8. bölüm · RAYLARIN ÖTESİNDE

8. Bölüm: 26.Vagon, Fren İzleri ve Beyaz Odalar

Yasemin .

Tren, 26. vagona girerken rayların sesi sanki çığlık atan bir kadının sesine dönüştü.
Alaz, az önceki hemşire silüetini ittiğinde vagonun duvarları bir anda şeffaflaştı.

Artık sadece trenin içini değil, dışarıdaki puslu gerçekliği de görmeye başlıyordu.

Gerçek Dünya: Özel Yankı Kliniği – Saat 03:15

Soğuk, florasan ışıkların altında Alaz, yatağına deri kemerlerle bağlanmış halde titriyordu. Alnında soğuk terler birikmişti.

Başucunda Barın duruyordu; üzerinde pahalı bir palto, yüzünde ise tiksintiyle karışık bir zafer gülümsemesi vardı.

Yanındaki doktora döndü. "Hala o kızın adını mı sayıklıyor?"

Doktor, elindeki tablete notlar alarak başını salladı.

"Evet Barın Bey. Alaz Bey ağır bir travmatik psikoz içinde. Zihni, kazayı ve Ayperi Hanım'ı bir döngüye hapsetmiş. Kendini hem suçlu hem de cellat olarak görüyor."

Barın, Alaz’ın hareketsiz eline baktı. "Güzel. Babamın vasiyetnamesindeki 'akıl sağlığı yerinde olma' maddesi bu gidişle işimize çok yarayacak. Şirketin devri için gerekli raporu ne zaman hazırlarsınız?"

"Süreç hassas," dedi doktor çekinerek. "Ama iyileşme belirtisi göstermezse, vasi tayin edilmeniz kaçınılmaz."

Trenin İçi: 26. Vagon – "Kaza Gecesi Dosyası"

Trendeki Alaz, dışarıdaki bu konuşmaları bir fısıltı gibi duyuyordu ama anlamlandıramıyordu.

Vagonun zemininde aniden siyah, zift gibi bir sıvıdan fren izleri belirdi. Alaz eğilip o izlere dokundu.

"Bu izler..." diye mırıldandı Alaz. "O gece frenler tutmadı. Ben ne kadar bassam da pedal boşalmıştı."

Ayperi, hemen yanında belirdi. Artık daha net görünüyordu, sanki Alaz gerçeğe yaklaştıkça o da güçleniyordu. "Frenlerin tutmadığını biliyorsun Alaz. Ama Barın sana ne anlattı? Senin sarhoş olduğunu, dikkatsiz olduğunu..."

Alaz’ın gözleri parladı. "Barın... O gece arabayı servisten o almıştı. 'Senin için her şeyi hallettim, tıkır tıkır çalışıyor' demişti."

Tam o anda Barın’ın devasa silüeti vagonun tavanında belirdi. Elinde devasa bir İngiliz anahtarı tutuyordu ve onu bir giyotin gibi sallıyordu.

"Hala konuşuyor musun küçük kardeşim?" diye gürledi Barın’ın sesi. "Frenler tutmadı çünkü sen o kızı öldürmeyi içten içe istiyordun! Suçu bana atma, bu senin karanlığın!"

Alaz başını tutarak bağırdı. "Hayır! Sen yaptın! Miras için bizi o yola sen sürdün!"

Gerçek dünyada, Barın doktoru dışarı çıkardı ve cebinden küçük bir USB bellek çıkardı. Alaz’ın odasındaki tıbbi cihazlara yaklaştı.

Eğer Alaz’ın nabız kayıtlarını ve ilaç dozajlarını manipüle edebilirse, onu sonsuza kadar bu bitkisel hayatta, yani o "trenin" içinde tutabilirdi.

"Üzgünüm Alaz," dedi Barın, yatakta yatan savunmasız kardeşinin kulağına eğilerek.

"Ayperi uyanırsa her şeyi anlatır. Ama sen uyanmazsan, Ayperi de asla konuşamaz. İkiniz de bu sessizliğe mahkumsunuz."

Trendeki Alaz, kalbinde ani bir sancı hissetti. Gerçek dünyada Barın’ın müdahale ettiği ilaçlar, trenin içinde büyük bir depreme yol açıyordu. Vagonun zeminleri yarılmaya, tavanından paslı çiviler yağmaya başladı.

Ayperi, Alaz’ın elini tuttu. "Alaz, dışarıda bir şeyler oluyor! Kalbin... Kalbin çok hızlı atıyor! Gitmelisin!"

"Seni bırakamam!" diye bağırdı Alaz, sarsılan vagonun içinde dengesini korumaya çalışırken.

"Beni bırakmıyorsun," dedi Ayperi, gözlerinin içine derin bir aşkla bakarak. "Beni kurtarmak için uyanman gerekiyor. Barın... Barın şu an senin odanda!"