1. bölüm · RAYLARIN ÖTESİNDE
1. Bölüm: 10. Vagon, Raylardaki Yankı
Alaz, gözlerini açtığında duyduğu ilk şey rayların monoton, ritmik tıkırtısıydı.
Bu ses, dünyanın en eski ninnisi gibiydi ama içinde huzur değil, tekinsiz bir süreklilik barındırıyordu.
Başını soğuk cama yaslamıştı.
Dışarı baktığında ise sadece zifiri bir karanlık ve bazen hızla geçen silik ışık hüzmeleri görüyordu.
"Kaçıncı vagondayım?" diye mırıldandı. Sesi, boş vagonda yankılanıp kendine geri döndü.
Ayağa kalktı. Üzerinde hafifçe kırışmış siyah bir takım elbise vardı, sanki çok önemli bir davetten yeni çıkmış ya da çok sevdiği birini son yolculuğuna uğurlamış gibi.
Cebini yokladı; gümüş bir cep saati buldu. Saatin akrep ve yelkovanı kilitlenmişti.
Saat tam 12:00’yi gösteriyordu. Hiç ilerlemiyordu.
İlk Karşılaşma: 10. Vagon (Çocukluk)
Alaz, bir sonraki vagona geçmek için ağır metal kapıyı itti. Kapı açılır açılmaz burnuna taze biçilmiş çimen ve şekerli elma kokusu doldu.
Bu vagon, diğerinden tamamen farklıydı. Koltukların yerinde ahşap okul sıraları vardı ve pencerelerden içeri altın sarısı bir gün batımı ışığı sızıyordu.
Vagonun tam ortasında, elinde eski bir defterle oturan bir kız gördü. Kızın beyaz elbisesi, vagonun nostaljik havasıyla birleşince onu bir hayal gibi gösteriyordu.
"Sonunda uyandın," dedi kız, başını defterinden kaldırmadan. Sesi, rüzgarda sallanan gümüş çanlar gibi duruyordu.
"Sen de kimsin?" dedi Alaz, adımları geri geri giderken."Bu tren nereye gidiyor?"
Kız ayağa kalktı. Gözleri, gece gökyüzü kadar derin ve parlaktı. "Benim adım Ayperi. Ve bu tren hiçbir yere gitmiyor, Alaz. Bu tren sadece geçiyor."
Alaz şaşkınlıkla duraksadı. "Adımı nereden biliyorsun?"
Ayperi ona doğru birkaç adım attı. Aralarındaki mesafe azaldıkça, Alaz vagonun duvarlarındaki fotoğrafları fark etti.
Duvarlarda Alaz’ın beş yaşındaki hali, bisikletten düştüğü an, ilk karne heyecanı asılıydı. "Çünkü burası senin 5. yaşın," dedi Ayperi nazikçe. "Ben ise bu rayların bekçisiyim. Ya da belki de sadece senin hatırlamak istemediğin o parçayım."
Alaz, Ayperi’nin gizemli tavırlarından kaçmak için bir sonraki vagonun kapısına yöneldi. Ancak kapıyı açtığında kendini yine aynı okul sıralarının olduğu, aynı gün batımı ışığının vurduğu vagonda buldu.
Ayperi yine aynı yerinde oturuyordu.
"Döngüye hoş geldin," dedi Ayperi, bu sefer hafif bir tebessümle.
"Zamanın durduğu yerde, sadece ileri gitmek seni kurtarmaz. Önce bu vagondaki 'yükünden' kurtulman gerek."
Alaz öfkeyle soludu. "Ne yükü? Ben sadece buradan çıkmak istiyorum!"
"Bu vagon senin saflığın," dedi Ayperi, duvardaki bir fotoğrafı işaret ederek. Fotoğrafta küçük Alaz, elinde kırık bir oyuncak askerle ağlıyordu.
"O gün o oyuncağı kimin kırdığını kendine itiraf etmeden, 15. vagona geçemezsin."
Alaz durdu. Hatırlıyordu. Oyuncağı kendisi kırmış ama suçunu en yakın arkadaşının üzerine atmıştı. Bu, hayatındaki ilk küçük yalandı. İlk vicdan azabı.
"Ben kırdım," dedi Alaz fısıltıyla. "Korktuğum için yalan söylemiştim."
O an, vagonun ışıkları titredi. Rayların sesi şiddetlendi ve karşıdaki kapı kendiliğinden aralandı.
Ayperi, Alaz’ın yanına gelip elini nazikçe tuttu. Elleri buz gibiydi ama tuhaf bir şekilde güven veriyordu.
"Hadi," dedi Ayperi. "Daha gidilecek çok yıl, yüzleşilecek çok karanlık var. Tren durmayacak, ama biz yürümeye devam edeceğiz."
Alaz, Ayperi'nin elini sıkıca kavradı. Karanlık ve uzun koridora, 15. vagonun gizemine doğru ilk adımlarını birlikte attılar.
Alaz, bu gizemli kızın neden onunla olduğunu bilmiyordu ama içinden bir ses, bu sonsuz tren yolculuğunun sonunda Ayperi'nin de kendi sırlarıyla yüzleşeceğini söylüyordu.
