1. bölüm · Pembe Tabela
🌸💫*PEMBE BİR BAŞLANGIÇ*💫🌸
Ayvalık'a girdiğimde camı sonuna kadar açtım.
İçeri dolan deniz ve zeytin kokusuyla birlikte yüzüme sıcak bir yaz rüzgarı vurdu. Uzun zamandır ilk kez bu kadar derin nefes aldığımı fark ettim.
Üç yıl.
Tam üç yıl olmuştu.
Ayvalık'tan ayrılalı, Ankara'nın kalabalığına karışalı, sabahları alarm sesleriyle uyanıp akşamları eve dönerken saatlerce trafikte bekleyeli tam üç yıl...
Şimdi ise önümde yine o dar sokaklar vardı.
Taş evler.
Renkli panjurlar.
Zeytin ağaçları.
Balkondan sarkan çiçekler.
Sokağın başındaki küçük fırından yayılan ekmek kokusu...
Burası çocukluğumun mahallesiydi.
Her köşesini ezbere bildiğim, yıllarca kaçıp gitmek istediğim ama şimdi dönerken içimi garip bir huzurla dolduran o küçük mahalle.
Arabayı yavaşlatıp sokağın içine girdim.
Sağ tarafta yıllardır aynı yerde duran bakkal vardı.
Hasan Amca artık görünmüyordu ama dükkânın önündeki eski sandalyesi hâlâ duruyordu.
Biraz ileride Sibel'in çiçekçi dükkânı vardı. Pencerenin önüne dizilmiş rengârenk çiçekler, sokağın solmuş duvarlarına rağmen burayı canlı gösteriyordu.
Ve sonra...
Benim dükkânım.
Arabayı kaldırımın kenarına çekip birkaç saniye boyunca karşımdaki eski dükkâna baktım.
Yıllardır boş duruyordu.
Camları toz içindeydi. Eski tabelanın harflerinden bazıları düşmüş, kepengi paslanmıştı.
Ama artık benimdi.
Çantamdan anahtarı çıkardım.
Kilit ilk denememde açılmadı.
"Harika," diye mırıldandım. "Daha ilk günden kavga etmeye başladık."
İkinci denememde kapı açıldı.
İçeri girdiğimde yüzüme ağır bir toz kokusu çarptı.
Bir süre öylece durdum.
Burası şu an güzellik salonundan çok eski bir depo gibiydi.
Ama ben gözlerimi kapattığımda başka bir yer görüyordum.
Beyaz ve pembe duvarlar.
Büyük ışıklı yuvarlak aynalar.
Cilt bakımı ve makyaj ürünleri.
Saç ve saç bakımı ekipmanlarım.
Cihaz ve makinelerim.
Ahşap raflar.
Çiçekler.
Yumuşak ışıklar.
Küçük bekleme koltukları.
Ve kapının üzerinde pembe bir tabela.
ALINA BEAUTY.
Gözlerimi açtığımda boş dükkâna baktım.
"Olacak," dedim kendi kendime.
"Burayı yapacağım."
Telefonum çaldı.
Arayan annemdi.
"Alo?"
"Geldin mi kızım?"
"Geldim anne."
"Dükkânda mısın?"
"Evet."
Annemin sesi bir anda yumuşadı.
"Nasıl?"
Etrafıma baktım.
"Berbat gözüküyor."
Telefonun diğer ucundan gülüşünü duydum.
"Sen düzeltirsin."
Annem böyleydi.
Ben ne kadar korkarsam korkayım, o hep yapabileceğimi söylerdi.
Babam ise bu konuda biraz daha farklıydı.
Dükkânı tutacağımı söylediğimde günlerce hesap yapmış, masrafları çıkarmış ve en sonunda bana yalnızca tek bir şey söylemişti:
"Bir işe inanıyorsan sonuna kadar git kızım."
O cümleyi hâlâ hatırlıyordum.
Telefonu kapattıktan sonra kollarımı sıvadım.
Yeni hayatımın ilk günü başlamıştı.
────────
Saatler sonra dükkânın önündeki kartonları dışarı çıkarırken karşıdan gelen araba sesiyle başımı kaldırdım.
