4. bölüm · Ruhumun Katili “Halloween”

2. Bölüm

YİĞİT MUSUL

22 EKİM CUMATESİ

Gözlerimi beyaz tavana açtım. Gece pek uyuyamamıştım ve şu an da fazlasıyla yorgundum. Bir süre tavanı izledikten sonra yatağımdan kalktım ve banyoya girip elimi yüzümü yıkadım.

Üstüme sıkı bir şeyler giyindikten sonra aşağıya indim ve normal olarak sönmüş şöminenin önünde akşamdan kalma kitabı yerine koydum, sandalye ile birlikte. Kitabı bitirmiştim. Fakat önceki okuduklarımın aksine bunu pek sevmemiştim. Kahve bardağını da tezgâha koyduktan sonra kahve yapıp içtim. Masanın üstünde duran telefonum, kulaklığım ve anahtarım ile birlikte evden çıktım.

Kulaklığı taktığımda müziği açarken saate baktım. Saat 10.25 ti. Telefonu cebime attıktan sonra sabah koşusu yapmak için evimin yakınındaki ormana doğru yürümeye başladım. Ormana giriş yaptığımda muhteşem görüntü ile karşılaştım. Turuncu yapraklar yerlere dökülmüş ve adeta muazzam bir görüntü sunmuştu ortaya.

Ormana girdiğim anda tempolu yürüyüşlerim başlamıştı. Bu tempolu yürüyüşler zamanla hafif koşuya dönüştü. Ormanın ortasındaki gölün kenarına geldiğimde bir de buradaki manzara ile büyülendim.

Ağaçlardan dökülen yapraklar masmavi gölün üstünde dans ediyordu. Hızımı yavaşlatarak gölün etrafında bulunan banklardan birine oturup gölü seyre daldım. Burası uzun zamandır geldiğim düşüncelerimi buraya akıttığım bir yerdi.

Gölün güzelliğinde büyülenmişken çalan telefonum ile kulaklığımı çıkartıp arayan kişiye baktım. Mary arıyordu "Efendim." dedim telefonu bir yandan kulağıma götürürken. "Selam, nasılsın?" Gözlerimi tekrardan göle çevirdim "İyiyim. Sen nasılsın?" gerçekten iyi miydim?

"Bende iyiyim, bugün ne yapacaksın, bir işin var mı? belki akşam bir şeyler içmeye gideriz grupça?" düşündüm. Akşam bir planım var mıydı? Hayır yoktu. Benim hiçbir zaman planım olmazdı "Hayır yok gidebiliriz" dedim ve sonrasında vedalaşarak kapattım telefonu. Madem akşam dışarı çıkacaktık vakit kaybetmeden kahvaltımı yapıp gölün resmini çizmeye gelmeliydim. Geldiğim yoldan geri dönerken bu sefer kulaklığımı takmadım, sabah olmasının ve havanın soğuk olmasından kaynaklı kalabalık yoktu yollarda. Bu yüzden sakinliği dinlemek istedim.

Eve girdiğimde dışarıdan daha soğuk bir hava karşıladı beni. Kahretsin! Şömineyi yakmayı unutmuştum. Üstümdeki montu çıkartmadan kapının önünden odun alıp şöminenin içine yerleştirdim ve yaktım. Şöminenin ortamı ısıtmasını beklerken gölün resmini çizmek için olan küçük tuvali almak için yukarıya, annemin odasının yanındaki resim malzemelerimin bulunduğu küçük yere girdim ve lazım olabilecek her şeyi hazırladım.

Kahvaltımı yaptıktan sonra kolumdaki saatten saati kontrol ettim. Saat 12.56'ydı. Hızlı adımlar ile tekrardan sabah geldiğim banka gelip kuruldum. Hızlı gelmiştim çünkü resmimi aceleye getirmek istemiyorum. Malzemelerimi hazırladıktan sonra büyüleyici manzarayı çizmeye başladım.

*

Sonunda önümdeki resim bittiğinde bir tabloya bir önümdeki manzaraya baktım. Güzeldi benzetmiştim. Evet güzel olmuştu. Tekrardan saati kontrol ettiğimde 16.03'tü. Ben artık soğuğu hissetmiyordum sanırım. Malzemelerimi toplarken beyaz bir kedi yaklaştı yanıma. Hemen yanıma banka oturdu ve beni izlemeye başladı. Bende onu izliyordum.

Bir süre kediyle bakıştık en sonunda kafasını sevdim ve eşyalarımı toplayıp evimin yolunu tuttum. Sokaklar sabahki gibi olmasa da sakindi. On dakikanın sonunda cebimden anahtarı çıkartıp donmuş ellerim ile kapıyı zorda olsa açtım ve beni adeta içine çeken sıcaklığa girip kapıyı kapattım. Kaç saat öncesinin ateşi şöminede sönmek üzereydi ve ev sıcacıktı.

