15. bölüm · SADECE - YARI TEXTİNG-
PİKNİK
Mert'e geldiğimi haber veren bir mesaj atmıştım. Geldiğinde gaza bastım.
"Yüzü nasıl oldu demiştin?" dedim sırıtarak.
"Kıpkırmızı oldu. Annem biraz sorun çıkartsa da... Hallettim."
"İstediği kadar sorun çıkartsın. Şu saatten sonra oğlunu bırakmaya niyetim yok."
Mert bu dediğime gülümseyip konuştu.
"Senin için limonlu kek aldım, yanıma." dedi elindeki poşeti kaldırarak.
"Teşekkür ederim, çok tatlısın. Çok güzeldi, geçen de. Kim yaptı?"
"Ablam."
İnci...
"Elinin lezzeti çok güzel, ablanın eline sağlık."
"Afiyet olsun. Eve öyledir. Laf aramızda annemden de iyi yapar."
"Ablan nasıl? Evli mi?"
"Evet, evlendi. Bir tane oğlu var."
En son nişanlılardı demek evlenmişti.
"Öyle mi? Oğlunun adı ne?"
"Ege."
İnci, Deniz ve Ege...
"Ailecek çok uyumlu, isimleri."
"Ablamla eniştemin adlarını biliyor musun?"
"Hı hı. İnci ile Deniz. Deniz'in İncisi..."
"Beni nereden tanıyorsun? Üstelik sadece beni değil. Ailemi de tanıyorsun."
"Mert... Biliyorum çok zor. Ama yemin ederim ki söyleyeceğim. Çok az. Çok az zaman ver."
Bir cevap vermemesiyle yolculuğumuz sessizce devam etmişti.
Bir parka vardığımızda arabadan inip sepeti elime alacakken Mert benden önce davrandı.
Onun bu davranışına gülümseyerek etrafta göz gezdirdim.
"Şurası nasıl?" dedim bir köşeyi işaret edip.
Onayladığında piknik örtüsünü serip oturduk. Kahvaltılıkları çıkarırken konuştum.
"Bak bu su böreğini ben yaptım." dedim tabağına iki dilim koyarak.
Su böreğinden bir ısırık aldığında beğeni dolu bir mırıltı çıkarttı.
"Çok güzel olmuş, eline sağlık."
"Afiyet olsun." dedim tebessümle.
"En sevdiğin renk ne?"
"Neden? Yani şu an neden soruyorsun ki?"
"Senin hakkında ufak da olsa bilgi sahibi olabilmek için."
"Sarı ile kahverengi."
"Sarı ile kahverengi... Biraz uyumsuz gibi..?"
"Sen bir de onları yan yana gör. Gayette uyumlular. Bırak gayeti çok uyumlular."
"Öyle mi?"
"Hı hı. Senin en sevdiğin renk ne?"
"Biliyorsundur diye düşünmüştüm."
"Biliyorum zaten. Öylesine sormuştum."
"Hangi rengi seviyormuşum?"
"Sarı."
"Hayır, beyaz."
Sarı...
"Sarı sanıyordum."
"Demek ki seninde yanıldığın konular varmış."
"Hiçbir insan kusursuz değildir."
"Kusurlu olduğunu mu iddia ediyorsun?"
"Kusurlu kusursuz olduğumu iddia ediyorum."
"Bazen... Garip konuşuyorsun. Geçenlerde de sadece olmaktan kurtulmak istemiyorum sadece olmayı seviyorum, sadece olmaktan kurtulmak istiyorum, dedin. Kafamı fena karıştırıyorsun."
"Çok yakında anlayacaksın."
"Çok yakında bilmem ne kanal da başlayacak diyen dizi tanıtımları gibisin. " dedi gözlerini devirerek.
"Allah Allah. Beğenemediniz mi, beyefendi?"
"Yani... Sabırsız bir insanımdır."
Tam bir cevap verecekken gelen miyavlama sesine döndüm.
Sarı yeşil gözlü tatlı bir kedi bana bakarak miyavlıyordu.
"Mert, şunun tatlılığına bak!" diyerek Mert'e baktığımda onun da gülümseyerek kediye baktığını gördüm.
Önümdeki salamları yere bıraktığımda kedi salamlara doğru yaklaştı. Yemeğe başladığında onu seyrediyorduk. Kedilerin her şeyi mi tatlı olurdu?
"Adı...Güneş olsun mu?"
"Olsun." dedi Mert tebessümle.
Güneş salamları bitirdiğinde boşalan salam kabına yanımızdaki şişeden süt doldurup Güneş'in önüne koydum.
Lıkır lıkır içmeye başladığında kulağıma gelen ses gülümsememi büyüttü.
Sütü bitirdiğinde yanıma doğru gelip sırnaşmaya başladı. Kafasını elime yaslıyordu. Gülerek onu sevmeye devam ettiğim sırada bir flaş patladı. Bunun Mert'in telefonundan geldiğini birkaç saniye sonra fark edebilmiştim.
"Ne yapıyorsun?" dedim gülerek.
"Anı bitiktiriyorum."
Güneş bu sefer de Mert'e yaklaştığın da telefonumu elime aldım. Mert onu severken birkaç fotoğraflarını çekmiştim. Güneş son kez miyavlayıp gözden kayboldu.
Keyifle portakal suyundan bir yudum aldım.
Ve o an bir şey fark ettim. Bu kahvaltı, son beş yıldır yaptığım en huzurlu ve mutlu eden kahvaltımdı.
"Onu eve götürmek isterdim ama... Burada kalması daha iyi sanırım."
O piç kedi olduğuna bakmaz bana mutluluk verdiğini görürse öldürürdü.
"Belki bir gün... Bir kedi sahiplenirsin."
"Belki bir gün..."
Belki bir gün o adamdan kurtulursam.
Belki bir gün Mert'e yeniden kavuşursam.
Belki bir gün Mert'le evlenirsem.
Belki bir gün umut bizim için yine var olursa...
