8. bölüm · Ruhumun Katili “Halloween”

6. Bölüm

YİĞİT MUSUL

26 EKİM ÇARŞAMBA

01.39

Gelen haberden sonra Adrian, Boris ve ben alel acele evden çıkmış ve hastaneye gelmiştik. Şu an da ise Adrian, Boris, Mary, Olivia'nın annesi Dehael Hanım ve ben ameliyathanenin önünde Olivia'nın haberini bekliyorduk. Yaklaşık 2 saattir içerideydi.

Ameliyat hanenin kapısı açılınca hepimiz oturduğumuz yerden kalkıp doktora doğru ilerledik. "Nasıl geçti?" diye sordu Mary, sesi titriyordu. "İç kanama vardı durduk fakat ne yaptıysak sağ elini açamadık, geldiğindeki gibi çok sıkı bir şekilde elini sıkıyor Olivia. Üzgünüm ama felç kalmış olabilir. Ama sakin olun bunu Olivia uyanmadan öğrenemeyiz. Şu an tek yapabileceğimiz uyanmasını beklemek." dedi doktor.

"Peki ne zamana uyanır?" Dehael hanım sorusunu yönelttiğinde doktor ona döndü. "Şu an net bir şey söyleyemem ama biraz uyutmamız gerecek. Sert darbeler almış bu onun acısını azaltmamıza yardımcı olacaktır" dedi doktor ve yanımızdan ayrıldı. Doktor yanımızdan ayrıldıktan birkaç dakika sonra Olivia'yı ameliyathaneden çıkarttılar.

Sedyede baygın yatan Olivia'nın yanına koşan Mary'nin arkasından ilerledim. Olivia bembeyazdı tıpkı bir ölü gibiydi yüzü, üşümüştü. Koluma dokunan el ile bakışlarımı ilk önce dirseğimdeki ele sonrasında ise elin sahibi Adrian'a çevirdim. "Dondun bir şey mi oldu?" bakışlarım Adrian'ın arkasına kaydığında az önce önümdeki sedyenin asansörlere doğru ilerlediğini fark ettim.

"Hayır, yok bir şey gidelim" Adrian'ın cevabını beklemeden Diğerlerinin arkasından onlara yetişmek için hızlı adımlar atmaya başladım. Asansöre bindikten sonra görüş alanımı Mary'e ve sanki hiçbir şey olmamış gibi görünen annesine çevirdim. Ne bu ifadesizlik? Olivia'yı odasına bırakan hemşireler genel bilgilendirme yaparak bizi odada yalnız bıraktılar. "Karr amca nerede?" Boris'e kafamı çevirdiğimde aynı ifadesizliği ile Olivia'nın yanındaki oturan Dehael Hanıma sorusunu yönelttiğini gördüm. "İş toplantısın da" toplantısında dedi tırnakları ile oynayan Dehael Hanım. Bu kadın ya delirdiği için böyle hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu ya da Olivia onun gerçek kızı değildi bu konumda 1. seçeneğin gerçek olmasını dilerdim.

"Siz şaka mısınız?" dedi tekrardan ayağa kalkan Boris. "Haber verdiniz mi Karr Bey'e?" dedi bu sefer Adrian. Ben camın önünde oturmuş odayı izlerken. "Evet verdim" dedi sadece Dehael Hanım. "Ve gelmedi öyle mi?" sorum ile Mary'nin bakışları bize döndü. "Yeter susun artık dilenmesi gerek" dedi Olivia'yı işaret ederek. Boris tekrardan koltuğa otururken Adrian yanıma gelip dışarıda etkisini sürdüren yağmuru seyretmeye başladı.

Saat gecenin ikisine gelirken Olivia kapalı olan elini hafif açıp tekrar sıkınca soluğumu yanında aldım. "Elini oynattı." Mary'de yanıma gelirken Adrian odadan dışarıya çıktı. Büyük ihtimal doktoru çağıracaktı. "Hadi uyan Olivia bak gözlerinin altı morarmış kendine gelmen lazım yoksa erken yaşlanırsın." dedi Mary ama Olivia'nın yüzü berbat bir haldeydi sadece göz altı morlukları değil her yeri yara içindeydi.

"Tamam, geliyorum" Dehael Hanım elindeki telefonu kapatarak yanımıza geldi. "Karr gelmiş otoparkta yer arıyormuş onun yanına gidiyorum ben." dedi ve cevabımızı beklemeden odadan dışarı çıktığı sırada içeriye doktor ile Adrian girdi. Bu kadın cidden çok ama çok umursamazdı.

