6. bölüm · Pembe Tabela

MAHALLEDE BİR GÜN✨

esilosh 💫

Ertesi sabah Ayvalık, dün geceki yağmurdan eser kalmamış gibi güneşliydi.

Pencereden içeri giren güneş yüzüme vururken gözlerimi zorla açtım. Birkaç saniye tavana baktım. Sonra telefonumu elime aldım.

Saat 08.17.

"Geç kaldım."

Yataktan öyle hızlı kalktım ki ayağım halının kenarına takıldı.

"Harika bir başlangıç."

Saçlarımı aceleyle topladım, üzerime açık renk bir gömlek ve jean geçirdim. Maskara ve kırmızı tonlarda bir ruj sürdüm. Aynanın karşısında birkaç saniye durup yüzüme baktım.

Uykusuzdum.

Ama bugün salonda ilk kez normal çalışma düzenine geçecektik.

Meyra gelecekti.

Aslıhan gelecekti.

Ve ben bütün gün dükkânda olacaktım.

Aşağı indiğimde annem çoktan kahvaltıyı hazırlamıştı.

Aylin, mutfakta çay doldururken bana baktı.

"Koşarak mı geldin?"

"Biraz."

"Biraz mı?"

Babam gazetesinin üzerinden bana baktı.

"Saçından belli."

Elimi saçlarıma götürdüm.

"Ne olmuş?"

Annem gülerek:

"Bir tarafı hâlâ uyuyor."

Gözlerimi devirdim.

"Çok komiksiniz."

Babam çayından bir yudum aldı.

"Dükkâna mı gidiyorsun?"

"Evet."

"Akşam erken gel."

"Tamam."

Annem hemen araya girdi.

"Bugün Meyra da gelecekmiş."

"Evet."

"İyi kız mı?"

"Anne, daha yeni tanıyorum."

"Senin yanında çalışacaksa tanımamız lazım."

Babam gülümseyerek:

"Annen çalışan değil, damat seçiyor."

Annem elindeki çay kaşığını babama doğru kaldırdı.

"Murat!"

Kahkahayı bastım.

"Ben gidiyorum."

────────

Sokağa girdiğimde mahalle çoktan uyanmıştı.

Hasan Özkan bakkalın önündeki kasaları düzenliyordu. Ellili yaşlarının sonlarında, hafif göbekli, beyazlamaya başlamış saçları ve sürekli gülümseyen yüzüyle mahallenin değişmeyen yüzlerinden biriydi.

Beni görünce elini kaldırdı.

"Alina!"

"Günaydın Hasan Amca."

"Gel bakayım."

Yanına gittim.

Elime küçük bir meyve suyu tutuşturdu.

"Benden."

"Hasan Amca, gerek yok."

"İlk haftan. Mahalle esnafından destek."

Gülümsedim.

"Teşekkür ederim."

Tam dükkâna doğru yürüyecektim ki Sibel Arı'nın çiçekçi dükkânından mis gibi bir koku geldi.

Sibel, önündeki çiçekleri düzenliyordu.

Kısa dalgalı saçlarını kulağının arkasına atıp bana baktı.

"Alina!"

"Günaydın Sibel Abla."

"Salonun önüne şu beyaz çiçeklerden birkaç tane koyacağım."

"Yine mi?"

"Yine."

"Beni şımartıyorsunuz."

Sibel gülümsedi.

"Mahalleye renk getirdin kızım."

Tam cevap verecekken arkamdan bir ses geldi.

"Ben de mahalleye renk getiriyorum ama kimse bana çiçek vermiyor."

Başımı çevirdim.

Aslan.

Üzerinde açık gri bir tişört, koyu renk bir pantolon vardı. Dağınık saçları ve yüzündeki bitmek bilmeyen gülümsemesiyle daha sabahın dokuzunda bile enerjikti.

Sibel ona baktı.

"Sen önce kendine çeki düzen ver."

Aslan saçlarını eliyle düzeltmeye çalıştı.

"Nasıl?"

"Daha kötü oldu."

Gülmeye başladım.

Aslan bana döndü.

"Gördün mü? Bu mahallede kimse beni sevmiyor."

"Bence biraz hak ediyorsun."

"Sen de mi?"

"Özellikle ben."

Aslan elini kalbine götürdü.

"Baran'la aynı fikirde olman beni üzdü."

"Baran ne söyledi?"

Aslan bir an durdu.

"Hiç."

Tam o sırada karşı kaldırımdan Baran'ın sesi geldi.

"Yalan söylüyor."

Baran galerinin önünde durmuştu.

Koyu renk gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Saçları hafif dağınıktı ve elindeki araba anahtarını çevirerek bize bakıyordu.

Aslan hemen ona döndü.

"Sen nereden çıktın?"

"Galeriden."

"Bunu sormadım."

Baran gülümsedi.

"Biliyorum."

Bana baktı.

"Günaydın."

"Günaydın."

Aslan ikimizin arasına baktı.

"Ben gidiyorum."

Baran kaşını kaldırdı.

"Nereye?"

"Bilmiyorum. Ama burada fazla üçüncü kişi gibi hissettim."

"Abartma."

"Hiç."

Aslan giderken bana doğru eğildi.

"Kolay gelsin, Alina."

Sonra Baran'a bakıp sırıttı.

"Size de iyi sohbetler."

Baran'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Aslan!"

