4. bölüm · Saklı Cümleler
Yarım Kalan Mektubun Gölgesi
Bölüm 3: Yarım Kalan Mektubun Gölgesi
Ameliyatın en kritik aşamasıydı. Efsun, Sarp’ın göğsündeki metal parçasını ustalıkla çıkarmış, kanamayı kontrol altına alıyordu. Ancak her bir dikiş, Efsun’un zihninde başka bir zaman dilimine, her şeyin başladığı o sonbahar akşamına açılan bir kapı gibiydi.
Sarp’ın hayati bulguları monitörde dengelenirken, Efsun hemşirenin uzattığı gazlı bezle Sarp’ın göğsünü temizlemeye başladı. O sırada Sarp’ın üniformasının kesilmiş parçaları arasında, cebinden düşen ve hastane yatağının kıyısına sıkışmış olan o nesne gözüne çarptı. Yılların izini taşıyan, kenarları sararmış, katlanmaktan neredeyse yırtılacak hale gelmiş bir kağıt parçası.
Mektup.
Efsun’un elleri havada asılı kaldı. Sarp’ın bilinci hala kapalıydı ama o mektup, orada, bir suç kanıtı gibi yatıyordu. Efsun, mektubu yavaşça eline aldı. Kendi el yazısını tanıdı; gençliğin o aceleci ve tutkulu karakteriyle yazdığı satırları gördü. "Sarp, eğer bunu okuyorsan..." diye başlayan o cümleleri hatırladı. O gece masasına bırakmış, arkasına bile bakmadan çekip gitmişti. Mektubun sonunda, yıllardır kimsenin bilmediği, kendisinin bile kendine itiraf edemediği o son cümle vardı. Sarp, mektubu sadece yanında taşımakla kalmamış, ona bir koruyucu muska gibi sarılmıştı.
Efsun, mektubu Sarp’ın başucundaki masaya, diğer tıbbi malzemelerin arasına bıraktı. O an, Sarp’ın kirpikleri hafifçe titredi. Bilinci, mektubun varlığıyla mı yoksa Efsun’un hemen yanındaki nefesiyle mi bilinmez, yavaşça yerine gelmeye başladı.
Sarp, gözlerini güçlükle araladı. Bakışları bulanıktı ama doğrudan mektuba odaklandı. Sesi, bir çatlak gibi çadırın sessizliğine yayıldı:
"Yıllardır..." dedi, "O son cümlenin ne olduğunu öğrenmek için kaç kez ölmeyi göze aldım, biliyor musun Efsun?"
Efsun, elindeki neşteri kenara bıraktı. Maskesinin arkasından derin, titrek bir nefes aldı. Geçmişin gölgesi, artık çadırın içindeki her köşeye, her bir tıbbi alete sinmişti.
"O cümleyi okumaya hazır mıydın, Sarp?" diye sordu Efsun, sesi beklenmedik bir şekilde titreyerek. "Yoksa sadece yarım kalmış bir hikayeyi tamamlamak mı istiyordun?"
Sarp, Efsun’a öyle bir baktı ki, aralarındaki sınır hattı ve o savaşın dehşeti bir anlığına buharlaşıp gitti. Sarp, elini güçlükle hareket ettirerek sedyenin yanındaki mektuba doğru uzattı. Parmakları kağıdın üzerine değdiğinde, ikisi de yıllardır kaçtıkları o hesaplaşmanın artık tam ortasında olduklarını anlamışlardı.
