19. bölüm · Pembe Tabela

AKŞAMIN SÜRPRİZİ🪧

esilosh 💫

Akşam olduğunda şehir, gündüzün telaşını üzerinden atmış gibiydi.

Güneş çoktan ufka yaklaşmış, gökyüzünün mavisi yerini turuncu ve pembenin birbirine karıştığı yumuşak renklere bırakmıştı. Sokak lambaları tek tek yanıyor, dükkânların camlarından dışarı süzülen ışıklar kaldırımlara vuruyordu.

Pembe Tabela’nın önünde beş kişi yan yana durmuştu.

Alina çantasının askısını omzuna geçirirken etrafa baktı.

“Ee?”

Aslıhan ellerini arkasında birleştirip gizemli bir ifadeyle gülümsedi.

“Ee ne?”

“Bir yere gidecektik.”

“Gitmeyecek miyiz?”

“Sen nereye gideceğimizi söylemedin.”

Aslıhan’ın yüzündeki gülümseme büyüdü.

“Çünkü sürpriz.”

Melis hemen heyecanlandı.

“Ben sürprizleri severim!”

Aslan kaşlarını kaldırdı.

“Ben sevmiyorum.”

Melis ona döndü.

“Sen zaten hiçbir şeyi sevmiyorsun Aslan abi.”

“Yanlış.”

“Ne seviyorsun?”

Aslan birkaç saniye düşündü.

“Yemek.”

Melis kahkahayı bastı.

Baran da başını iki yana salladı.

“Bu konuda hiç şaşırmadım.”

Alina ise Aslıhan’a baktı.

“Tam olarak nereye gidiyoruz?”

Aslıhan telefonunu kaldırdı.

“Biraz yürüyelim. Sonra anlarsınız.”

Baran ellerini cebine soktu.

“Bu cümle hiç güven vermedi.”

“Sus ve gel.”

“Emredersiniz.”

Alina istemsizce gülümsedi.

Birlikte yürümeye başladılar.

────────

Sokak boyunca yürürlerken konuşmalar bir türlü bitmiyordu.

Melis, Alina’nın yanında yürüyordu.

“Abla sen küçükken nasıldın?”

Alina şaşırdı.

“Ben mi?”

“Evet.”

“Normal.”

Aslıhan arkadan seslendi:

“Yalan!”

Alina arkasını döndü.

“Ne yalanı?”

“Sen küçükken de her şeyi kontrol ediyordun.”

Melis merakla:

“Gerçekten mi?”

Alina gülerek başını salladı.

“Aslıhan abartıyor.”

Aslıhan:

“Hiç abartmıyorum.”

Meyra sakin sakin ekledi:

“Biraz abartıyor.”

Alina:

“Teşekkür ederim Meyra.”

“Rica ederim.”

Melis gülmeye başladı.

“Ben sizi çok sevdim.”

Alina ona baktı.

“Biz de seni.”

Melis’in yüzünde içten bir gülümseme oluştu.

Bu cümle çok basitti.

Ama Melis’in gözlerindeki mutluluk, o basit cümlenin onun için ne kadar güzel olduğunu anlatmaya yetmişti.

Önde yürüyen Baran ile Aslan da konuşulanları duyuyordu.

Aslan, Baran’ın omzuna hafifçe vurdu.

“Melis kızları gerçekten sevdi.”

Baran başını çevirip kardeşine baktı.

“Belli.”

“Sen de memnunsun.”

Baran birkaç saniye sustu.

“Evet.”

Aslan sırıttı.

“Sen de birilerini seviyorsun.”

Baran kaşlarını çattı.

“Ne alakası var?”

Aslan hiçbir şey söylemeden önlerindeki Alina’yı işaret etti.

Baran’ın bakışları bir an Alina’ya kaydı.

Sonra hemen başka tarafa çevirdi.

“Yürü.”

Aslan’ın gülümsemesi büyüdü.

“Tamam.”

────────

Birkaç dakika sonra Aslıhan sonunda durdu.

Karşılarında küçük, sevimli bir sahil yolu uzanıyordu.

Deniz, akşam ışığının altında sakin sakin parlıyordu. Kıyıya vuran dalgaların sesi, uzaktan gelen şehir uğultusunu bastırıyordu. Sahil boyunca küçük ışıklarla süslenmiş kafeler ve büfeler vardı.

