Bölümler 7Şu an: İKİYE BÖLÜNEN
Kai uyandığında nefes almıyordu.
En azından öyle hissetti. Göğsü yükselmiyor, ciğerleri yanmıyordu. Zaman yoktu. Ağırlık yoktu. Sadece iki farklı sessizlik vardı—biri tanıdık, diğeri yabancı.
Gözlerini açtığında karşısında hâlâ kendisi duruyordu.
Ama bu kez fark netti.
Karşısındaki Kai’nin yüzü ifadesizdi. Göz çukurları boş değildi; içlerinde derin, cam gibi bir karanlık vardı. Ses konuştuğunda yankı yapmıyordu. Doğrudan zihnin içine akıyordu.
“Beni görmek seni rahatlatmalı,” dedi varlık. “Sonuçta ben sensin.”
Kai bir adım geri çekildi. Ayağı yokmuş gibi hissetti. “Hayır,” dedi. “Sen… eksiksin.”
Varlık başını eğdi. “Evet. Kesilmişim.”
Kai’nin boğazı düğümlendi. “Ne kesti?”
“Seçim,” dedi varlık sakince. “Şüphe. Merhamet.”
Kai’nin kalbi sıkıştı. “O zaman sen—”
“—senin yapamayacakların,” diye tamamladı varlık. “Ve yapman gerekenler.”
Beyaz boşluk dalgalandı. İnce çatlaklar oluştu. Çatlakların içinden sahneler aktı: alt sınırda duran insanlar, durgun ruhlar, yere çöken bedenler… ve bıçağın parıltısı.
“Dünya senden karar bekliyor,” dedi varlık. “Tek başına kaldığında gecikiyorsun.”
Kai yumruklarını sıktı. “Bu yüzden mi beni böldün?”
Varlık gülümsedi. “Hayır. Sen kendini böldün. Ben sadece… kalanım.”
Kai gözlerini açtığında taş zemindeydi.
Ruh Akademisi’nin alt salonu. Tavan yüksek, sütunlar eskiydi. Çevresinde Noah, Riven ve Liora vardı. Hepsinin yüzünde aynı ifade: korku ve rahatlama arası.
“Geri döndün,” dedi Liora.
Kai doğrulmak istedi ama başı döndü. İki farklı nabız hissetti. Biri kendi kalbinden geliyordu. Diğeri… biraz geriden.
“Ne kadar sürdü?” diye sordu.
Noah cevap verdi. “Üç dakika.”
Riven küfretti. “Üç dakika boyunca hiçliğe baktın.”
Kai başını kaldırdı. “Ben yalnız değildim.”
Liora’nın eli havada asılı kaldı. Ona dokunmak istedi ama tereddüt etti. “Ne demek istiyorsun?”
Kai cevap vermedi.
O an, salonun bir köşesinde bir şey kıpırdadı.
Gölge değil. Işık da değil. Bir eksiklik.
Ve sonra o çıktı.
Kai’nin diğer yarısı.
Aynı yüz. Aynı saç. Aynı beden. Ama gözler… gözler karanlıktı.
Riven bıçağını çekti. “Bu da ne?!”
Noah geri çekildi. “Ruh… ikiye bölünmüş. Bu mümkün olmamalı.”
Varlık konuştu. “Merhaba.”
Sesi soğuktu. Ama tehditkâr değildi. Sanki hava durumunu bildiriyordu.
Liora nefesini tuttu. “Kai…”
“Hayır,” dedi varlık. “Ben de Kai’yim. Sadece… duraksamıyorum.”
Kai ayağa kalktı. Dizleri titriyordu. “Git.”
Varlık başını salladı. “Gidemem. Ben, sen kesmediğinde ortaya çıkanım.”
Noah’ın yüzü soldu. “Bir denge mekanizması…”
“Evet,” dedi varlık. “Dünya, kesilmeden de devam etmek ister. O yüzden beni yarattı.”
Riven adım attı. “Bizi tehdit ediyor musun?”
“Hayır,” dedi varlık. “Sizi kurtarıyorum.”
Salonun duvarları titredi. Uzakta bir çığlık yükseldi.
“Alt sınır,” dedi Noah. “Yine.”
Kai varlığa döndü. “Bunu durdur.”
Varlık gözlerini kısıp gülümsedi. “Durur. Eğer izin verirsen.”
“Ne istiyorsun?” dedi Kai.
“Bıçağı,” dedi varlık.
Sessiz Dilim, kınında titredi.
Liora araya girdi. “Hayır.”
Varlık Liora’ya baktı. Bakışı ilk kez yumuşadı. “Seni kesmeyeceğim,” dedi. “Zaten sen… onun için dokunulmazsın.”
Kai’nin içi buz kesti. “Ne demek bu?”
Varlık başını çevirdi. “Senin sevdiğin şeyim,” dedi Liora’ya. “O yüzden ben senin etrafında dururum.”
Kai bağırdı. “Bunu kullanma!”
Varlık omuz silkti. “Ben kullanmıyorum. Dünya kullanıyor.”
Alt sınıra vardıklarında kaos yoktu. Kaos olmaması vardı.
İnsanlar ayaktaydı. Konuşuyorlardı. Ama kelimeler bağlanmıyordu. Gülüyorlardı ama sevinç yoktu. Yaşıyorlardı ama ilerlemiyorlardı.
“Yoksunluk yayılıyor,” dedi Noah. “Bu bir hastalık gibi.”
Varlık öne çıktı. “İzin ver.”
Kai tereddüt etti. “Nasıl durduracaksın?”
“Kesmeyeceğim,” dedi varlık. “Tam tersini yapacağım.”
Elini uzattı. Bıçak yoktu. Işık da yoktu.
Ama insanlar durdu.
Bir kadının gözleri doldu. Bir adam yere çöktü. Bir çocuk annesine sarıldı ve ağladı.
“Ne yaptın?” diye fısıldadı Liora.
“Geri verdim,” dedi varlık. “Ama bedeli var.”
Kai hissetti. Göğsünde bir şey çekildi. Kendi ruhundan.
“Dur!” diye bağırdı.
Varlık döndü. “Görüyor musun?” dedi. “Kesmeden de bedel ödenir. Sadece bu sefer… sen ödüyorsun.”
Kai dizlerinin üzerine çöktü. Nefesi kesildi. Görüşü karardı.
Liora yanına koştu. Onu tuttu. “Yeter!”
Varlık geri çekildi. “Henüz değil.”
Gökyüzü çatladı. Bu sefer kesit değil—dikiş gibiydi. Bir şey kapandı.
Veyron’un sesi uzaktan geldi. “İlginç.”
Gölgeden çıktı. Gözleri varlığa kilitlenmişti. “Demek sistem bunu yaptı.”
Varlık Veyron’a baktı. “Senin çözümün eksik.”
Veyron gülümsedi. “Seninki de.”
Kai başını kaldırdı. “İkiniz de yanılıyorsunuz.”
Varlık ve Veyron aynı anda ona baktı.
“Bu dünya,” dedi Kai titreyen ama kararlı bir sesle, “keserek ya da bölerek kurtarılmayacak.”
Varlık başını eğdi. “O zaman nasıl?”
Kai ayağa kalktı. Sessiz Dilim hâlâ kınındaydı. Elini kına götürdü ama çekmedi.
“Birleştirerek,” dedi. “Ama önce… sizi durdurmam gerek.”
Varlık gülümsedi. “O zaman bana ihtiyacın var.”
Veyron da güldü. “Ve bana.”
Gökyüzü yeniden çatladı.
Bu kez savaş kaçınılmazdı.
Bölüm etkileşimi
