10. bölüm · RAYLARIN ÖTESİNDE

10. Bölüm: 28. Vagon, Kanıtın Kokusu ve Tehlikeli Takıntı

Yasemin .

Alaz ve Ayperi, 28. vagonun ağır metal kapısını ittiklerinde kendilerini eski, tozlu bir arşiv dairesinde buldular.

Raf raf klasörler ve yanıp sönen eski masa lambalarıyla dolu bu vagon, adalet sarayının karanlık alt katlarını andırıyordu.

"Burası..." dedi Alaz, raflardaki isimlere bakarak. "Neden burada Barın’ın ismi bu kadar çok geçiyor?"

Ayperi, rafların arasından mavi bir dosya çıkardı. Dosyanın üzerinde Ayperi’nin babasının adı yazıyordu: Başkomiser Yavuz Karahan.

"Barın sadece mirasa konmak istemiyordu Alaz," dedi Ayperi, sesi buz gibi bir ciddiyetle.

"O, babanın şirketini kullanarak büyük bir kara para aklama ağı kurmuştu. Babam bunu fark ettiğinde, Barın önce benimle yakınlaşmaya çalıştı. Bana olan ilgisi bir aşktan çok, babamı durdurmak için bir pazarlık aracıydı."

Vagonun duvarlarında eski video kayıtları oynamaya başladı. Görüntülerde Barın, Ayperi’yi bir akşam yemeğinde tehdit edercesine izliyordu. Ayperi ise ondan iğrenerek uzaklaşıyordu.

"Barın bana takıntılıydı çünkü ona 'hayır' diyen tek kişiydim," diye devam etti Ayperi.

"Ama kaza gecesi... Alaz, kaza gecesi seninle buluşmamın sebebi sadece seni sevmem değildi. Elimde Barın’ı ömür boyu hapse attıracak bir ses kaydı vardı. Onu sana verecektim ki babana gösteresin ve Barın’ı durduralım."

Alaz şok içinde dizlerinin üzerine çöktü. "Yani o gece... Sen o yüzden yola fırlamıştın. Elimdeki dosyayı bana ulaştırmak için."

Trendeki bu sarsıcı itiraf yaşanırken, gerçek dünyada hastanenin bekleme salonunda iki kişi oturuyordu.

Ayperi’nin babası Yavuz, gözleri kan çanağına dönmüş halde yoğun bakımın kapısına bakıyordu.

Yanındaki genç kadın, Ayperi’nin avukat kız kardeşi Melis, elindeki dosyayı sıkıca tutuyordu.

"Baba," dedi Melis fısıltıyla.
"Barın’ın o gece olay yerinde olduğunu biliyoruz. Kamera kayıtları silinmiş ama o arabanın frenleriyle oynandığına dair teknik raporu mahkemeye sundum. Alaz'ın uyanmasını bekleyemeyiz, Barın her an yurt dışına kaçabilir."

Yavuz, elini silah kılıfının üzerinde gezdirdi. "O çocuk uyanacak Melis. Alaz, kızımı bu hale getirenin kendisi olmadığını bilmek zorunda. Barın sadece kızımı değil, o çocuğu da yaşayan bir ölüye çevirdi."

O sırada Barın, hastane koridorunun diğer ucunda telefonla hararetli bir görüşme yapıyordu. Yavuz ve Melis’in orada olması onu deliye çeviriyordu.

"Bana bak," dedi Barın telefondaki karanlık sesine. "Eğer Alaz uyanırsa o ses kaydı ortaya çıkar. Melis dosyayı kurcalıyor. O hastane odasına girip o işi bitirmen gerek. Ne Alaz ne de Ayperi o şafak vaktini görmemeli."

Trendeki Alaz, birden vagonun camlarının karardığını gördü. Gökyüzü bir anda simsiyah bir mürekkeple boyandı. Ayperi korkuyla Alaz’ın koluna yapıştı.
"Alaz! Onu duyuyor musun?"

Trenin koridorlarında ağır, askeri bot sesleri yankılanmaya başladı. Barın’ın kiraladığı gölge karakterler, Alaz’ın zihnindeki güvenli limanı istila ediyordu.

"Bizi burada bulamazlar," dedi Alaz dişlerini sıkarak. "Burası benim zihnim!"

"Hayır," dedi Ayperi titreyerek. "Eğer dışarıda senin bedenine bir şey yaparlarsa, bu tren raydan çıkar Alaz. Bu sefer sadece ben değil, sen de öleceksin."