Melis’in gözleri büyüdü.

“Buraya mı geldik?”

Aslıhan gururla:

“Evet!”

Alina denize baktı.

“Çok güzel.”

Meyra başını salladı.

“İyi düşünmüşsün.”

Aslıhan gülümsedi.

“Bugün iş konuşmak yok.”

Aslan:

“Ben buna varım.”

Baran:

“Ben de.”

Melis:

“Ben zaten sizi iş konuşurken dinlemekten sıkılmıştım.”

Aslan:

“İyi, bugün sen konuşursun.”

Melis ona baktı.

“Ben zaten konuşuyorum.”

“Fark ettim.”

Hep birlikte gülerek sahil boyunca yürümeye başladılar.

────────

Bir süre sonra küçük bir kafeye oturdular.

Mekânın dışındaki masalar denize bakıyordu. Masaların üzerinde küçük ışıklar vardı. Hafif müzik, dalga seslerine karışıyor; akşamın serinliği yavaş yavaş hissediliyordu.

Alina sandalyesine oturduğunda saçları omzundan öne doğru kaydı.

Baran karşısındaki sandalyeye geçti.

Aslıhan bunu görünce Melis’e hafifçe baktı.

Melis de ona baktı.

İkisi hiçbir şey söylemeden gülümsedi.

Meyra menüyü açtı.

“Ne yiyeceğiz?”

Aslan hiç düşünmeden:

“Ben hamburger.”

Aslıhan:

“Senin başka bildiğin yemek yok mu?”

“Var.”

“Ne?”

“İkinci seçenek hamburger.”

Melis kahkahaya boğuldu.

“Ben bunu her gün çekiyorum.”

Baran:

“Ben de.”

Alina menüye bakarken gülümsedi.

“Ben makarna alacağım.”

Baran ona baktı.

“Ben de.”

Aslıhan hemen araya girdi.

“Tesadüf.”

Baran:

“Ne tesadüfü?”

“Hiç.”

Alina Aslıhan’a bakıp gülmemeye çalıştı.

“Sen bugün çok konuşuyorsun.”

“Ben her gün böyleyim.”

────────

Yemekler geldiğinde masa kısa sürede şenlendi.

Aslan, Melis’in tabağındaki patateslerden birini almaya çalıştı.

Melis eline vurdu.

“Dokunma.”

“Bir tane.”

“Hayır.”

“Bir tane.”

“Hayır.”

Aslan tekrar uzandı.

Melis tabağı kendine çekti.

“Senin tabağın nerede?”

“Burada.”

“Orada patates var.”

“Seninkiler daha güzel görünüyor.”

Meyra gülerek:

“İkiniz çocuk gibisiniz.”

Melis:

“Çocuk olan o.”

Aslan:

“Ben ağabeyim.”

Melis:

“Yaşça.”

Herkes güldü.

Baran başını iki yana salladı.

“İyi ki geldik.”

Alina gülümseyerek:

“Gerçekten iyi oldu.”

Baran ona baktı.

“Sen eğleniyor musun?”

Alina denize doğru kısa bir bakış attı.

“Evet.”

Sonra masadaki herkese baktı.

“Uzun zamandır böyle hep birlikte oturmamıştık.”

Baran’ın yüzündeki ifade yumuşadı.

“Tekrar yaparız.”

Alina ona baktı.

“Yaparız.”

Bu kez ikisi de bakışlarını hemen kaçırmadı.

Masadaki diğerleri konuşmaya devam ederken ikisinin arasında kısa, sessiz bir anlaşma oluşmuş gibiydi.

────────

Yemekten sonra sahil boyunca yürümeye devam ettiler.

Aslıhan ve Meyra önden gidiyor, Melis onların yanında konuşuyordu.

Aslan biraz geride kalmıştı.

Baran ile Alina ise aynı hızda yürüyordu.

Denizin sesi yanlarından yükseliyor, rüzgâr Alina’nın saçlarını hafifçe savuruyordu.

Alina saçlarını yüzünden çekmeye çalıştı.

Baran bunu fark etti.

“İstersen biraz geriden yürüyelim.”

Alina ona baktı.

“Neden?”

“Rüzgâr fazla.”

Alina gülümsedi.

“Yok, sorun değil.”

Bir süre sessizce yürüdüler.

