2. bölüm · RAYLARIN ÖTESİNDE
2. Bölüm: 15. Vagon, Fırtına ve Fısıltı
Trenin sarsıntısı şiddetlenmişti. Alaz ve Ayperi, çocukluk vagonlarını geride bırakıp metalik, soğuk bir koridordan geçerken ışıklar düzensiz aralıklarla yanıp sönüyordu.
15. vagonun kapısına geldiklerinde, içeriden gelen baslı bir müzik sesi ve bariz bir yağmur kokusu Alaz’ı duraksattı.
"Burası..." dedi Alaz, elini kapı koluna atarak. "Burası çok gürültülü."
Ayperi, Alaz’ın hemen arkasında duruyordu. Elini Alaz’ın omzuna koydu; dokunuşu bir tüy kadar hafifti ama Alaz’ın iliklerine kadar işleyen bir soğukluk yayıyordu.
"Gürültü dışarıda değil Alaz, senin zihninde. 15. Vagon, fırtınanın başladığı yer. Hazır mısın?"
Kapıyı açtılar. İçerisi bir tren vagonundan ziyade, tavanı olmayan, sonsuz bir sağanağın altında kalan bir odayı andırıyordu.
Yerler diz boyu suyla doluydu. Suyun üzerinde Alaz’ın eski defterleri, kırık gitar telleri ve yırtılmış fotoğraflar yüzüyordu.
Alaz suyun içinde güçlükle ilerlerken, Ayperi’nin suyun üzerinde sanki hiç ağırlığı yokmuş gibi yürüdüğünü fark etti. Elbisesi ıslanmıyor, adımları suyun yüzeyinde tek bir halka bile oluşturmuyordu.
"Sen neden etkilenmiyorsun?" diye sordu Alaz, nefes nefese kalarak. "Bu su, bu soğuk... Hiçbirini hissetmiyor musun?"
Ayperi durdu. Bir an için gözlerindeki o parıltı söndü ve yerini dipsiz bir boşluğa bıraktı. "Hissediyorum," dedi fısıltıyla.
"Ama benim hislerim, senin anılarınla sınırlı değil Alaz. Ben buradayım çünkü sen buradasın. Ama aynı zamanda buradayım çünkü gitmem gereken bir yer kalmadı."
Alaz ona yaklaşmaya çalıştı ama aralarındaki mesafe, o yürüdükçe açılıyor gibiydi. "Sen kimsin Ayperi? Sadece bir hayal mi? Yoksa bu trenin bir parçası mı?"
Ayperi, vagonun köşesinde havada asılı duran, yanıp sönen bir lambaya doğru uzandı. Parmağının ucuyla ışığa dokunduğunda lamba tamamen söndü.
"Belki de ben, senin feda ettiğin o 'diğer' ihtimalimdir," dedi. "Belki de bu trene binmene neden olan o büyük hatanın yaşayan kanıtıyım."
Vagonun duvarlarında devasa aynalar belirdi. Ancak aynalarda Alaz’ın yansıması yoktu; sadece Ayperi’nin farklı halleri vardı. Birinde çok ağlıyordu, birinde ise hiç tanımadığı bir şehirde, elinde bir biletle bekliyordu.
"Bana bakmayı bırak Alaz," dedi Ayperi sert bir tonda. "Aynaya değil, suyun dibine bak. Oraya neyi gömdüğünü hatırla."
Alaz eğilip bulanık suya baktı. Suyun dibinde, parlak bir anahtar duruyordu. Ama anahtarı tutan el, bir cesedin eline benziyordu. Korkuyla geri çekildi. "O el... o kim?"
Ayperi, Alaz’ın kulağına doğru eğildi. Nefesi buz gibiydi ama kokusu, Alaz’ın çocukluğunda sevdiği o nergis çiçeklerini andırıyordu.
"O el senin, Alaz. 15. yaşında, kim olman gerektiğini seçtiğin gün, aslında bir parçanı bu suyun dibine gömdün. O anahtarı almazsan, bu vagon asla başka bir yıla açılmayacak. Ve ben... ben hep böyle bir gölge olarak kalacağım."
Alaz titreyen elleriyle suya uzandı. Su, parmaklarına değdiği anda elektrik çarpmış gibi sarsıldı. Anahtarı kavradığında, vagonun duvarları çatlamaya başladı.
"Ayperi!" diye bağırdı Alaz. "Nereye gidiyoruz?"
Ayperi, parçalanan aynaların arasından ona bakarken, yüzünde hüzünlü bir gülümseme belirdi. "Henüz öğrenmedin mi? Tren asla durmaz Alaz. Sadece duraklar değişir. Ve sıradaki durak, senin en çok korktuğun o gece."
Vagon bir anda derin bir sessizliğe gömüldü. Rayların sesi kesildi.
Alaz elindeki anahtara baktı; anahtarın üzerinde bir tarih kazınmıştı.
Bu tarih, Ayperi'nin kim olduğunu çözebileceği ilk gerçek ipucuydu.
