7. bölüm · Right Here | Aref
7rh
I’m so sick of myself,
Rather be, rather be
Anyone, anyone else
My jealousy, jealousy.
Kulaklığımda Olivia Rodrigo’nun Jeolusy şarkısı eşliğinde Barış’ı bekliyordum. Kıskançlık huyum değildi de şarkı bana kendimi hatırlatıyordu. Bir babam yoktu. Bu yeterliydi sanırım her şeyin anlaşılmasına. Kıskandığım şeyler böyle şeylerdi çünkü.
Barış, saçlarını yapması uzun sürmüş olacak ki normalde geldiği saatten 7-8 dakika geç kalmıştı. Yolun karşısında görmüştüm şimdi onu.
İstemeyerek de olsa şarkıyı yarım bırakıp kapattım ve telefonumu cebime attım. Yine lacivertin karanlık tonlarına sahip bomboş bir havada okula yürüyorduk.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
İkimizin de gülümseyecek hali bile yoktu. O muhtemelen sabahlara kadar şarkı yazmış, düşünmüş veya müzik dinlemişti. Ben de müzik dinleyip bazen de tiktok kaydırmıştım.
Arda’nın istilasına uğramadan ama. İlk kez.
“Kanka bugün dersler boş.” Dedi Barış ben kulaklığımı sarıp cebime koyarken.
“Niye?”
“6 Şubat töreni bugüne ertelendi ya. Geçen sene de hiç ders işlenmemişti en fazla ilk ders işlenir. Bir de törenden sonra serbest bırakıyorlar sınıfa gider telefona bakarız.”
“İyiymiş.” Geçen sene de böyle olmuştu cidden. Sınıfta grupça telefonla oynamıştık.
Yürümeye devam ederken, ikimizin de telefonuna aynı anda gelen bildirimle telefonlarımızı aldık. Bizim gruptandı.
-merhabalarbengeldim
kargac
-arkadaslar ben gelmicem
-Birazdan uyicam zaten tüm gece reels izledim
-sİz gidin mal mal takilin rahatsiz ederseniz skerim hepinizi
-zaten haberciler geliyomuş
krıkrıkrı
-La ben de sabahladim he
-Ne haberi la btw
-Hatta ben de mi uyusam ya annemler uyanana kadar
-Ben de gelmiyorum beyler
Siz
-Ohoo biz köle gibi gidiyoruz amk
-de ne haberi
kargac
-Oncelikle sen çocuksun zaten efe git oku öğren
-Sonralıkla 6 Şubat etkinlikleri uzicakmış haber falan cekilcekmis ya kimse grubu okumuyor mu
Siz
-oha iyi ful boş
tdkaya
-iyi ya harbi
-batu napiyo bu arada o geliyo mu
krıkrıkrı
-Anasi babasi değiliz amk ne bilek ya
-Neyse bb uykum geldi
kargac
-Benim de geldi bana da bb
kucuk
-Geliyorum knk ben az önce uyandım
Siz
-Tm gel sen diğerlerine de bb problar okula bile gelmiyolar
tdkaya
-evet bb
Konuşmamız bitene kadar okula gelmiştik bile. Herkes istediği yerde oturduğundan arka sıralarda bir yere oturduk. Bir on dakikaya Batu da geldi. Sınıfta 15 kişi falandık ve çok yüksek ihtimalle ilk ders falan da ders işlemeyecektik.
Tahmin ettiğim gibi de oldu. Batu’nun hemen ardından en nefret ettiğimiz programlama diye bir seçmeli dersin hocası geldi ve o bile ders işlemedi.
Ki zaten ders işlemesine gerek kalmadan ilk dersin 20. Dakikası törene çağırıldık.
“Çok bunaltıcı. Hava soğuk ama ‘of’ diyesi geliyor insanın.”
