6. bölüm / 8
Rakipten Öte5 BÖLÜM- Çalışmaya Devam
Bölümler 8Şu an: 5 BÖLÜM- Çalışmaya Devam
- 1 Giriş608 kelime
- 2 BÖLÜM 1- Şaka olmalı691 kelime
- 3 BÖLÜM 2- Aynı Takım529 kelime
- 4 BÖLÜM 3- Anlaşmazlık577 kelime
- 5 BÖLÜM 4- Kütüphane500 kelime
- 6 5 BÖLÜM- Çalışmaya Devam712 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 BÖLÜM 6- İlk Gerçek Takım672 kelime
- 8 BÖLÜM 7- Beklenmedik Sorun577 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
*iyi okumalarr*
Ertesi gün okulda ilk işim kütüphaneye gitmek oldu.
Dün yaşananlardan sonra Ege'yle çalışmak konusunda biraz daha dikkatli olmam gerektiğini düşünüyordum. Daha doğrusu, kendime bunu söylüyordum.
Çünkü dün kütüphanede başım döndüğünde bana yardım etmişti.
Hem de dalga geçmeden.
Bu, Ege Demir için oldukça sıra dışı bir davranıştı.
Ama bunu fazla düşünmeyecektim.
Sonuçta hâlâ Ege'ydi.
Ve hâlâ benim rakibimdi.
Kütüphanenin kapısından girdiğimde onu çoktan masada otururken buldum.
Önünde bilgisayarı, birkaç kağıt ve kahve vardı.
Kaşlarımı kaldırdım.
— Sen benden önce mi geldin?
Başını kaldırmadan cevap verdi.
— Şaşırdın mı?
— Biraz.
— Demek ki sonunda beni hafife almamayı öğreniyorsun.
Çantamı masaya bıraktım.
— Hayal görmeye devam et.
Ege sırıttı.
— Günaydın sana da, Prenses.
Gözlerimi devirdim.
— Ege.
— Efendim?
— Bana o lakapla hitap etmeyeceğini konuşmuştuk.
— Ben de unutmuşum.
— Nasıl unutuyorsun?
— Çok fazla şey düşünüyorum. Sen de onlardan birisin.
Bir an sustum.
Sonra gözlerimi kıstım.
— Projeyi mi diyorsun?
Ege kahkaha attı.
— Tabii ki projeyi.
— İyi.
Sandalyeme oturdum.
Böylece yine çalışmaya başladık.
Bugün işimiz daha farklıydı. Dün temel sistemi oluşturmuştuk. Şimdi ise projenin nasıl çalışacağını daha ayrıntılı hâle getirmemiz gerekiyordu.
Ege bilgisayarda hazırladığı taslağı açtı.
— Bak. Sistemi üç ana bölüme ayırdım.
Ekrana eğildim.
— Acil durum algılama, iletişim ve yönlendirme.
— Aynen.
— Fena değil.
Ege bana baktı.
— “Fena değil” mi?
— Evet.
— Biraz daha övsen ölür müsün?
— Abartma.
— Bir “güzel olmuş” demek bu kadar zor olmamalı.
— Güzel olmuş.
— İşte.
— Ama bir sorun var.
Ege'nin yüzündeki gülümseme kayboldu.
— Ne?
Ekrandaki bir bölümü gösterdim.
— Burada sistem tamamen otomatik karar veriyor.
— Evet.
— Bence olmamalı.
— Defne...
— Ciddiyim. Sistem bir şey algıladığında direkt harekete geçmesi yerine önce yetkili bir kişi tarafından doğrulanması daha güvenli olabilir.
Ege birkaç saniye düşündü.
— Ama bu zaman kaybettirebilir.
— Her şeyi tamamen otomatiğe bırakmak da yanlış yönlendirmeye sebep olabilir.
— Peki ya insan hata yaparsa?
— Sistem de hata yapabilir.
İkimiz de sustuk.
Sonra Ege sandalyesine yaslandı.
— Yani yine aynı yere geldik.
— Nereye?
— İnsan mı teknoloji mi?
Gülümsedim.
— İkisi.
Ege başını iki yana salladı.
— Sen gerçekten bundan vazgeçmeyeceksin.
— Hayır.
— Ben de.
— Fark ettim.
Bir süre daha tartıştık.
Ama bu sefer garip bir şey oldu.
Tartışmamız kavga gibi değildi.
İkimiz de birbirimizin fikrini çürütmeye çalışıyorduk ama aynı zamanda diğerinin söylediğini gerçekten dinliyorduk.
Sonunda Ege bilgisayarda birkaç değişiklik yaptı.
— Tamam.
— Tamam ne?
— Senin dediğin gibi yapalım. Sistem uyarı verecek ama son karar yetkili kişide olacak.
Şaşırdım.
— Kabul mü ettin?
— Evet.
— Gerçekten mi?
Ege bana baktı.
— Her konuda seninle aynı fikirde olmak zorunda değilim. Ama bazen haklı olabilirsin.
Elimdeki kalemi masaya bıraktım.
— “Bazen” kısmını özellikle ekledin, değil mi?
— Tabii.
Gülümsedim.
— Sinir bozucusun.
— Biliyorum.
Çalışmaya devam ettik.
Saatin nasıl geçtiğini fark etmemiştim.
Bir süre sonra Ege bilgisayarı kapattı.
— Bugünlük yeter.
— Daha bitirmedik.
— Biliyorum.
— O zaman?
— Yarın devam ederiz.
Kaşlarımı çattım.
— Sen ne zaman bu kadar programlı oldun?
— Seninle çalışmaya başladığımdan beri.
— Benim yüzümden mi?
— Evet.
— Şaşırdım.
Ege çantasını toplarken omuz silkti.
— İki kişinin çalıştığı bir projede tek kişinin kendini tüketmesi mantıklı değil.
Bir an ona baktım.
Dün de aynısını yapmıştı.
Bugün de.
Bunu söylemek istemiyordum ama...
Ege düşündüğüm kadar umursamaz değildi.
Sadece bunu göstermeyi pek sevmiyordu.
Çantamı omzuma taktım.
Kütüphaneden beraber çıktık.
Koridorda yürürken İrem bizi gördü.
Gözleri bir anda büyüdü.
— OHA.
Ege durdu.
— Ne oldu?
İrem bana baktı, sonra Ege'ye.
— Siz... beraber mi çıkıyorsunuz?
— Proje için çalıştık, İrem.
— Biliyorum ama...
İrem sırıtmaya başladı.
— Siz artık kavga etmiyor musunuz?
Ege ve ben aynı anda konuştuk.
— Ediyoruz.
İrem kahkaha attı.
— Tamam, tamam.
Sonra bana yaklaşıp kulağıma eğildi.
— Ama eskisi kadar değil.
— İrem.
— Ne?
— Sus.
Ege uzaktan seslendi.
— Ne konuşuyorsunuz?
İrem hemen cevap verdi.
— Hiçbir şey!
Ege şüpheyle baktı.
Ben yürümeye devam ettim.
— Görüşürüz Ege.
— Yarın burada mısın?
Durup ona baktım.
— Tabii.
— Dörtte?
— Dörtte.
Ege başını salladı.
— Tamam.
Sonra yollarımız ayrıldı.
Ben merdivenlerden inerken aklımdan tek bir şey geçiyordu.
Bir zamanlar Ege'yi geçmek için uğraşıyordum.
Şimdi ise onunla aynı takımda başarılı olmak için uğraşıyordum.
Ve garip olan...
Bunun o kadar da kötü olmadığını düşünmeye başlamıştım.
::
Bölüm etkileşimi
