Bölümler 7Şu an: BİRLEŞMENİN BEDELİ
Birleşme fikri, Kai’nin zihninde bir kelime gibi durmuyordu.
Bir ağırlık gibiydi.
Göğsünün ortasına yerleşmiş, nefes aldıkça genişleyen, nefes verdikçe kemiklerine baskı yapan bir ağırlık. Diğer Kai’nin varlığı artık uzakta değildi. Gölgelerde beklemiyordu. İçerideydi. Bir düşünce kadar yakın, bir nabız kadar senkrondu.
Ruh Akademisi’nin en alt katına iniyorlardı.
Bu kat haritalarda yoktu.
Merdivenler indikçe taşlar pürüzsüzleşiyor, duvarlar rünlerini kaybediyor, ışık sönüyordu. Sanki burası, bir zamanlar var olmuş ama sonra unutulmuş bir yerdi.
Noah önden gidiyordu. Elindeki küre, zayıf bir mavi ışık yayıyordu. “Birleşme Odası,” dedi. “Efsane sanıyordum.”
Riven homurdandı. “Efsaneler genelde yanlış değildir. Sadece… yarım anlatılır.”
Liora Kai’nin yanındaydı. Parmakları onun koluna hafifçe değiyordu. Tutmuyordu. Ama bırakmıyordu da.
“Bunu yapmak zorunda değilsin,” dedi alçak sesle.
Kai cevap vermedi.
Cevap verirse, evet demek zorunda kalacaktı.
Oda kapısızdı.
Bir eşikten geçtiler ve boşluğun içine girdiler.
Zemin yok gibiydi. Ama adım attıklarında ayakları bastı. Tavan yoktu. Ama yukarı baktıklarında karanlık onları geri itiyordu. Ortada, yavaşça dönen bir daire vardı. İçinde çizgiler, simgeler ve iki kalp atışı ritmiyle titreşen rünler.
“Burası,” dedi Noah. “Ruhların yeniden örüldüğü yer.”
Diğer Kai ileri çıktı.
“Yanlış,” dedi. “Burası ruhların zorlandığı yer.”
Daire durdu.
Rünler parladı.
Oda, Kai’nin kalp atışına uyum sağladı.
“Başladı,” diye fısıldadı Riven.
Kai platformun ortasına adım attı.
Diğer Kai karşısına geçti.
Aynı yüz. Aynı beden. Aynı yara izleri.
Ama biri nefes alıyordu.
Diğeri… almıyormuş gibi görünüyordu.
“Birleşirsek,” dedi Kai, “ben kalır mıyım?”
Diğer Kai cevap vermedi.
Rünler yükseldi. Işıklar iki ruhu da sardı.
Ve sonra—
Acı.
Keskin değil.
Derin.
Kemiklerin arasına sızan, zamanla büyüyen, kaçamayacağın bir acı. Kai bağırmadı. Çığlık atmadı. Sadece dizlerinin titrediğini hissetti.
Anılar akmaya başladı.
İlk kesit.
İlk çığlık.
İlk kez birinin gözlerine bakıp, ondan bir şey aldığını fark ettiği an.
Liora’nın gülüşü.
Noah’ın sessiz güveni.
Riven’ın öfkesinin altındaki korku.
Ve diğer Kai’nin anıları—
Tereddüt etmediği anlar.
Bıçağı indirdiği anlar.
Durmadığı, düşünmediği, hissetmediği zamanlar.
İki akış çarpıştı.
Kai diz çöktü.
“Dayan,” dedi diğer Kai. “Biraz daha.”
“Bu beni yok ediyor,” dedi Kai. “Beni… silikleştiriyor.”
“Evet,” dedi varlık. “Ama dünya için—”
“Dünya için her şey feda edilemez!” diye bağırdı Liora.
Ses yankılandı.
Rünler titredi.
“Dokunma!” diye bağırdı Noah. “Denge bozulur!”
Ama geç kalmıştı.
Liora ileri atıldı.
Kai’nin elini tuttu.
O an—
Oda çığlık attı.
