9. bölüm · SADECE - YARI TEXTİNG-

SEVGİLİM

Hikâye Avcısı

Derin bir nefes alarak kafeye adımımı attım. Kasanın önünde bekleyen Mert'i görmemle kalbim hızla atmaya başladı. Ona doğru ilerlediğimde bakışları bana döndü.

"Selam."

"Selam, Mert. Anneni göremedim?"

"Mutfakta da... Annemi nereden tanıyorsun?"

"Buna şaşırmaman gerektiğini biliyorsun. Daha birçok şey biliyorum."

"Haklısın. Ve bir gün bunların ardındakileri öğreneceğim. Ama sana seslenirken sadece demek istemiyorum. Bana başka bir lakap söyle en azından onu söyleyeyim."

"Civciv. Bana civciv de."

"Saçların...Sarı olabilir mi?"

"Bilmem. Esmer de olabilirim, akyaz da, kızıl da, sarışında ya da... Saçlarım yeşil bile olabilir."

"Pekâla... Söylemeyeceksin, belli. Geç otur." dedi bir masayı göstererek.

Sandalyeyi çektiğimde karşıma oturdu. Kasayı görebilecek bir açı da oturuyordu. Amacı gelen müşteriyi görmekti sanırım.

"Nasılsın?"

"İyiyim, sen?"

"İyi ben de... Burada omzuma yaslanamayacaksın..."

Sesi durgun mu çıkmıştı, onun?

"Ne o? Üzüldün mü?"

"Belki de... Yani iyi geliyordu. Bilmiyorum."

"Mert?"

Gelen sese doğru döndüğümde geri zekalı Buse olduğunu gördüm.

"Buse."

"Bu kız kim? Müşteri mi? Ben bakarım geç sen."

"Yok... Benim şeyim o... A-"

"Mert'in sevgilisiyim. Memnun oldum." dedim elimi uzatarak.

Kız hayretle yüzünü buruşturmuş bana bakıyordu.

"Bir sevgilin olduğunu bana söylememiştin."

"Mert yaşadığı her anı sana bildirmek zorunda mı tatlım? Mert arkadaş kim? Ablan mı?" dediğimde Buse renkten renge girmeye başlamıştı bile.

"Kuzeniyim." dedi dişlerinin arasından.

"Ah, çok affedersin. Ben... Yani seni görünce bir 35'in vardır diye düşündüm. Eh mâlum Mert'de 27 olunca doğal olarak ablası sandım. Kusura bakma lütfen." dedim yapmacık bir telaşla.

"22 yaşındayım."

"Gerçekten mi? Tarla işleri ile falan mı uğraşıyorsun çok yıpranmışsın. E dibin de gelmiş sanki."

"En azından senin gibi her yerim makyaj değil. Baban görse tanımaz kızım. Boya ile mi yıkandın anlamadım ki... Amacın makyajla göz boyamak sanırım."

"Yok. Sahte parıltılar uzun sürmez ben senin gibi öyle makyajla ilgi odağı olmaya çalışanlardan değilim."

Aynı gerçekliğin gibi demek istedim. Bir gün herkes herşeyi görecek ve o sahte parıltıların bir işe yaramayacak...

"Bir sakin mi olsanız..?" dedi Mert araya girerek.

"Ben gayet sakinim!"

İkimizde aynı anda konuştuğumuz da Mert iki elini teslim olurcasına havaya doğru kaldırdı.

"Her neyse. Biraz uzaklaşır mısın, tatlım? Sevgilimle vakit geçirmek istiyorum da..." dediğimde sinirle kasaya doğru ilerledi.

"Neden sevgilim olduğunu söyledin?"

"Hiç. Sadece kızı gözüm tutmadı o kadar."

"Buse iyi kı-"

"O kıza iyi dersen seni gebertirim."

"Senin o narin görüşünün altında ne çirkef bir kişilik yatıyormuş ya..."

Bir şey demediğimde devam etti.

"O gün... Bana yalan söyledin. Ses değiştirici kullanıyorsun."

Beklemediğim için duraksadım.

"Nereden çıktı bu, şimdi?"

"İlk gördüğümden beri fark ediyorum. Ama... Neden? Sesinden seni nasıl tanıyabilirim?"

"Tanırsın."

"Öyle olsun."

"Hadi ama Mert... Bunu yapma. Çok yakında tüm yalınlığımla karşında olacağım. Lütfen bekle..."

"Pekâlâ. Bekleyeceğim. Ama bu lütfen uzun bir zaman dilimi olmasın, civciv."

"Merak etme... Yeterince bekledim. Fazlasına sabredecek gücüm yok."

"Mert!?"

Kevser cadısının sesini duymamla gözlerimi devirdim.

"Anne." dedi Mert bıkkınca.

"Buse bu kızın sevgilin olduğunu söyledi?"

"Evet, sevgilim."

"Peki benim niye bundan şimdi haberim oluyor?"

"İlişkiye üçüncü kişi olarak katılmak istediğiniz için mi bu kadar alındınız?" dememle sert bakışları beni buldu.

"Sen aynı..."

Gözleri Buse'ye değdi. Aynı ona benziyorsun, diyecekti. Aynı onun gibi patavatsızsın. Evet, çünkü o bendim. Mert'in sevdiği, civcivi, sevgilisi, her şeyi bendim.

"Ben aynı..?"

"Patavatsız aptal bir tanıdığıma benziyorsun."

Bana aptal demesi zerre umurumda olmazken konuştum.

"Öyle mi? O da benim gibi çok mu güzeldi?"

"Yok. Bunu diyeceğimi hiç tahmin etmezdim ama... En azından onun saçları doğaldı." dedi gözlerini devirerek.

"Ya? Belki de boyatmıştır da belli olmuyordur?"

"Yok canım. Kızın basbayağı doğal pamuk gibi saçları vardı işte..."

"Yenge!" dedi Buse sitemle.

"Ah, affedersin canım. Bazen ağzımdan kaçırıyorum. Fiziki görünüşünün aksine kişiliği berbattı."

"Kimden bahsediyorsunuz?" diyen Mert'le gözlerini kısa süreliğine ona değdirdi.

"Sen tanımazsın, canım."

"Pekâlâ... Sevgilimle tanımadığımız bir insanı çekiştirmeniz bittiyse lütfen gider misiniz? Yalnız kalmak istiyoruz."

"Sen benim kafemden beni mi kovuyorsun?" dedi hiddetle.

"Aslında küçük bir ricaydı ama siz nasıl algılarsanız."

"A, şimdi de algısı kapalı dedi! Duydun mu, Mert!?"

"Pekâlâ... Siz bugün bizi rahat bırakmayacaksınız, anlaşıldı. Eve geçince ararım, görüşürüz aşkım." dedim Mert'in yanağına doğru eğilip öperek.

Özlemle birkaç saniye öyle kaldıktan sonra geri çekildim.

Gülümseyerek arkamı dönüp uzaklaştım.

Siyah Maserati'nin kapısını açarak bindim. Mert'in bana baktığını gördüğümde gülümseyip gaza bastım.

Cennetten ayrılıp cehenneme adımlamak pek güzel hissettirmese de aklıma Mert'i öptüğüm gelince o karamsar bulutlar yok oluyordu.