Bölümler 7Şu an: Kesik
İnsanlar ölürken çığlık atar.
Ama sevmeyi kaybettiklerinde sessizleşirler.
Kai Ardent bunu çok iyi biliyordu.
Sokağın ortasında diz çökmüş adamdan tek bir ses bile çıkmıyordu. Dudakları aralıktı, nefesi vardı, kalbi atıyordu. Ama gözleri… gözleri bomboştu. Sanki içinden biri bütün anlamı söküp almıştı.
Kai’nin sağ elindeki bıçak hâlâ titreşiyordu.
Sessiz Dilim.
Cam gibi saydamdı; içinden mavi-beyaz ışık damarları geçiyor, sanki canlıymış gibi nabız atıyordu. Bıçağın ucundan yere düşen parçalar, kan değildi. Zincir kırıkları, soluk kalp izleri, sönmüş yıldız kıvılcımları… Ruhun kalıntılarıydı bunlar.
Adam titreyen elleriyle göğsünü yokladı.
“Karım…” dedi fısıltıyla.
Sesindeki boşluk, bir çığlıktan daha ağırdı.
“Onu… hatırlayamıyorum.”
Kai başını çevirdi.
Bu ilk değildi. Ama hiçbir zaman alışılmıyordu.
Sokak lambaları sönük yanıyor, gece şehrin üstüne çökmüş bir yara gibi duruyordu. Uzakta siren sesleri vardı ama kimse yaklaşmıyordu. Ruh Kesicilerin olduğu yerlere insanlar bilinçsizce uzak dururdu. İçgüdüsel bir korkuydu bu; adını koyamadıkları bir şeyin onlardan alınmasından korkarlardı.
Kai bıçağı yavaşça indirdi. Adam yere yığıldı ama ölmedi. Yaşayacaktı. Yiyecek, konuşacak, nefes alacaktı. Sadece… sevemeyecekti.
Ölüm değil, diye düşündü Kai.
Ben ölüm getirmiyorum.
Ama içindeki ağırlık her seferinde biraz daha büyüyordu.
Bir adım geri çekildiğinde, bıçağın ışığı aniden karardı. Kai’nin göğsünde kısa bir sızı hissetti. Tanıdıktı bu. Her kesitten sonra olurdu. Küçük, görünmez bir şey kopar giderdi ondan.
Ruhunun hangi katmanıydı bu sefer?
Bir anı mı?
Bir his mi?
Bilmiyordu.
“Yine yaptın.”
Ses sağından geldi.
Kai irkilmedi. Riven Kael’in ayak seslerini tanımıştı. Uzun boyu ve omzunu açıkta bırakan zırhıyla gölgelerin içinden çıktı. Altın gözleri, gecede yanan bir alev gibiydi.
“Adam yaşıyor,” dedi Riven. “Sorun nerede?”
Kai cevap vermedi.
Riven dudak büktü. “Bazen seni anlamıyorum. Ölüm daha merhametli olurdu.”
“Hayır,” dedi Kai sonunda. Sesi kısıktı ama netti. “Ölüm bir son. Bu…” Adamı işaret etti. “…devam eden bir şey.”
Riven omuz silkti. “O zaman neden hâlâ titriyorsun?”
Kai eline baktı. Gerçekten de farkında olmadan titriyordu.
Tam o anda, hava değişti.
Sanki gökyüzü nefesini tutmuştu.
Bir soğuk dalga sokaktan geçti. Lambaların ışığı eğrildi. Gölgeler uzadı. Kai’nin kalbi, bıçağın nabzıyla aynı anda attı.
Ve onu hissetti.
Veyron Noctis.
Kai başını kaldırdığında, sokağın diğer ucunda bir figür duruyordu. Uzun siyah saçları rüzgârda kımıldamıyor, etrafındaki karanlık ona hizmet ediyordu. Yüzü net değildi. Ama gözleri… mor-gri bir ışıkla parlıyordu.
“Geç kaldın,” dedi Veyron sakin bir sesle. “Bir olasılık daha kayboldu.”
Riven bıçağını çekti. “Ne istiyorsun?”
Veyron’un elinde farklı bir bıçak vardı. Kırık, çatlak, sanki zamanın kendisi tarafından parçalanmış gibiydi.
“Kayıp olmayan bir dünya,” dedi. “Ama bunun için geleceği kesmem gerekiyor.”
Kai’nin göğsü sıkıştı.
“İnsanları… boş kabuklara çeviriyorsun,” dedi.
Veyron’un bakışları ilk kez Kai’ye odaklandı. Uzun bir sessizlik oldu.
“Sen de,” dedi sonunda. “Sadece bunu kabul etmiyorsun.”
O an Kai’nin zihninde bir şey yankılandı.
Bir yüz.
Tanımadığı ama kalbini acıtan bir yüz.
Mavi-beyaz bir ışık.
En sevdiğin şey.
Kai fark ettiğinde artık çok geçti. Bıçağı elinde ağırlaştı. Sanki ruhu ona fısıldıyordu:
Bir gün kesmek zorunda kalacaksın.
Veyron arkasını döndü. “Tekrar karşılaşacağız, Kai Ardent. O zaman hanginizin daha çok şey yok ettiğini göreceğiz.”
Karanlık dağıldı. Sokak yeniden sessizliğe gömüldü.
Kai dizlerinin üzerine çöktü.
İlk kez şunu düşündü:
Belki de ölüm gerçekten daha merhametlidir.
Bölüm etkileşimi