Tablomu şöminenin yanındaki boş duvara astım ve diğer eşyaları da yerlerine yerleştirdikten sonra üstümü değiştirdim. Mutfağa girip dolaptan hazır pizza paketini açtım ve fırına gönderdim. Pizzam pişerken bende uzun koltuğa uzanıp bacaklarımı uzattım ve gelen bildirimlerimi kontrol ettim. Birkaç mail ve Adrian dan mesaj gelmişti mailleri okuduktan sonra Adrian'ın mesajına tıkladım.

ADRİAN: Geleceksin değil mi?

Evet geleceğim

ADRİAN: O zaman saat 19.00 da alırız seni de

Tamam.

Mesajlaşmadan çıkıp fırından pizzamı çıkarttım ve televizyondan açtığım rastgele bir kanalı izlerken yedim. Beni almalarına yarım saate kala üstümdeki pijamalarımı değiştirmek için üst kata çıktım. Ve yine aynı şey oldu. O odanın kapısının önünden geçerken yine aynı çığlıkları duydum, yine aynı yardım çığlıklarını duydum. Arkamı dönüp beyaz kapalı kapıya baktım. Tam kapının önünde durdum. Elim kapının kulpuna gitti fakat açamadım.

Bir süre öyle bekledim fakat açmaya cesaretim yoktu. 5 yıl önce odanın hali neyse o şekilde bırakmıştım en son. Kapıyı açamayacağımı anladığım da arkamı dönüp kendi odama girdim ve kapıyı kapattım sırtımı yasladım kapalı kapıya. Bir süre sessizliği dinledikten sonra dolabıma ilerleyip rastgele Sweatshirt ve pantolon çıkartıp giyindim. Montumu ve atkımı da alıp alt kata tekrar indim ve beklemeye başladım.

*

Kafeye gelmiş siparişlerimizi vermişti. Yağmur başlamıştı. Sert yağmur damlaları cama vururken dalmıştım. "Ne zaman oynuyoruz?" diyen Boris'e çevirdim bakışlarımı. "Ne?" dedim çünkü daldığım için anlamamıştım. "Oyunu diyorum ne zaman oynayacağız?" tam cevap verecektim ki garson önüme sıcak sütlü çikolatamı koydu. "Teşekkür ederim" dedim garsona ve ardından Boris'e döndüm. "Yarın gelirsin oynarız" cevabını alan Boris kafasında biraz kararımı tarttı. Daha ne düşünüyordu kabul ettim işte.

"Sen bize gel, sende oyun yoktur şimdi yüklemek ile uğraşamam bir daha" sadece kafamı salladım. Bu çocuğun derdi hiç bitmiyordu.

"Partilerde kim olmayı planlıyorsunuz?" dedi Olivia sonunda telefonundan başını kaldırarak. "Her parti için ayrı bir köstüm mü şart?" benim soracağım soruyu Adrian sormuştu. "Evet zaten koskoca 7 partiden 2 tanesi kostümlü." doğrumu diye Mary'e baktım çünkü Olivia bazen bize olması gerekenden az sayıyı söylüyordu ikna olmamız için. Mary kafasını salladı. "Peki madem deneriz." dediğimde hepsi bana baktı çünkü normalde katılmazdım böyle partilere. Özellikle cadılar bayramı zamanlarında. "Ciddi misin, katılacak mısın?" Mary'e döndü tekrardan bakışlarım. "Evet, katılacağım" dedim ve tekrar önüme döndüm.

Fakat Adria'nın bakışları üstümdeydi. Gözlerine baktığımda aştığıma inanıyordu bütün olanları ama yanlışı vardı. Aşamamıştım. Sadece yavaş yavaş unutmayı deneyecektim.

"Uno oynayalım mı?" Boris bir dur artık hiç mi yorulmazsın be kardeşim.

*

"Uno" elimdeki sarı beşi attıktan sonra tek kartım kalmıştı. Kırmızı 8, uno dediğim an Boris'in öldürücü bakışları bana döndü. 5 eldir hep ben kazanıyordum. Benden sonra Adrian kırmızı 5 atmıştı. Ardından Boris, yeşil 5 attı. "Dur artık Boris" Olivia Boris'e laf sayarken bir yandan da kart çekti ve renk değiştirme kartı geldi. Olivia kartı atıp "kırmızı" dedi. Sanırım tekrar kazanacaktım. Mary de kırmızı 2 kartını atmıştı. Sıra tekrar bana geldiğinde gözlerimi Boris'in üzerimde olan gözlerine diktim ve son kartımı da ortaya bırakıp oyunu kazandım. "Alın size kırmızı. Ne var şu kırmızı da anlamıyorum ki" yenilgiyi hazmedemeyen Boris'e dilimi uzattım. "Kendin oynayamıyorsun suçlu biz miyiz?" dedi Mary, boris ile dalga geçerek.

"Yeter hadi kalkalım" dedi Adrian ve ayaklandı. Boris ve ikizler araba ile gitmişti bizde Adrian ile yürümeye karar vermiştik. Evlerimizin arasında 2 sokak vardı ve tam ortada ayrılıyorduk ben sağa gidiyordum o sola.

