gelsin Meyra.”
Meyra:
“Sen hiç konuşma.”
Mert:
“Tamam.”
Zeynep:
Zeynep:
“Yarın çardak.”
Duru:
“Öğleden sonra.”
Ece:
“Herkes geliyor.”
Baran:
“Ben geliyorum.”
Emir:
“Ben de.”
Telefonu kapattım.
Yarın gerçekten kaçışım yoktu.
⸻————————
Ertesi gün çardağa vardığımda hepsi çoktan gelmişti.
Zeynep beni görür görmez ayağa kalktı.
“Sonunda geldin.”
“Ne var?”
“Ne var mı?”
Duru da ayağa kalktı.
“Dün gece uyuyamadım.”
Ece:
“Ben de.”
Baran:
“Ben gayet güzel uyudum.”
Zeynep ona döndü.
“Kimse sana sormadı.”
Baran omuz silkti.
“Bilginiz olsun diye söyledim.”
Emir gülerek başını salladı.
“Baran’ın en büyük özelliği, kimse sormasa da fikrini söylemesi.”
“Sen de çok farklı değilsin.”
“Ben en azından konuya göre konuşuyorum.”
“Ben de konuşuyorum.”
“Tamam, tamam.”
Gülerek aralarına oturdum.
Zeynep hemen yanıma yaklaştı.
“Önce yüzüğü göster.”
Elimi kaldırdım.
Zeynep yüzüğe baktı.
Sonra bana.
Sonra tekrar yüzüğe.
“Çok güzel.”
“Teşekkür ederim.”
“Gerçekten Mert seçti mi?”
“Evet.”
Duru hemen araya girdi.
“Peki teklif nasıl oldu?”
“Onu anlatacağım.”
“Ne zaman?”
“Biraz sabredin.”
Ece kollarını bağladı.
“Hayır. Dün fotoğrafı atıp ‘size anlatmam gereken bir şey var’ dedin. Sonra sadece ‘evleniyoruz’ dedin. Biz hiçbir şey bilmiyoruz.”
Haklıydı.
Ben de derin bir nefes aldım.
“Tamam.”
Bir süre hepsine baktım.
“Anlatıyorum.”
Mert’le hastaneden sonraki konuşmalarımızdan başladım.
Onun bana ne söylediğini…
Ailelerin konuşmasını…
Geleceğimiz hakkında yaptığımız konuşmaları…
Ve sonunda teklif ettiği anı anlattım.
Hiçbiri sözümü kesmedi.
Ben anlatırken bazen Zeynep’in yüzü değişiyor, bazen Duru şaşkınlıkla bana bakıyor, Ece arada gülümsüyordu.
Baran bile bu kez sessizdi.
Hikâyeyi bitirdiğimde Emir konuştu.
“Peki sen gerçekten mutlu musun?”
Sorusuna hiç düşünmeden cevap verdim.
“Evet.”
“Emin misin?”
Başımı salladım.
“Evet.”
Zeynep elimi tuttu.
“O zaman başka bir şey söylemeyeceğim.”
Duru gülümsedi.
“Ben de.”
Ece:
“Ben sadece düğün günü ağlamaya hazırlanıyorum.”
Güldüm.
“Daha düğün yok.”
“Olacak.”
Baran:
“Önce kız isteme var.”
Hepimiz ona baktık.
“Sen bunu nereden biliyorsun?”
“Dün aileler konuşurken duydum.”
Emir:
“Ben de duydum.”
Zeynep:
“Yani bugün mü?”
“Evet.”
Duru’nun gözleri parladı.
“Biz de geleceğiz.”
“Annem de gelmenizi istiyor.”
Ece hemen ayağa kalktı.
“O zaman burada daha fazla oturmuyoruz.”
“Niye?”
“Kız isteme hazırlığı var.”
Hepimiz gülmeye başladık.
⸻————————
Eve döndüğümüzde evde tatlı bir telaş başlamıştı.
Annem mutfakta hazırlık yapıyordu.
Sena teyze de yanındaydı.
Zeynep, Duru ve Ece hemen mutfağa geçti.
Ben de Naz’ın yanına gittim.
Onu kucağıma aldığımda küçük ellerini yüzüme uzattı.
“Sen de bugün törene katılacaksın.”
Naz küçük bir ses çıkardı.
“Bence o da heyecanlı.”
Duru yanımıza gelip güldü.