"Bana yer açar mısınız lütfen" doktoru işittikten sonra birkaç adım geri çekildik. Doktor Olivia'nın ilk önce göz kapaklarını tek eli ile açıp diğer elindeki feneri kızın gözüne tuttu. Ardından sağ elini eline alarak bileğini ovmaya başladı. Olivia elini hafif gevşetti. "Sonuçlar iyi gözüküyor, Görüyorum ki elinde bir kâğıt parçası tutuyor. Önemli bir şey olabilir bu durumda da psikolojik olarak yumruğunu sıkmış olabilir kâğıdı korumak için. Zorlamak yerine uyanıp kendisinin açmasını beklemeliyiz." dedi doktor ve geri çekilip yüzümüze baktı.

"Tomografi sonuçları çıktı. Ve sonuçlar gösteriyor ki..." bir süre sessiz kaldıktan sonra tekrar konuşmaya başladı doktor. "Kaza da kafaya fazla darbe almış gibi görünmüyor ve kafasına sert bir cisim ile vurulduğunu söyleyebilirim." Mary, Olivia'nın yanındaki sandalyeden kalkıp yanımıza geldi. "Yani diyorsunuz ki kız kardeşim bir plan dahilinde kaza yapmış olabilir." dedi eli ile Olivia'yı gösterirken.

"Bunu bilemeyiz polis memurları olayı çözecektir ama ilk önce kardeşinin uyanıp kendisinin anlatması gerecek." dedikten sonra doktor V Olivia'nın yanına giderek kolundaki serumu çıkarttı. "Yarım saate kalmaz uyanır." dedikten sonra bize veda ederek odadan çıktı.

Dakikalar dakikaları kovalarken ben ve Boris koltuğa oturmuş yeri seyrediyorduk. Mary ve Adrian ise odanın içinde turluyorlardı. "Ama bu nasıl olur." dedi Adrian. Yere diktiğim gözlerimi yukarı kaldırarak Adrian ve Mary'e baktım. Oturduğum koltuktan kalkıp 1. katta olan odanın penceresinden dışarıya çevirdim gözlerimi, yağmur etkisini kaybetmeye başlamıştı. "Belki de katilin oyununa denk geldi, Olivia?" dediğimde koridordan bir kadın çığlığı duyuldu. "Çabuk polislere haber verin!"

Gelen yardım çığlığından sonra Adrian ve Mary dışarı fırladı bizde arkalarından giderken bu sefer Mary'nin çığlığını duydum. Biz adımlarımızı daha da hızlandırıp dışarı çıktığımızda Mary, Adrian ve diğer hastane çalışanlarının artı hastaların kilitlendiği noktaya bakışlarımızı çevirdik. Gördüklerim ile benim de olduğum yere çivilenmem bir oldu.

Doktor V. Hastane koridorlarında bulunan sandalyelerden birine oturtulmuş sol eli kafasının bir ucundan girip diğer ucundan çıkan bıçağı tutarken gülümsüyordu. Gülümsüyordu çünkü yanakları gülümsemesini sağlamak için iki iğne tarafından iğnelenmişti.

*

"Peki çıkabilirsiniz." dedi polis memuru. Ben hastanenin müdür odasından çıkarken diğer sorgulanacak olan kişi içeri giriyordu. Olivia'nın odasına girdiğimde ikizlerinin ailesinin hala daha gelmediklerini gördüm. Gidip diğerlerinin yanına oturduğum da Boris konuştu. "Büyük bir oyunun içerisindeyiz. "Adrian ayağa kalkıp pencerenin önüne gitti. "farkındayım hatta farkındayız"

"Peki ne yapacağız?" dedi Adrian'ın yanına giden Mary. "Biz bir şey yapamayız polislerin iz bulmasını bekleyeceğiz" derken oturduğum yerden kalkarak Olivia'nın yanına ilerledikten sonra ayak ucuna oturdum. Odanın sessizliğini açılan kapının sesi bozdu, gelenleri görmek için kafamı kaldırdığımda gelenlerin ikizlerin annesi ve babası olduğunu gördüm, sonunda ortaya çıkmışlardı.

