37. bölüm · Saklı Cümleler

Sonbahar Yaprakları ve Huzur

Bengişşşş *

Bölüm 36: Sonbahar Yaprakları ve Huzur (Final)
Dağ evinin etrafındaki ağaçlar, sarıdan kızıla dönmüştü. İki yıl geçmişti. Sarp’ın omzundaki o kurşun izi, artık teninde sadece soluk bir anıydı; tıpkı zihnindeki o bitmek bilmeyen savaş taktikleri gibi, hayatının uzak ve tozlu bir köşesine çekilmişti.

O sabah, Efsun’un hazırladığı kahvaltı sofrası, bahçeye bakan geniş pencerenin önündeydi. Sarp, evin bahçesindeki odunları kırarken, güneşin ilk ışıkları yüzüne yansıyordu. Artık omuzlarında bir ülkenin ağırlığını değil, sadece günlük işlerin tatlı yorgunluğunu taşıyordu.

Efsun, mutfaktan çıkıp elinde iki fincan kahveyle Sarp’ın yanına geldi. Sarp, elindeki baltayı yere bıraktı ve alnındaki teri sildi. Efsun, elini Sarp’ın omzundaki o yara izinin üzerine koydu; artık o iz ona korku değil, "kazanılmış bir zaferin" sessiz huzurunu anımsatıyordu.

"Hava soğuyor," dedi Efsun, kahvesinden bir yudum alarak. "Kış gelmeden önce her şey hazır görünüyor."

Sarp, Efsun’a bakıp gülümsedi. Bu gülüş, yıllar önce o ilk ayrılık mektubunu yazdığında dudaklarının ucunda yarım kalan o hüzünlü ifadenin tam tersiydi; şimdi tam, bütün ve huzurluydu.

"Her şey hazır," dedi Sarp. "Eksik olan hiçbir şey kalmadı."

Bahçenin girişinde, köyün çocukları bir oyunun telaşıyla sesleniyordu. Sarp ve Efsun, birbirlerinin elini tutarak o sese doğru yürüdüler. Artık bir emir bekleyen askerler ya da kumpasların içinde ezilen kurbanlar değillerdi. Onlar, fırtınanın ortasından geçip gelen, kendi limanlarını elleriyle inşa etmiş iki insandı.

Ufka baktıklarında, sınırın ötesinden artık sadece rüzgârın sesi geliyordu. Geçmişin gölgeleri, dağların arkasında kalmıştı. Sarp, Efsun’u kendine doğru çekti ve uzun zamandır birbirlerine söylemedikleri o basit gerçeği fısıldadı:

"Evimizdeyiz."

Güneş, dağların ardında batarken gökyüzü mora boyandı. Dağ evinin bacasından tüten duman, gökyüzüne doğru ince bir çizgi gibi yükseldi. Savaşın gürültüsü, yalanların ağırlığı ve vedaların hüznü bitmişti. Geriye sadece iki insanın birbirine olan bağlılığı ve dağların o sonsuz, derin sessizliği kalmıştı.

Ve o evde, artık sadece huzur vardı.