“Annesi evleniyor sonuçta.”
“Daha beş aylık.”
“Hiç fark etmez.”
Zeynep:
“Bence Naz şu an hepimizden daha sakin.”
Ece:
“Kesinlikle.”
Naz’a baktım.
“Sen bugün uslu dur, tamam mı?”
Naz yine küçük bir ses çıkardı.
“Anlaştık.”
Tam o sırada salondan Baran’ın sesi geldi.
“Biz ne yapıyoruz?”
Emir:
“Hiçbir şey.”
Baran:
“Biz de yardım edelim.”
Zeynep mutfaktan seslendi.
“Sen yardım etme!”
Baran:
“Niye?”
“Çünkü kesin bir şey karıştırırsın.”
“Ben mi?”
Emir gülmeye başladı.
“Bence haklı.”
Baran ona döndü.
“Sen benim tarafımda olacaktın.”
“Taraf değiştirdim.”
Hepimiz güldük.
Bir süre sonra annem kahveleri hazırlamaya başladı.
Ben de fincanları dizmeye yardım ediyordum.
Baran ve Emir bir süre mutfağın kapısında bekledi.
Sonra birbirlerine baktılar.
Baran kaş göz işareti yaptı.
Emir başını salladı.
İkisinin bu sessiz anlaşmasını fark ettim.
“Ne yapıyorsunuz?”
“Hiç.”
“Kesin bir şey yapıyorsunuz.”
Baran hemen:
“Yok.”
Emir:
“Gerçekten yok.”
İkisi mutfağa girdi.
Birkaç dakika sonra içeriden fısıldaşmaları gelmeye başladı.
“Ne kadar?”
“Biraz yeter.”
“Pul biber?”
“Onu da çok az.”
Şüpheyle birbirimize baktık.
Zeynep:
“Bunlar kesin bir şey yapıyor.”
Ece:
“Kesinlikle.”
Duru:
“Ben gidip bakacağım.”
Tam o sırada Baran elinde tepsiyle çıktı.
Yüzünde aşırı masum bir ifade vardı.
“Hazır.”
Ben ona baktım.
“Ne yaptınız?”
“Hiçbir şey.”
“Baran…”
“Gerçekten.”
Emir de arkasından çıktı.
“Normal kahve.”
Zeynep gözlerini kıstı.
“Normal mi?”
“Evet.”
Tam o sırada Baran’ın cebinden küçük bir paket yere düştü.
Hepimiz aşağı baktık.
Tuzdu.
Bir an sessizlik oldu.
Baran paketi yerden aldı.
“Bu…”
Ece kahkahayı patlattı.
“Yakalandın!”
Emir başını eğip gülmeye başladı.
Duru:
“Başka ne var?”
Baran sustu.
Zeynep:
“Baran?”
“Bir şey daha var.”
“Ne?”
Emir cevap verdi.
“Pul biber.”
Hepimiz kahkahaya boğulduk.
Tam o sırada Mert salona girdi.
“Ne oluyor?”
Baran:
“Hiçbir şey.”
Mert ona baktı.
“Senin ‘hiçbir şey’ dediğin şeylerden korkmaya başladım.”
Emir gülerek:
“Kahveyle biraz oynadık.”
Mert tepsiye baktı.
“Benim kahvem hangisi?”
Baran:
“Seninki normal.”
Mert şüpheyle baktı.
“Emin misiniz?”
“Evet.”
Mert kahveyi aldı.
Baran’a bakarak:
“Bu sefer inanıyorum.”
Baran gülümsedi.
“İyi.”
Annem başını iki yana salladı.
“Çocuklar, bırakın şu şakaları da gerçek kahveleri hazırlayın.”
Baran ve Emir tekrar mutfağa gönderildi.
Bu kez gerçekten kahve yaptılar.
⸻————————
Akşam yaklaşırken herkes salonda yerini almaya başladı.
Zeynep, Duru ve Ece yanımdaydı.
Annem karşı tarafta oturuyordu.
Sena teyze Mert’in yanında yerini almıştı.
Mert arada bir bana bakıyordu.
Ben de her baktığında gülümsüyordum.
Bir süre sonra kapı çaldı.
Mert’in ailesi gelmişti.
Herkes ayağa kalktı.
Selamlaşmalar yapıldı.
İnsanların yüzünde tatlı bir heyecan vardı.