"Çocuklar, neler olmuş böyle?" İkizlerin babası Karr THOMAS konuştuğun da hepimizin bakışları ona döndü. Mary oturduğu yerden kalkıp babasının yanına giderek her şeyi anlatmaya başladı. "Olivia'nın durumu nasıl?" diye sordu bu sefer koltuğa oturan elli beş veya altmış yaşlarında olan THOMAS. Kızının yanına bile gitmemişti. Gitmeyi bırak Olivia'nın yüzüne bile bakmamıştı. "Yüzüne bile bakmadığınız, Toplantınızı onun için bölmediğiniz kızınızın durumu kritik ama birazdan uyanır demişti. Doktor V." Aklımdan geçenleri birebir Karr Amca'nın gözlerinin içine bakarak söylerken son cümlemde sesim kısılmış ve bakışlarım yere kaymıştı.

Karr amca bir şey dememiş uzunca düşünmüştü. Herkes susmuştu, kimseden ses çıkmıyordu. Aramızdaki sessizlik ayak ucunda oturduğum Olivia'nın kıpırdanması ile bozulmuştu. Herkes Olivia'nın başına koşarken, Olivia yavaş yavaş gözlerini açıyordu.

Sakince oturduğum yerden kalkıp koridora çıktım. Doktor çağıracaktım. Odadan çıkıp kapısını çektikten sonra gözlerim doktor V'yi bulduğumuz yere kaydı. Ceset kaldırılmıştı ve temizlenmişti. Gözlerimi hızla oradan ayırırken kat hemşirelerinden birini bulup haber verdikten sonra odaya döndüm.

Herkes Olivia'nın başına toplanmıştı. Karr amca hariç. O hala koltukta oturmuş ve yere bakarak düşünüyordu.

Kapıdan uzaklaşarak sedye de içi boş bakan gözleri ile yatan Olivia'nın yanına ilerledim. Doktor kontrolleri yaptıktan sonra Olivia'nın yanında 2 kişinin kalmasının daha iyi olacağını söyleyerek odadan çıkmıştı.

Mary bitkin bir halde olduğu için Boris onu kafeterya ya indirmişti. Karr amca ve Daheal Hanım da eve gidip Olivia'ya ve Mary'e bir şeyler getireceklerini söyleyerek odadan ayrılmışlardı. Odada ben ve Adrian kalmıştık. Ama Adrian da yorgun olduğundan koltukta uyuya kalmıştı. Şimdi ise Olivia ile cama vuran Ay'ın ışığını izliyorduk.

"Chris" Olivia'nın bana seslenmesi ile ona doğru döndüm. "Efendim?" Ben Olivia'ya döndüğüm an Olivia kapalı olan sağ elini açtı ve avucundaki kâğıdı bana gösterdi. "Bu ne?" Dedim hem olayın şokunda hem de kâğıdın şokunda...

(YAZARDAN)

Olivia eve geldikten hemen sonra üstünü değiştirerek tekrardan evden çıkmıştı. Ve herkesten sakladığı erkek arkadaşı Marco ile buluşacaktı. Evet ikizinden bile saklıyordu sevgilisini çünkü henüz yenilerdi ve kimsenin bilmesini istemiyordu.

Arabasına binip çantasını yan koltuğa bıraktıktan sonra anahtarı yerine yerleştirdi ve motoru çalıştırdı. Fakat bilmediği bir şey vardı. Frenleri tutmayacaktı çünkü balataları koparılmıştı.

Arabasını evlerinin bahçesinden çıkarttıktan sonra toprak yolda ilerlemeye başladı. Yolun 15. Dakikasın da arkadaki araba dikkatini çekmişti Olivia'nın. Arabanın onu takip edip etmediğini anlamak için yolunu değiştirdi birkaç sefer. Ve evet takip ediliyordu. İzini kaybettirmek için hızını arttırdı. Aynadan arkaya bakmak için gözünü yoldan ayırdığın da virajı fark etmedi ve arabası takla attı.

Araba 5 takladan sonra durduğunda Olivia zorda olsa kendini dışarı atabilmişti ama kafasında büyük bir yara vardı ve bu canını çok yakıyordu. Olivia yerde can çekişirken gözlerinin önünde bir çift siyah çizmeler belirdi. Ardından o siyah çizmelerin sahibi eğildi ve Olivia'nın sağ eline uzanıp kendi avuçlarını arasına aldı. Siyah çizmeli adam Olivia'nın avucuna kâğıt parçası bıraktı ve kızın avucunu sıkıca kapattı. "Bu kâğıdı diğerlerine de göstermeni istiyorum. Yoksa seni de çok sevgili arkadaşlarını da öldürürüm" dedi ve kızın saçlarını kavradı ardından Olivia'nın kafasını iki kere yere sertçe çarptı.