“Harbi ya, bu nasıl bir ortam?” Boy sıralamasına göre dizilmiştik ve diğer sınıflardaki problem yüzünden kürsüyü bile göremiyorduk. Konuşmalar yapılıyordu, deprem adına anma töreni yani.
Önümde Batu, arkamda da Barış şiir okuyan, konuşan insanları dinliyorduk. Hocalardan öğrencilere kadar birçok kişi konuşmuştu, ve bir ders süresi ardından yine serbest kalmıştık. Ancak bu sefer Miraç’ın bize dediği gibi elinde kameralarla gelen topluluk, sahnedeki öğrencileri kayıt altına alıyordu. Biz de aradan kaynayıp sınıfa giden öğrencilerin tarafındaydık.
Sınıfa bizimle beraber 2 kız girmişti, onun dışında boştu. Rahatça sıralarımıza gittik. Zaten onlar da telefonlarıyla oynadığından biz de dolaptan alıp telefona gömüldük.
Yine elim ilk tiktoka gitmişti. Ama bu sefer farklı bir arzum vardı sanki. Her zamanki gibi saatlerce kaydırmak, belki de söyleyecek yeni tenor sese uygun şarkılar keşfetmek yerine başka bir şey istiyordum. Dm kısmında bir rakam görmek gibi mesela. Birinin bana yazmış olması.
Kendisine kanım başından ısınamamıştı ama sanki tiktok yalnız başına boş gelmeye başlamıştı. Birkaç gündür bana mesaj atmıyordu.
Ne diyordum ben, yine aptal aptal düşünüyordum ya. Bana arkadaş mı kalmamıştı? Ona mı layıktım sanki?
Kafamı dağıtmaya ihtiyacım olduğunu hissederek iç çektim. “Ben bir tuvalete gidip geleceğim.”
İkisi de başıyla onayladı. Ben de herkesin sınıflarında olacağı düşüncesiyle tuvalete gittim. Giriş kattaki tuvalet genelde dolu olurdu ama burası hep bomboştu.
Girdiğim gibi dönmeye başlayan başımın etkisiyle lavaboya tutunarak hızla yüzüme bir su attım. İyi gibiydim, en azından dengem yerindeydi. Başım da böyle arada bir dönüyordu zaten.
Islanan saçımı düzeltmek amacıyla başımı aynaya çevirdiğimde şuana kadar fark bile etmediğim bir bedenle karşılaştım.
Sessizce beni izleyen bir Arda. Asla alışık olmadığım kadar sessizce.
“Ne yapıyorsun sen burada?”
“İlk ben geldim zaten.”
“Onu mu soruyorum? Ne dik dik bakıyorsun bana?”
Sol eliyle tuttuğu telefonunu cebine koyarken yanıma yaklaştı. Aramızdaki mesafe gitgide azalıyordu.
İyice dibime girdiğinde yavaşça ellerini saçlarımda gezdirdi. Alnıma düşen saç tutamlarını düzeltmeye başladı.
“Sınıf dolu diye burada telefon oynuyorum. Ama sen anlaşılan iyi değilsin. Kötü duruyorsun.”
İç çekerek bir adım geri gittim. “Sanane, bu ilgi nereden? Manyak mısın sen?”
Söylenmeye devam edecektim ama bomboş beni dinlediğini farkedince ağzımı açamadım. Alnına akan saçlarının ardından beni izleyen gözleri ölü gibi duruyordu. Ona şimdi ilk kez dikkatlice baktığımda hep gözüktüğünden bambaşka bir insan olduğunu anlamaya başlamıştım.
Sahi, ben onu kekolar dışında biriyle takılırken görmüyordum. Okulda onun adını pek çok kişinin ağzından duymuştum ama ya kötü ya da daha kötü söylemlerdi bunlar. Bir tane hakkında iyi konuşan yoktu. Gerçi o kadar kötü biriyse neden bana karşı değildi?
