2. bölüm · Right Here | Aref
2rh
“Dikkat et kendine oğlum.”
Ayakkabımın bağcığını bağlarken annemin günlük nasihatlerini dinliyordum. Bu genelde kötü insanlarla muhattap olmamaktan kendimi savunmayı bilmeme kadar giderdi ama fazla uzatmazdı.
Gülümsedim. “Tamam anne, sen de dikkat et. Görüşürüz.”
Merdivenlere yönelmek üzereydim ki annemin seslendiğini duydum.
“Ha, Efe! Akşama teyzenler gelecek. Okuldan sonra fazla oyalanmayın.”
“Tamam!”
Omzumdaki çantamı düzeltirken 2 kat merdiveni inmeye başladım. Bir yandan da kablolu kulaklığımı çözmeye çalışıyordum, düğüm olmuştu her zamanki gibi.
Kulaklığı telefona takıp müzik dinlemeden önce tiktokta biraz gezinmeye karar verdim. Ancak gördüğüm bildirim bir anda tüm modumu düşürmeye yetti.
Dün hesabına baktığım arda isimli şahıs bana istek atmıştı.
İnanamıyordum. Kekolara mı bulaştım diyeceğim Ateez fanı keko olmaz. Öyleyse niye direkt istek atmıştı ama? Kabul etse miydim acaba…
Hiçbir şey yapmamaya karar verdim. Ama bu saatten sonra yorumuna cevap veremezdim çünkü tamamen belli olurdu.
Hevesim kaçtığından direkt müzik açıp binadan çıkarak 15 dakikalık yolu yürümeye başladım.
Dersler boş diye okula 2 saat geç gidiyorduk bu sefer. Üç dersti sonuçta, teneffüslerle birlikte iki saati geçiyordu bile.
Genelde yolun neredeyse 10. dakikası Barış’ın sokağına denk geldiği için orada onu beklerdim veya bazen o beni beklerdi. Kalan mesafeyi birlikte yürürdük.
Ve yine öyle oldu. Ancak bu sefer ben yürürken onun da karşıya geçtiğini gördüm.
Kulaklığımı çıkarıp düzgün dolayarak cebime attığımda Barış yanıma gelmişti.
“Simon der ki günaydın.” Notalarıyla birlikte uykumu açarcasına şarkı söyledi, ve elini omzuma attı. Sesi o kadar güzeldi ki bazen yanıma kulaklık getirmiyordum. Ama şimdi yeni şarkısı daha bitmediğinden getirmek zorunda kalmıştım.
Gülerek ona döndüm. “Günaydın saç. Şarkı ne hal?”
Oflayarak elini omzumdan çekti. “Onu sorma ya. Eve gidince bulduğum tek şey ikinci nakarattan sonrasını yine üç kez Simon diyerek başlatmak, devamına da rap tarzı bir şeyler yazmak oldu. Ama bu sefer de çok tekrarlayacak. Zaten dinleyicim az bunu hiç dinlemezler.”
“Öyle deme.” Bu sefer ben onun omzuna dokundum ve sıktım. “En azından şarkılarının anlattığı bir şey var kanka. Emin ol bu sözler boşa gitmeyecek. Havlayanlar dinleniyorsa sen katbekat fazla dinlenirsin. Ama bir günü vardır.”
İkna olmuş olacak ki hafiften gülümsedi. Ama dediklerimin teselliden ibaret olmadığını, tümünün gerçekleşeceğini o da biliyordu.
Kısa bir sessizlik boyunca bizim gibi geç gelen sınıf arkadaşlarımızla kalabalıklaşan ortamın gürültüsünü dinledik. Bugün fizik dersi olan bir iki sınıf daha vardı.
Bu esnada tiktokta gördüğüm video gelmişti aklıma. Okula girmeden yorumu Barış’a göstermeliydim.
“Barış, bir şuna baksana.”
Şarjı az olsa bile umursamayıp telefonumdan tiktok’a girdim ve geçmişimden o videoyu açtım. Kaydetsem bildirim giderdi muhtemelen ve bu bir sorun yaratmayacak olsa bile bildirim gitsin istemezdim.
Gerçi başka bir çocuğun hesabını stalklama bildirimim gitmişti. Eminim kaydetme bildirimi daha normaldi.
Videoyu açıp yorumlara girdiğimde yorumun orada olmadığını gördüm. Ama bu dışarıya biraz fazla yansıdı.
“Yuh! Bir de numaramı bulsaymış!”