Ben ise ellerimi dizlerimin üzerinde birleştirmiş, kalbimin sesini bastırmaya çalışıyordum.
Zeynep kulağıma eğildi.
“Heyecanlandın mı?”
“Biraz.”
“Belli.”
“Nasıl belli?”
“Ellerinden.”
Ellerime baktım.
Gerçekten birbirine kenetlenmişti.
Duru gülümseyerek:
“Merak etme.”
Ece:
“Biz buradayız.”
Başımı salladım.
“Biliyorum.”
Bir süre sonra kahveler geldi.
Mert’in önüne fincanı koyduğumda göz göze geldik.
Bu kez kahvesine dikkatlice baktı.
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
“Ne?”
“Hiç.”
“Geçen seferden sonra güvenemiyorum.”
“Bu sefer tuz yok.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Mert küçük bir yudum aldı.
Sonra başını salladı.
“Gerçekten yok.”
Güldüm.
Herkes kahvesini içerken ortam yavaş yavaş sessizleşti.
Mert’in babası derin bir nefes aldı.
Sonra anneme baktı.
“Biz bugün buraya çocuklarımızın mutluluğunu konuşmak için geldik.”
Annem gülümsedi.
Mert’in babası devam etti.
“Oğlumuzun Meyra’yı ne kadar sevdiğini biliyoruz.”
Mert başını öne eğdi.
Ben ona baktım.
“Biz de iki ailenin birbirini tanımasını ve bu güzel başlangıcın hayırlı olmasını istiyoruz.”
Annem başını salladı.
Sonra bakışlar Mert’e çevrildi.
Abim konuştu.
“Mert.”
Mert başını kaldırdı.
“Abi?”
“Sen ne istiyorsun?”
Mert hiç tereddüt etmedi.
“Meyra’yı istiyorum.”
Salondaki herkes sustu.
Mert devam etti.
“Onunla bir hayat kurmak istiyorum. Naz’ın da hayatında olmak istiyorum. Ben bu aileyi gerçekten istiyorum.”
Kalbim hızlandı.
Abim bir süre Mert’e baktı.
Sonra bana döndü.
“Sen ne diyorsun?”
Gözlerimi Mert’e çevirdim.
Mert de bana bakıyordu.
Parmağımdaki yüzüğe baktım.
Sonra yeniden gözlerine.
“Ben de istiyorum.”
Annemin yüzünde büyük bir gülümseme oluştu.
Sena teyze gözlerini silerken Zeynep, Duru ve Ece birbirlerine sarıldı.
Baran Mert’in omzuna vurdu.
“Sonunda.”
Emir gülerek:
“Gözün aydın.”
Mert güldü.
“Sağ olun.”
Naz da o sırada odasından küçük bir ses çıkardı.
Herkes bir anda ona baktı.
Mert gülümseyerek:
“Bakın, o da söz hakkı istiyor.”
Salonda kahkahalar yükseldi.
Ben ise yüzüğüme baktım.
Bir gün önce o yüzüğün fotoğrafını arkadaşlarıma atarken sadece onların tepkisini merak etmiştim.
Şimdi ise aynı yüzükle burada oturuyor, iki ailenin önünde Mert’le kuracağımız hayatın ilk adımlarını atıyordum.
Her şey bir anda olmamıştı.
En azından artık öyle hissetmiyordum.
Aramızda konuşulmayan şeyler konuşulmuştu.
Korkularımızı kabul etmiştik.
Birbirimize yeniden yaklaşmayı öğrenmiştik.
Ve şimdi…
Arkadaşlarım da ailelerimiz de yanımızdaydı.
Mert elimi tuttu.
Başparmağıyla yüzüğümün üzerinden hafifçe geçti.
“Mutlu musun?” diye fısıldadı.
Ona baktım.
“Evet.”
Mert gülümsedi.
“Ben de.”
O an Naz yeniden küçük bir ses çıkardı.
Mert başını ona çevirdi.
“Sanırım kızımız da mutlu.”
Gülümsedim.
“Sen yine her şeyi kendine göre yorumluyorsun.”
“Bu sefer gerçekten öyle.”
Ve ikimiz de güldük.
Bu kez gülüşümüzde korku yoktu.
Sadece biraz heyecan…
Biraz şaşkınlık…
Ve ilk defa gerçekten birlikte kurmaya başladığımız bir gelecek vardı.