Sokağa siyah bir bmw model araba girdi.
Yavaşça karşıdaki galerinin önünde durdu.
Kapısı açıldı.
İçinden bir adam indi.
Üzerinde beyaz bir tişört, koyu renk bir pantolon vardı. Arabanın anahtarını parmaklarının arasında çevirerek galerinin kapısına doğru yürüdü.
Tam içeri girecekken durdu.
Bana baktı.
Ben de ona.
Bakışları birkaç saniye üzerimde kaldı.
Sonra kaşlarını hafifçe kaldırdı.
"Alina?"
Elimdeki kartonu yere bıraktım.
"Evet?"
Adam karşıya geçip birkaç adım yaklaştı.
Yaklaştıkça yüzü tanıdık gelmeye başladı.
Ama nereden tanıdığımı çıkaramıyordum.
"Beni hatırlamadın mı?"
Kaşlarımı çattım.
"Hatırlamam gereken biri misin?"
Dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme oluştu.
"Baran."
Bir an sustum.
Sonra zihnimin derinliklerinden eski bir görüntü çıktı.
Bisiklet...
Mahalle...
Sokakta birbirimize bağırdığımız yaz günleri...
Ve sürekli benimle dalga geçen bir çocuk.
Gözlerimi biraz büyüttüm.
"Sen Baran mısın?"
"Sonunda."
"Çok değişmişsin."
"Sen de."
"Beni hatırlamışsın yani."
"Çocukken de çok konuşuyordun."
Gözlerimi devirdim.
"Sen de çok sinir bozucuydun."
Baran güldü.
"Bazı şeyler değişmiyor demek."
Tam cevap verecekken karşı kaldırımdaki büyük tabelaya baktım.
ACAR OTOMOTİV
Sonra tekrar ona döndüm.
"Burası sizin miydi?"
"Babamın. Şimdi ben ilgileniyorum."
"Güzel."
"Sen ne açıyorsun?"
Dükkânın içine baktı.
"Güzellik salonu."
"Gerçekten mi?"
"Evet."
"Demek sonunda kendi işini yapıyorsun."
Bu kez şaşıran bendim.
"Bunu nereden biliyorsun?"
Baran omuz silkti.
"Annenlerden duydum."
Aileler...
Tabii.
Ayvalık'ta hiçbir şeyin gizli kalmadığını unutmuştum.
"Salonun adı ne?"
"Alina Beauty."
Baran başını kaldırıp dükkânın boş duvarlarına baktı.
"Pembe tabela da gelecek mi?"
"Evet."
"Yakışır."
"Ne demek o?"
"Bilmiyorum."
Gülümsedi.
"Sen karar verdiysen yakışır."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Baran arkasını dönüp galerisine doğru yürüdü.
Tam kapıya girecekken tekrar bana baktı.
"Hoş geldin, Alina."
Sonra içeri girdi.
Ben birkaç saniye olduğum yerde kaldım.
Sokağın karşısındaki galerinin camından onu görebiliyordum.
Üç yıl boyunca bu mahalleye dönmeyi düşünmüştüm.
Kendi salonumu açmayı, hayatımı yeniden kurmayı, her şeyi baştan başlatmayı...
Ama karşı kaldırımdaki adamın hayatımın ne kadar büyük bir parçası hâline geleceğini henüz bilmiyordum.
O gün tabelam henüz takılmamıştı.
Dükkânın duvarları hâlâ boştu.
Raflar daha kurulmamıştı.
Hayalim henüz tamamlanmamıştı.
Ama Ayvalık'taki yeni hayatımın ilk hikâyesi çoktan başlamıştı.
Üstelik pembe tabelanın tam karşısında .
WATPADD;esilosh
TİKTOK;eesiloshh
💫MERHABAALAARR. İLK BÖLÜMÜ NASIL BULDUNUZ ARKADAŞLAR.🤗
Bu benim ilk kitabım, çok keyif alarak yazıyorum. Umuyorum ki sizde keyif alarak okursunuz.🥰
Yıldıza basmayı ve fikirlerinizi belirtmeyi unutmayın, şimdiden çok teşekkür ederim.😘🙏🏻💗