Bunun üzerine bize dönen arkadaşlarımıza utancımdan bakamadım. Barış da eliyle yüzünü kapatarak omzumdan beni itti.
“Off, özür dilerim.” Sesimi kısarak konuşmaya devam ettim. Ve videoyu Barış’a gösterdim. Olayı kısaca özetledikten sonra bana istek attığını da söyledim.
“Üzerine bir de yorumu silmiş. Nereden anladı ki?”
“Oha.” Telefonu kendisine döndürerek yorumlara baktı, yorum ayarları kısmından en yenilere bile baktı ama gerçekten yoktu. Basbayağı silinmişti.
Ancak biz telefona odaklanırken çoktan okula girmiştik ve şimdi 2 kat yukarı çıkmamız gerekiyordu.
Telefonu kapatıp uçak moduna aldım ve cebime koydum.
“Öyle işte. O çocuğu tanıyor musun? Galiba adı Arda. Asıl garip olan da 10. Sınıflarda hiç Arda tanımıyorum ben. O kadar yaygın bir isim ve kullanan yok lan.”
Bir süre düşündü. Sanırım o da yaşıtlarımızdan bu isme sahip birini tanımıyordu.
“Of, oğlum.” dedi bana dönerken. “Boşver. Sesin güzel diye demiştir. Takma ya. Çok istiyorsa gelsin bulsun amına koyayım.”
“He ya.” Haklıydı. Durduk yere niye bunu dert edinelim ki. Zaten arkadaş olmak istiyorsa da olurduk.
Dağa tırmanıyor hissi veren merdivenler sonunda bittiğinde yanında 10/B yazan kapıdan içeri girdik. Saatinde gelip ders çalışan veya telefonla oynayanlar vardı. Uyumak varken… her neyse. Arkadaş grubumuzun kalanı da buradaydı çünkü, yeni görmüştüm.
Yer düzenine göre Barış’la arka arkaya oturduk. Aslında derste konuşmuyorduk ama konuşanlar ayrılınca bizim birlikte oturmamızdan şikayetçi olmuş, kendileriyle birlikte bizi de yakmışlardı. Nefret edilesi tiplerdi resmen. Şimdi de Akın diye bir çocukla oturuyordum. Tam bir inekti ve sınıf başkanıydı.
Çok geçmeden derse giriş zili duyuldu, ve ardından kimya hocamız Eren Hoca içer girdi.
_______________
“Bugün beden dersi vardı lan, unuttum ben!”
“E ne olacak abi formayı umursayan mı var.”
“Doğru.”
Öğle arasında kantindeki sandalyelerde grupça kurulmuş yemek yiyorduk. Beden dersi olduğunu ben de yeni öğrenmiştim açıkçası.
Yanımda oturan Miraç’a döndüm. “Kanka bu arada sana kötü bir haberim var. Cumartesi akşamı bize alt komşu oturmaya geldi. Geçen gün evde yaptığın Bülent Ersoy taklidini duymuşlar. Anneme bizim ayine inanıp inanmadığımızı sordu. Kadın utancından konuşamadı bir daha o arkadaşlarını eve getirme dedi bana.”
Cümlemin bitmesine gerek kalmadan herkes gülmeye başladı. Ses desibelinden masanın sallandığına şahit olmuştum. Neyse ki gürültülü ortamdı ki duyulmuyordu etrafta.
“İnşallah kargayı da duymuşlardır lan.” Kahkahalar arasından zar zor konuşan Beton’a göz devirdim. Diğer yanımda Barış’a vurarak gülen Batu yüzünden bir de boynumu Barış’ın saçları gıdıklıyordu. Düşecekti çocuk.
Sonunda normale döndüklerinde tekrar laf lafı açmaya başladı. Biz susmazdık zaten, bu ortamda kimse susmazdı.
Ancak konu hocaların girdikleri sınıflardan 11. Sınıfların ne kadar zorba olduklarına gelince pür dikkat onları dinlemeye başladım. Daha önce üst sınıflarla muhattap olmamıştım. Daha doğrusu zorba veya kekolarla işim olmamıştı.
Batu masadaki içeceğinden bir yudum aldıktan sonra hiç beklemediğim bir şey söyledi.
“Arda diye birisi var. Hangi 11. Sınıfla konuşsam veya bir şey istesem benden ona sormamı istiyorlar. Ama hiç bulamadım o çocuğu. Çok garip biri.”
İstemsizce çatılan kaşlarım Barış’ın gözleriyle buluştuğunda gerçekten neye bulaştığımı farkettim ve nefes bile alamadım.