Kız bilincini kaybettikten sonra adam, kızın saçlarını bıraktı ve kendi arabasına ilerleyip yoluna devam ederken hastaneye aramış ve kazayı söyledikten sonra telefonu arabanın açık camında dışarıya fırlatmıştı...

(CHRİS)

"ASIL ŞİMDİ BAŞLIYORUZ. TAVSİYEM BİR ARADA KALMANIZ. UNUTMAYIN ASIL CADILAR BAYRAMI BUGÜNDEN SONRADIR."

Beşimizde odanın içinde oturmuş kâğıtta yazanların gerçekliğini sorguluyorduk. Dışarı da ki yağmurun şiddetli damlaları cama vuruyordu. "Neden biz?" Gözlerimi Boris'e çevirdim. Odanın için turluyordu. "Yerine otur artık Boris, başımı döndürdün." Boris ilk önce Olivia'ya baktı sonradan da koltukta oturan Adrian ve Mary'nin yanına oturdu.

Doktorlar odada iki kişinin kalmasının uygun olacağını söylese de kimsenin odadan çıkmaya niyeti yok gibiydi. Biz tekrardan sessizliğe düştüğümüzde odanın kapısı açıldı ve içeriye haber verdiğimiz polis ekipleri girdi. Sorgudaki kişiler değildi bu sefer memurlar. Demek ki nöbet değiştirmişlerdi.

"Merhaba" dedi ben öndeki polis memuru. Uzun boyu ve kumral saçları ile bize selam verdikten sonra Olivia'ya döndü yeşil gözleri. "Kendinize geldiyseniz olayı anlatır mısınız?" adam Olivia ile konuşurken diğer iki polis memurundan birisi ses kayıt cihazını hazırlıyordu diğeri de Olivia'nın ifadesini yazmak için masaya oturmuş hazırlanmıştı. Olivia oturduğu yerden doğruldu ve olayı anlatmaya başladı.

"Ben evden arkadaşım ile buluşmak için çıkmıştım. Evden kasabanın içine bağlanan toprak yolda ilerliyordum. Biraz süre geçtikten sonra arkamda bir araba fark ettim ve takip edildiğimi düşündüm. Yolumu birkaç kez değiştirdim fakat arabadan kurtulamadım en sonunda da hızımı arttırmıştım aynadan kontrol etmek istedim. Bakışlarımı birkaç saniye yoldan ayırdığımda olanlar oldu" derin bir nefes aldı Olivia ve tekrar devam etti.

"Virajı fark etmedim. Firene bastım fakat frenlerim tutmadı ve araba takla attı. Kaç takla attığını sayamadım. Araba takla atmayı bırakıp durduğunda kendimi zorda olsa dışarıya atabilmiştim. Ama çok zaman geçmedi araba biraz gerimde durdu ve birisi indi. Gözlerimin önünde sadece siyah çizmelerini görebildim o kişinin ama bir adam olduğuna eminim. Kafamı yüzüne bakmak için kaldıramadım. Başımda inanılmaz derece bir ağrı vardı." anlattıkları ona zor gelmiş gibi sustu ve yanındaki sürahiden kendisine su doldurup içti. Bizde olayı yeni duyuyorduk polisler ile.

"Sonra elimi kendi ellerine aldı ve bir kâğıt bırakıp elimi sıkıca kapattı. 'Bu kâğıdı diğerlerini de göstermeni istiyorum yoksa seni de çok sevgili arkadaşlarını öldürürüm' dedi. Ve ellerini kafama geçirip kafamı yere vurmaya başladı ve ben orada bilincimi kaybettim. Sonra da gözlerimi açtığımda hastanedeydim zaten" Olivia sözlerini tamamlar tamamlamaz Adrian ayağa kalktı ve kâğıdı polis memuruna uzattı.

Polis memuru kâğıdı incelemiş sonrasında yanındaki polise vermişti ve oda kâğıdı cebinden çıkarttığı delil poşetine koymuştu. "Peki arkadaşınız kimdi?" Olivia herkesten gözlerini kaçırarak yere baktı.

"Marco, sevgilim kendisi. Marco HARLY" Mary ayağa kalkıp kardeşinin yanına gidecekti Boris onu kolundan tutup tekrardan oturttu. "Şimdi değil."

