6. bölüm · Ruh kesiti
RUHUN KIRIK YERİ
Kai ilk kez korkunun geciktiğini hissetti.
Normalde bir tehlike yaklaştığında bedeninden önce ruhu titrerdi. Ama şimdi… her şey tersine dönmüştü. Kalbi sakindi. Nefesi düzenliydi. Zihni berraktı. Korku arkadan geliyordu. Sanki bir el onu tutuyor, “henüz değil” diyordu.
Bu his tanıdıktı.
Diğer Kai.
Alt sınırdan ayrıldıklarından beri varlık hep on adım geride yürüyordu. Yakın ama dokunmadan. Gözleri etrafı izliyor, sanki görünmeyen bir şeyi hesaplıyordu. Kai onun varlığını sırtında hissediyordu—omuzlarına binen soğuk bir ağırlık gibi.
Ruh Akademisi’nin kuzey koridorları sessizdi. Fazla sessiz.
Taş duvarlar nefes alıyor gibiydi. Tavanlarda asılı eski mühürler soluk ışıklar yayıyordu. Normalde öğrencilerin, eğitmenlerin ve muhafızların dolaştığı bu bölüm boştu.
“Burası kapatılmış olmalıydı,” dedi Noah alçak sesle.
Riven başını salladı. “Kapatılmış yerler genelde en çok bağıranlardır.”
Liora durdu. Kaşları çatıldı. “Bir şey… yanlış.”
Kai de durdu. O an hissetti.
Bir kesit yoktu.
Bir çatlak yoktu.
Ama ruh dokusu incelmişti. Sanki burası çok fazla duygunun içinden geçmesine izin vermiş, sonra yorulmuştu.
“Burada kesim yapılmış,” dedi Kai.
Riven arkasına baktı. “Ama iz yok.”
“Çünkü kesilmemiş,” dedi diğer Kai arkadan. “Parçalanmış.”
Herkes irkildi.
Liora döndü. “Aradaki fark ne?”
Diğer Kai’nin gözleri duvarlara kaydı. “Kesit nettir. Ne gittiğini bilirsin. Parçalanma ise… dağınıktır. Ruhun bir yeri kırılır ama tamamen kopmaz.”
Noah yutkundu. “Bu daha mı kötü?”
“Evet,” dedi diğer Kai. “Çünkü acı kalır.”
Koridorun sonuna geldiklerinde bir kapı vardı. Üzerinde eski bir mühür: Ruh Deney Odası – Giriş Yasaklı.
Kai’nin içi sıkıştı.
“Burası,” dedi fısıltıyla. “Ben burada eğitildim.”
Liora ona baktı. “Ne demek istiyorsun?”
Kai kapıya yaklaştı. Elini mühüre uzattığında, mühür kendiliğinden çözüldü.
“Beni burada… böldüler,” dedi.
Oda genişti. Ortasında dairesel bir platform, etrafında zincirler, duvarlarda kazınmış rünler vardı. Zeminde eski kan lekeleri değil—ruh izleri vardı. Soluk, titrek, yarım kalmış.
Kai platforma adım attığı anda başı döndü.
Bir anlığına şimdi yok oldu.
On üç yaşındaydı.
Ellerinde bıçak yoktu. Bileklerinde zincirler vardı. Etrafında eğitmenler değil, gözlemciler duruyordu. Yüzleri maskeliydi.
“Ruh Kesiti potansiyeli yüksek,” dedi biri. “Ama tereddüt ediyor.”
“Tereddüt kusurdur,” dedi bir diğeri. “Kesit net olmalı.”
Genç Kai bağırdı. “İnsanlara zarar vermek istemiyorum!”
“Zarar vermiyorsun,” dedi bir ses. “Sadece alıyorsun.”
“Peki ya sonra?” diye ağladı Kai. “Sonra ne olacak?”
Sessizlik.
Sonra bir ses daha, daha yumuşak: “Sonra sen kalacaksın.”
Zincirler gerildi. Bir bıçak uzatıldı.