Rünler tersine döndü. Işık karardı. Zemin çatladı.
Birleşme zorla tamamlandı.
Kai nefes alarak uyandı.
Nefes… çok fazlaydı.
Ciğerleri yanıyordu. Kalbi hızlıydı. Düşünceleri… sessizdi.
Ayağa kalktı.
Ama bu sefer… farklıydı.
Çevresine baktığında insanların ruhlarını katman katman görüyordu. Kayıplarını, korkularını, umutlarını. Her şey açıktaydı. Çok açıktı.
“Noah,” dedi.
Noah irkildi. “Bana… bakma.”
Kai baktığını fark etmemişti bile.
“Ne oldum ben?” diye fısıldadı.
Diğer Kai’nin sesi artık dışarıdan gelmiyordu.
İçerideydi.
Artık birlikteyiz.
Kai başını tuttu. “Hayır. Sen—”
Ben sensin. Sadece eksik olmayanın.
Liora yaklaştı. Kai ona baktığında… hiçbir şey göremedi.
Boşluk.
Saflık.
Dokunulmazlık.
“Bu yüzden,” dedi Kai kısık sesle. “Bu yüzden seni kesemiyorum.”
Liora gözlerini kaçırdı. “Bunu bilmek istemiyordum.”
Riven öne çıktı. “Kai… güç seviyen…”
Zemin çatladı.
Bir anda.
Sadece Kai’nin ayağının altında.
Güç taşıyordu.
“Bu sürdürülebilir değil,” dedi Noah. “Ruhun—”
Bir çığlık kesti sözünü.
Alt sınırdan değil.
Üstten.
Akademi’nin kalbinden.
Veyron’un sesi yankılandı.
“Başardınız,” dedi. “Ve şimdi… bedel zamanı.”
Duvarlar yarıldı.
Gölgeler aktı.
“Ben bu gücü istemedim!” diye bağırdı Kai.
Ama dünya istedi, dedi iç sesi.
Kai bıçağı çekti.
Sessiz Dilim artık sessiz değildi.
Titriyordu.
Işık saçmıyordu.
Karanlık emiyordu.
Veyron ortaya çıktı. Gülümsüyordu.
“Birleşmiş Ruh Kesici,” dedi. “Tarihte ikinci.”
“İlki kimdi?” diye sordu Kai.
Veyron’un gülümsemesi soldu.
“Ben.”
Savaş başladı.
Kai ilk hamleyi yaptı.
Kesmedi.
Bastırdı.
Veyron duvara çarpıp yere düştü. Riven şaşkınlıkla bağırdı. Noah küresini düşürdü.
“Bu—” dedi Noah. “Bu bir kesit değil!”
“Bu… iptal,” dedi Kai.
Ama içindeki ses güldü.
Daha fazlasını yapabilirsin.
Veyron ayağa kalktı. Gözleri parlıyordu. “İşte bu yüzden birleşme hataydı,” dedi. “Kontrol edemezsin.”
Kai tereddüt etti.
Ve o an—
Bir gölge Liora’ya uzandı.
Kai dönüp baktı.
Bir saniye.
Bir tek saniye.
Ama yeterliydi.
Gölge Liora’nın omzuna dokundu.
Kesmedi.
Ama işaretledi.
Kai’nin içi buz kesti.
“Hayır.”
Veyron geri çekildi. “Geç kaldın.”
Liora dizlerinin üzerine çöktü. Nefesi kesildi. Gözleri doldu.
Kai yanına koştu.
“Bana bak,” dedi. “Bana bak!”
Liora gülümsedi. Zayıf. “Demek bu… benim payım.”
Kai içindeki sesi susturmaya çalıştı.
Kes. Geri alabilirsin.
“Hayır!” diye bağırdı Kai. “Onu kullanmayacağım!”
O zaman kaybedeceksin.
Liora’nın nefesi yavaşladı.
Kai bıçağı titreyerek kaldırdı.
İlk kez…
Yanlış şeyi kesmek üzereydi.
Bölüm etkileşimi