"Tamamdır" dedi sorguyu yapan polis ve masada duran adamdan kâğıdı ve kalemi alıp Olivia'ya uzattı. "İfadenizi onaylıyor musunuz?" dedi polis memuru. Olivia kâğıdı ve kalemi alıp imzaladı. "Onaylıyorum."

Polisler odadan çıkarken Olivia'nın sevgilisi Marco'yu da sorgulayacaklarını söyleyerek yanımızdan ayrıldılar. Mary ayağa kalkıp kardeşinin yanına ilerledi. "Bize neden söylemedin Olivia?" dedi ve eliyle bizi gösterdi. "Kasaba da katil dolaştığını biliyorsun en azından bize veya bana söyleyebilirdin" Mary haklıydı, kasaba da bir katil dolaşırken bize söylemesi gerekirdi.

"Henüz çok yeniydik bir hafta oldu kızmayın. Yani kesin miyiz değil miyiz belli değildi o yüzden söylemedim." Olivia'nın gözleri dolduğunda gözlerini kaçırdı. Mary ise uzanarak kardeşine sarıldı ve o sırada gökyüzünde çok şiddetli bir gök gürültüsü oluştu. Evren bile şu an ki halimize acıyordu...

*

Hava aydınlanıyordu. Gökyüzü yavaş yavaş beyaza dönerken yağmur durmuştu. Odadaki herkes bir köşede uyumuştu, ben ve Adrian hariç. İkimizde pencerenin önünde olan boşluğa oturmuş hastanenin bahçesini izliyorduk. "Ne düşünüyorsun?" sadece omuzumu silkmekle yeltendim Adrian'a. "İkizlerin anne babası neden bu kadar umursamaz davranıyorlar?" bu seferde benim soruma Adrian omuz silkmişti. "Bilmiyorum"

Gözlerimi duvarda asılı olan saate çevirdim. Saat 06.53'tü. Yaklaşık 8 saattir hastanedeydik ve gram uyku girmemişti gözüme. Gözlerimi kapattığım an o geceye gidiyordum.

"Tamda unutmaya karar vermiştin bu yıl" bakışlarımı Adrian'a çevirdim. Yüzümde hüzünlü bir tebessüm oluştu. "Aynen."

Saat dokuza gelirken herkes uyanmış ve odaya hemşireler kahvaltı getirmişti. Kahvaltı tabağında çorba, bir tabak salata, yumurta ve ekmek vardı. Olivia çorbasını kendisi içerken bir yandan da o çok sevdiği sabah programını izliyordu, hastane odasındaki küçük televizyondan.

Kaşığımı alıp çorbaya birkaç kez batırıp çıkardım ve en sonunda hiçbir şekilde iştahım olmamasına rağmen bir iki kaşık çorba içtim. Kendimde olmam gerekiyordu.

Odadaki herkes kahvaltısını yaparken doktor gelmiş Olivia'nın durumunun iyi olduğunu ve akşam taburcu olabileceğini söyleyip çıkmıştı odadan.

Kahvaltımız bittiğinde ise ikizlerin ailesi gelmişti. "Günaydın" dedi Dahael Hanım. "Günaydın anne." Olivia hiç de farkında değildi ailesinin onunla ilgilenmediğinin. Dahael Hanım ve Karr amca kızının yanına ilerleyip durumunu sormuş ve ne zaman taburcu edileceğini konuşmuştu.

Boris saat 17.00'a yaklaşırken eve duş almak ve akşam bende buluşmak için yanımızdan ayrılmıştı bizde saat 18.30 gibi Olivia taburcu edildikten sonra Adrian ile ayrılmıştık.

Bahçeye adım attığımda gözüme çarpan ilk şey yapay kanların yağmur sayesinde silinmesi olmuştu. Yavaş adımlar ile evin kapısına ilerlerken yan evin kapısı açılmış ve Terra çıkmıştı. "Chris"

"Efendim Terra?" bahçelerimizi ayıran çitlerin yanına gelmişti. "Geçmiş olsun Olivia'nın başına gelenleri duydum. İyidir umarım?" ne çok meraklısın sen Terra. "Evet iyi taburcu oldu ama şimdi izninle uyumak istiyorum. Tahmin edersin ki çok yorucu bir gece oldu." Terra ile orada vedalaştıktan sonra eve girdim ve şömineyi yaktığım gibi odama çıkıp üstümü değiştirdikten sonra yorganımın altına girdim. Cidden yorucu bir gece olmuştu...

DAHA YENİ BAŞLIYORUZ