Aslan kahkaha atarak uzaklaştı.

Ben de gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

Baran bana baktı.

"Gülme."

"Gülmüyorum."

"Gülüyorsun."

"Biraz."

"Çok komik."

"Bence de."

Baran başını iki yana sallayıp galerisine döndü.

Ben ise hâlâ gülümsüyordum.

────────

Salonun kapısını açtığımda Meyra çoktan gelmişti.

Meyra Koç, on dokuz yaşında, uzun kumral saçlarını yüksek bir at kuyruğunda toplamış, yüzünde hafif bir makyajla kapının önünde bekliyordu.

Üzerindeki beyaz gömlek ve açık renk pantolonla oldukça düzenli görünüyordu.

Beni görünce gülümsedi.

"Günaydın Alina Abla."

"Günaydın Meyra. Erken gelmişsin."

"Heyecandan uyuyamadım."

"Niye?"

"İlk defa gerçek bir salonda çalışacağım."

Çantasını içeri bırakırken etrafa hayranlıkla baktı.

"Burası gerçekten çok güzel olmuş."

"Daha bitmedi."

"Ben bitmiş hâlini bile hayal edemiyorum."

Gülümsedim.

"Zamanla olacak."

Meyra rafların yanına geçti.

"Ben nereden başlayayım?"

"Önce şu ürünleri düzenleyelim."

"Tamam."

Tam çalışmaya başlamıştık ki kapı açıldı.

Aslıhan.

Elinde kahve vardı.

"Size kahve getirdim."

Meyra hemen döndü.

"Benimki nerede?"

Aslıhan kahveyi arkasına sakladı.

"Sen kimdin?"

Meyra şaşkınlıkla bana baktı.

"Alina Abla?"

Gülmeye başladım.

"Aslıhan, yapma."

Aslıhan kahveyi Meyra'ya uzattı.

"Şaka yaptım."

Meyra kahveyi alırken gülümsedi.

"Bir an gerçekten vermeyeceksiniz sandım."

"Ben kötü biri değilim."

Aslıhan bana baktı.

"Sen değilsin. Ama ben olabilirim."

Üçümüz aynı anda güldük.

────────

Öğlene doğru salon iyice hareketlendi.

Bir müşteri geldi.

Sonra bir başkası.

Telefonum sürekli çalıyordu.

Meyra randevuları not ediyor, Aslıhan gelen müşterilerle sohbet ediyor ve protez tırnak işiyle ilgileniyor, ben ise bir yandan işle ilgilenip bir yandan her şeyin yolunda gitmesini sağlamaya çalışıyordum.

Tam o sırada kapının önünde tanıdık bir gölge belirdi.

Baran.

Elinde küçük bir karton kutu vardı.

İçeri girdi.

"Rahatsız etmiyorum, değil mi?"

Aslıhan hemen:

"Hayır."

dedi.

Ben ona baktım.

"Ne var?"

Baran kutuyu masanın üzerine bıraktı.

"Annem yaptı."

Kutuyu açtım.

İçinde kurabiyeler vardı.

"Sevil Teyze mi yaptı?"

"Evet."

Meyra hemen kutuya baktı.

"Çok güzel görünüyor."

Baran:

"Alabilirsiniz."

Aslıhan bir tane aldı.

"Ben bunu beğendim."

Meyra da aldı.

Ben de bir tane alırken Baran bana baktı.

"Sen de ye."

"Yiyeceğim."

"Gerçekten mi?"

"Baran."

"Tamam."

Aslıhan kurabiyeyi yerken bize baktı.

Sonra Meyra'ya eğilip fısıldadı:

"Bunlar böyle."

Meyra kıkırdadı.

"Fark ettim."

Baran kaşlarını çattı.

"Ne fark ettiniz?"

"Hiç."

İkisi de aynı anda gülümsedi.

Ben gözlerimi devirdim.

Bu mahallede herkesin bir ittifakı vardı.

Ve nedense herkes bana karşı birleşmiş gibiydi.

Baran kapıya yöneldi.

Tam çıkacakken bana döndü.

"Akşam galerinin önünden geçerken uğra."

"Niye?"

"Bir şey göstereceğim."

"Neyi?"

"Gelince görürsün."

"Baran, söyle."

Gülümsedi.

"Merak et."

Ve çıktı.

Aslıhan birkaç saniye kapıya baktı.

Sonra bana döndü.

"Sen bittin."

"Ne?"

"Hiç."

Meyra da gülmeye başladı.

Ben ikisine birden baktım.

"İkiniz de susun."

Ama içimde garip bir merak çoktan yerleşmişti.

Baran bana ne gösterecekti?

Ve neden bunu öğrenmek için akşam olmasını beklemek zorundaydım?

İlk kez karşı kaldırımda gördüğüm o adam, farkında olmadan hayatımın günlük bir parçası hâline geliyordu.

Belki de asıl tehlike buydu.

Birine alışmak.

Çünkü insan birine alıştığında...

Yokluğunu da fark etmeye başlardı.

Watpadd;esilosh
Tiktok;eesiloshh

Merhabaaalarr🌸🌸Nasılsınız.? Bölümü nasıl buldunuzz? Fikirlerinizi yorumlarda bekliyorum.Tiktok hesabıma destek olursanız sevinirimm.💕💕
Kendinizi çoookkk iyi bakın...❤️