“Seç,” dediler. “Ya sen parçalanırsın… ya başkaları.”
Genç Kai gözlerini kapattı.
Ve o an—kendi içinden bir şey kesti.
Kai çığlık atarak geriye sendeledi.
Liora hemen yanına koştu. “Kai!”
Nefesi düzensizdi. Gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu. Sanki ağlama yetisi de o anın içinde sıkışıp kalmıştı.
“Hatırladım,” dedi. “Beni… burada ikiye ayırdılar. Bir parçamı bıraktılar.”
Diğer Kai platforma çıktı. Zincirlere dokundu. “Beni.”
Noah fısıldadı. “Yani sen… bu yüzden mi ortaya çıktın?”
“Evet,” dedi varlık. “Ben burada doğdum. Kesilerek değil. Baskıyla.”
Riven sinirle dişlerini sıktı. “Bunu yapanlar kimdi?”
Sessizlik.
Sonra odanın bir köşesinde hava karardı.
Veyron ortaya çıktı.
Alkışladı. Yavaş. Soğuk.
“Ne duygusal,” dedi. “Hatıralar her zaman işe yarar.”
Kai ayağa kalktı. “Sen buradaydın.”
Veyron gülümsedi. “Hayır. Ama sonuçlarını ben devraldım.”
Liora öne çıktı. “Bu bir tuzak.”
“Evet,” dedi Veyron. “Ama gerekliydi.”
Diğer Kai Veyron’a baktı. “Beni sen mi istiyorsun?”
“Hayır,” dedi Veyron. “Seni kullanmak istemiyorum. Seni birleştirmek istiyorum.”
Kai’nin kalbi duracak gibi oldu. “Ne?”
Veyron ellerini açtı. “İki yarım ruh. Biri merhametli ama zayıf. Diğeri kararlı ama hissiz. Birleşirseniz… kusursuz olursunuz.”
“No,” dedi Kai. “Bu beni yok eder.”
“Hayır,” dedi Veyron. “Seni tamamlar.”
Diğer Kai Kai’ye döndü. “Yalan söylemiyor.”
Liora bağırdı. “Yapamazsın!”
Veyron gülümsedi. “Karar ona ait.”
Oda titredi. Rünler parladı. Platform canlandı.
Kai ikiye bölünmüş gibi hissetti. Bir tarafı ileri adım atmak istiyordu. Güç. Kontrol. Sessizlik.
Diğer tarafı… Liora’nın titreyen elini tuttu.
“Ben acıyla yaşamayı seçiyorum,” dedi Kai. “Boşlukla değil.”
Diğer Kai’nin yüzü ilk kez çatladı.
“Bu seni öldürür,” dedi.
“Belki,” dedi Kai. “Ama ben ben kalırım.”
Bir an oldu.
Sonra—
Diğer Kai geri çekildi.
“Henüz değil,” dedi. “Ama bu kaçınılmaz.”
Veyron’un yüzü karardı. “Yanlış seçim.”
Kai bıçağını çekti. Sessiz Dilim ışık yaymadı. Titremedi. Sadece… bekledi.
“Bu dünya,” dedi Kai, “keserek kurtulmayacak.”
Veyron gözlerini kıstı. “O zaman yanarak kurtulacak.”
Zemin yarıldı. Oda çökmeye başladı.
Noah bağırdı. “Herkes dışarı!”
Kaçtılar.
Son anda.
Koridor çöktüğünde geriye sadece toz ve sessizlik kaldı.
Kai dizlerinin üzerine çöktü. Bu sefer ağladı.
Liora yanına oturdu. Başını omzuna koydu. “Kırık yerlerin var,” dedi fısıltıyla. “Ama hâlâ bir bütünsün.”
Diğer Kai uzakta durdu. Gölgelerin içinde.
“Bu bir erteleme,” dedi. “Son değil.”
Kai başını kaldırdı. “Biliyorum.”
Gökyüzünde bir kesit oluşmadı.
Ama bir çizgi belirdi.
Yaklaşan bir şeyin habercisi.
