17. bölüm · SADECE - YARI TEXTİNG-
PENCERE
Kenara dayatılmış olan merdiveni taşıyarak Mert'in odasının önüne bıraktım. Merdivenden çıkınca dikkatle çatıya çıktım. Yavaşça pencereye yaklaştığımda Mert'i sırtüstü uzanmış sağ elinde telefonu çevirirken gördüm.
Pencereyi hafifçe tıklattığım da bir an irkilse de büyük ihtimal yanlış duymuş olacağını düşünerek tavanı seyretmeye devam etti.
Tekrar tıklattığım da hafifçe kalkıp pencereye doğru baktı. Beni gördüğü an şaşkınlıkla duraksadı. Birkaç saniye şaşkınlığını üzerinden atmaya çalıştı.
Pencereye doğru yaklaşıp açtığında konuştu.
"Senin... Burada ne işin var?" dedi şaşkınlıkla.
"İstemiyorsan gideyim?" dedim alayla.
"Yok, şaşırdım sadece."
"Mert. Geçebilir miyim, artık? Hava çok soğuk ve donmaya başladım bile."
"Ha tabii geç."
Kenara çekildiğinde ayakkabılarımı çıkararak pencereden atladım. Pencereyi kapatarak ona doğru döndüm.
"Neden geldin falan diyeceksen diye söylüyorum. Seni özledim."
"İşin var sanıyordum." dediğiyle şaşkınlıkla ona baktım.
Mert bana trip atıyordu.
MERT BANA TRİP ATIYORDU!
Sevinçle boynuna atladım.
"Bana trip atıyorsun, şu an!"
Geri çekildiğimde Mert kaşlarını çatmış bir şekilde bana bakıyordu.
"Sana trip atıyorum diye sevindin mi sen az önce?"
"Evet! Kaç yıldır bunu bekliyorum ben senin haberin var mı?!"
"Sadece ad. Adını söyle. Ne olur, söyle." dedi güçsüzce.
"Söyleyemem. Söyleyemem, Mert. Ne olur anla beni. Ne olur duy sesimi."
Mert derin bir nefes vererek yatağına oturdu. Başını ellerinin arasına aldığında yanına geçtim. Bir eline uzandığım da konuştum.
"Lütfen beni anla... Yapamam. Bak zamanı geldiği an her şeyi anlatacağım."
Bir şey söylemediğinde derin bir nesef alıp ayağa kalktım.
"Ben gitsem iyi olacak." diye ayaklanır pencereye doğru ilerledim.
Elim kulpa gittiğin de arkamda ki varlığını hissedebiliyordum.
"O halde zamanı gelsin, Ece."
Duyduğum şeyle donakaldım.
Mert...Beni tanımış mıydı?