Hava soğuktu, en az sabahki kadar. Atkımı iyice sarıp montuma sarıldım. Adrian düşünüyordu ama ne düşündüğünü kestiremiyordum. En sonunda aramızdaki sessizliği bozan Adrian olmuştu. "Zamanı gelmedi mi?" neyi kastediğini çok iyi biliyordum. "Bilmiyorum." diyebildim sadece.

Bir süre daha sessiz yürüdük ve yine sessizliği bozan Adrian oldu. "Belki eğlenmeye geri dönsen acın azalır birazcık olsa da" belki de haklıydı. Ama neredeyse hiç içimden gelmiyordu. Bu senede sen parti ver bir akşam?" kafamı eğdiğim yerden kaldırdım. Ama yine sessiz kaldım. "Dene en azından be Chris. Bunu kardeşin olarak diyorum dostun olarak diyorum. Kendin için olmasa da en azından benim için, kardeşin için ve en önemlisi de annen için dene." ve en önemlisi de annem için denemeliydim. Doğru söylüyordu.

"Tamam" dedim en sonunda. Adrian kısa bir süre sessiz kaldı. Böyle bir cevabı beklemiyordu benden çünkü yaklaşık 3 senedir aynı fikir ile geliyordu ama hep reddediyordum. En sonunda şaşkınlığı atlatmış olacak ki sırtıma acıtmayan bir yumruk geçirdi. Hareketi ile bende oda güldük.

Yol ayrımına geldiğimizde vedalaştıktan sonra kendi yoluma döndüm ve ıssız, sessiz sokakta yürümeye başladım. Hava cidden soğuktu. Kendi sokağıma girdim. Ve tam evimin bahçesine girecektim ki yan evden komşum yani arkadaşım Terra seslendi. "Chris" sesin geldiği yöne baktığım da bahçede tek başına oturduğunu gördüm. Bahçeme girip iki evin bahçesini ayıran çitlere yaklaştım ve kollarımı çitlere yasadım.

"Terra?" oturduğu yerden kalktı ve yanıma geldi. "Nasılsın?" Terra uzun yıllardır komşumdu ve bir o kadar da arkadaşımdı. Babası ile yaşıyordu ama babası alkolikti ve çoğu zaman eve geç gelirdi veya hiç gelmezdi. "İyiyim Terra, sen nasılsın?" elindeki sönmek üzere olan sigaradan bir nefes daha içtikten sonra yere atıp ayağıyla ezdi ve tekrar bana döndü. "İyiyim. Yine babamı bekliyorum" dedi. Babası her ne kadar alkolik olsa da Terra da bir o kadar sigara bağımlısıydı. Bir şey demedim sessiz kaldım.

Son anda aklıma gelmiş gibi bahçe de gezinen gözlerimi tekrar Terra ya çevirdim. "Parti vereceğim bu sene, cadılar bayramı partisi. Sende davetlisin. Günü ve saati mesaj olarak atarım" dedim. Sanki ölümsüzlüğü bulmuşum gibi bakmaya başladı bana.

"Chris?" evet oda biliyordu o gece yaşananları. Ben her ne kadar anlatmak istemesem de bizi annem ile o halde Terra bulmuştu. Ve istemesem de olayı öğrenmişti. "Yoksa se-" cümlesine devam edemeden ben kestim sözünü. "Evet yas tutmayı bırakmayı deneyeceğim. Belki acım hafifler. Belki eski eğlencelerime devam ederim." dedim ve eve doğru yürümeye başladım. Terra hala şaşkınlıkla bana bakıyordu. Kapıyı açtım ve tam içeri gireceğim sırada arkamı döndüm. "İyi geceler Terra. İçeriye gir üşütme saat çoktan gecenin bir yarısı baban büyük ihtimal gelmeyecek hasta olursun." Kız hala şaşkınlıkla bana bakıyordu. Ne kadar da abartı bir tepki vermişti. İçeriye girip kapıyı kapattım. Şömine hala yanıyordu. Odun atma gereği duymadan üst kata odama çıktım ve üstümü değiştirip direkt olarak yatağıma girdim. Çok yorulmuş hissediyordum kendimi. Ve bugün fazlasıyla da üşümüştüm.

Yatakta biraz sosyal medyalarda gezindim ve sıkılınca telefonumu kenârı koyarak beyaz tavana döndü yüzüm. Ve Terra'nın tepkisini düşünmeye başladım. Düşününce kız aslında fazla tepki vermemişti. Çünkü 4 yıldır cadılar bayramı zamanında adeta bir ölü gibi olurdum. Ben düşüncelere dalmış giderken bilincimde yavaş yavaş kapandı ve kendimi uykunun kollarına bıraktım...

KİMİLERİ KATİLİ HEP UZAKTA ARARDI.

PEKİ YA HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?

YA KATİL SİZDEN BİRİ İSE?

BELKİ DE SİZSİNİZDİR

KENDİ RUHUNUZUN KATİLİ...