Sonra Alina:

“Eski dükkândan sonra her şey değişti gibi.”

Baran başını salladı.

“Evet.”

“Melis de artık sürekli bizimle.”

“Şikâyetçi misin?”

Alina hemen:

“Hayır.”

Baran gülümsedi.

“Ben de değilim.”

Alina ona baktı.

“Melis gerçekten çok tatlı.”

“Öyle.”

“Onunla iyi anlaşıyoruz.”

“Fark ettim.”

Baran’ın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

“Seninle de iyi anlaşıyor.”

Alina:

“Seninle de.”

Baran:

“Ben onun abisiyim.”

Alina güldü.

“Doğru.”

Önlerinde yürüyen Aslıhan bir anda arkasına döndü.

“Yavaş kaldınız!”

Alina:

“Geliyoruz!”

Aslıhan tekrar önüne döndü.

Melis ona doğru eğildi.

“Ne konuşuyorlar?”

Aslıhan fısıldadı:

“Bilmem.”

Melis:

“Sen biliyorsun.”

“Biraz.”

İkisi gülerek yürümeye devam etti.

────────

Sahil yolunun sonunda küçük bir oyun alanına geldiler.

Aslan çocuk gibi:

“Ben şu basketbol topunu istiyorum.”

Aslıhan şaşkınlıkla:

“Senin yaşın kaç?”

“Ruhum genç.”

Melis:

“Ruhun beş yaşında.”

Aslan topu eline aldı.

“Kim benimle yarışacak?”

Baran:

“Ben.”

Aslıhan:

“Ben de.”

Melis:

“Ben hakemim.”

Meyra:

“Ben izliyorum.”

Alina gülerek:

“Ben de.”

Kısa süre sonra ortalık kahkahaya dönüştü.

Aslıhan topu atmaya çalışırken top potaya bile ulaşmadı.

Aslan:

“Bu neydi?”

Aslıhan:

“Isınma.”

Baran güldü.

“İkinci deneme?”

Aslıhan topu aldı.

“Bu sefer izle.”

Top havaya yükseldi.

Pota kenarına çarpıp geri geldi.

Melis:

“Yaklaştın!”

Aslıhan:

“Ben zaten kazanacaktım.”

Aslan:

“Tabii.”

Meyra kahkahayla başını eğdi.

Alina ise o an herkese baktı.

Baran’ın gülüşü, Aslan’ın bitmek bilmeyen şakaları, Aslıhan’ın itirazları, Meyra’nın sakin kahkahası ve Melis’in enerjisi…

Bir zamanlar birbirinden ayrı olan hayatlar, şimdi aynı akşamın içinde birleşmişti.

Alina’nın yüzünde farkında olmadan sıcak bir gülümseme oluştu.

Melis onun yanına geldi.

“Mutlusun.”

Alina ona baktı.

“Evet.”

Melis:

“Ben de.”

Alina gülümsedi.

“O zaman daha çok böyle akşam yapacağız.”

Melis koluna hafifçe girdi.

“Anlaştık.”

Biraz ileride Baran ikisini izliyordu.

Aslan yanına geldi.

“Ne düşünüyorsun?”

Baran:

“Hiç.”

Aslan:

“Yine mi hiç?”

Baran gülerek:

“Ne düşünmemi istiyorsun?”

Aslan omuz silkti.

“Bilmem.”

Sonra arkadaşına baktı.

“İyi bir ekibiz.”

Baran önündeki dört kıza baktı.

“Evet.”

Aslan:

“Ve bence daha yeni başlıyoruz.”

Baran bu kez itiraz etmedi.

Sadece gülümsedi.

Çünkü o da aynı şeyi düşünüyordu.

O gece kimse eve dönmek için acele etmedi.

Birlikte yürüdüler, güldüler, birbirleriyle dalga geçtiler, çocukça yarıştılar ve günün bütün yorgunluğunu birkaç saatliğine unuttular.

Ve Pembe Tabela’nın hikâyesinde artık sadece iş yerleri yoktu.

Birlikte geçirilen akşamlar, küçük sırlar, kahkahalar ve giderek güçlenen dostluklar vardı.

Bazı bakışlar ise henüz kimsenin yüksek sesle adını koymadığı başka bir şeyin habercisiydi.

Tiktok;eesiloshh✨️