Belki de onun normalce arkadaş olmak istediği biriydim ve onu iterek daha da yalnızlaşmasını sağlıyordum. Burnu havada tavırları sahte arkadaşları yokken onun kişiliğine normalden daha az etki ediyordu.
“Şimdi de sen niye dik dik bakıyorsun, Elsa? Saçını beğenmedin mi?”
Hayal dünyamdan çıktığımda gözlerim tekrar onunkilerle buluştu. Saçıma bakmak için aynaya döndüğümde çabasız mükemmel bir saç stili karşılamıştı beni.
Tuttuğumu farketmediğim nefesimi verirken tekrar ona çevirdim başımı.
“Nesin sen, Arda? Kimsin? Gerçekten arkandan konuşanların dediği gibi biri misin? Bir tane bile doğru düzgün arkadaşın yok mu? Dans etmeyi seviyorsun, Kpop’ı bile seviyorsun. Bunları göstermeye utandığın için mi böyle davranıyorsun?”
Sanki son kalan bencillik maskesi de kırılmıştı da bana gerçek gözleriyle bakıyordu. Bir süre böyle bakıştık.
“Benim kim olduğumu öğrenemezsin. Ben bile ne yaptığımı, ne olduğumu bilmiyorum Efe.”
Gözleri gözlerimi delip geçiyordu konuşurken.
“Beni merak etmiyorsun ki. Sadece haklı olarak sapık gibi duran çocuğun amacını öğrenmek istiyorsun. Seni rahat bırakmamı istiyorsun. Olmuyor ama işte. Yalnızlığı hep çok seven bir çocuk oldum. O tas kafalılar arkadaşım falan da değil. Kafalarına göre millete bulaşmasınlar diye ben onlara söylüyorum sana veya diğer masum insanlara çok bulaşmak istiyorlarsa da konuşmaktan ileri gitmemelerini.”
Derin bir nefes aldı. Emindim ki kelime seçemiyordu. Ne diyeceğini bilmiyordu. Ona gerçekten ağır bir açıklama yaptırıyordum sanırım.
“Ki arkadaşa da ihtiyacım yok. Ama seni şarkı söylerken gördükçe, arkadaşlarını gördükçe yalnız kalma isteğim sönmeye başlıyor. İnsanlar beni sevsin diye şekilden şekile girip iğrençleşmeye başlıyorum. Haketmeyen insanlara küfürler ediyorum. Kavga çıkarıp ilgi odağı olmak istiyorum belki de. Ama ben başka ne istediğimi bilmiyorum. Senden başka kimseye hissetmedim böyle bir şeyi. Şarkı söylerken seni gördükçe anlamlandıramadığım bir his geliyor. Bilmiyorum Efe. Sen mi olmak istiyorum, arkadaşın mı olmak istiyorum yoksa sadece normal bir arkadaş mı istiyorum bilmiyorum. İstiyorsan git ‘bu bana ne anlattı ya’ diye gül arkadaşlarınla. Ama ben o tarif edemediğim şeyi yine yaptım. İnsanlarla konuşmaya bile çekinen birisi olarak sana tüm bunları anlattım. Bundan sonra seninle uğraşmayayım ama kötü birisi olmadığımı bilerek benimle kes iletişimini. Merdivenlerde duyduğun dedikodulardan birini bile yapmadım. Kavgalara girdim ama bir yumruk bile atmadım. İnsanlara salladım ama dış görünüşüne, psikolojisine yönelik bir saldırı yapmadım.”
Gittikçe sertleşmeye başlayan gözleri, gerçekten delip geçmişti beni. Kısa aralar veriyordu konuşurken. Yoruluyordu. Buradan belliydi konuşmayı sevmediği.
Son kelimelerini söylerken, olmak istediğim kişi olsaydım yaşayacaklarımı dinledim sanki ondan.
“Ben kendimi sevdirmek için kötü biriymişim gibi davrandım ama o kişilik asla benim içimdeki gerçek karakterin yerini doldurmadı.”
