35. bölüm · PASVARİS

BÖLÜM 24: 9 MART

irmak arsln

Merhabalar!! Yepyeni bir bölümle karşınızdayım!!! İyi okumalar dilerim.

" Sende kendimi görüyorum..."

"İyi iş çıkardın eğitimcim."

" Daha önce de dediğim gibi sevgili bekçim... Üstünden gelemeyeceğim işe kalkışmam. Ki benim üstesinden gelemeyeceğim bir iş yoktur."

Cihan' ın bilmiş sözleri karşısında göz devirmemek için kendimi zor tuttum. İlla kendini övecekti değil mi?

"Yine de ağzın yüzün fena yamulmuş," dedim alayla sırıtırken. Burnundaki ve dudağındaki kan kurumuştu fakat Cihan da az zarar görmemişti. Bunu bilerek yapmıştı, görmüştüm. Bile bile Carlos' un saldırılarından kaçmamıştı. Bunu neden yaptığını anlamamıştım.

"Ben dayak yiyorsam bil ki buna izin verdiğimdendir," dedi Cihan bana üstten üstten bakarken. Cihan' ın bu egosuna karşılık derin bir nefes verdim. " Bunu neden yaptın? Bile bile adamdan dayak yedin!"

" Bunu yukarıda konuşuruz bekçim çünkü şu an arkadaşların bize garip garip hareketler yapıyor. "

Cihan' ın söylediği şeye kaşlarım çatılırken arkamı döndüm ve gördüğüm manzara karşısında elimle alnıma vurdum. Adam bize öpücüklerler atarken Cenk eliyle kalp yapmış bize doğru sırıtıyor, Melodi ise el sallıyordu. Tanrı aşkına, bunlar gerçekten beni sürekli rezil etmek zorunda mı?

"Odada görüşürüz," dedi Cihan yüzündeki geniş gülümseme ile. E tabi, arkadaşlarımın beni rezil etmesi hoşuna gitmez miydi? Elbette giderdi.

Cihan salondan çıkarken salondaki Cihan taraftarları tezahüratlara devam ediyordu.

Cihan salondan çıktığı gibi şizofren arkadaşlarımın yanına adeta zemini delerek ilerledim ve tam önlerinde durdum. Onlara öyle bir sinirle baktım ki hepsi birbirine korku ile bakmaya başladı."Siz beni delirtecek misiniz? O hareketler de neydi öyle? Cihan ile aramızda bir şey yok, artık bunu aklınızdan çıkarın! "

Ben öfkeyle bağırırken Cenk ve Melodi birbirine" Delirdi," dercesine bakarken Adam omuz silkti. " Henüz aranızda bir şey yok. HENÜZ!"

"Ne şimdi ne de sonra bir ilişkimiz olmayacak!" dedim Adam' ın kafasına bunu sokmak istercesine bastıra bastıra fakat Adam' ın o kadar umurunda değildim ki bana göz devirdi!

"İyi, senin olmazsa benim olur! Bundan sonra Cihan Saygun 'un sevgilisi benim!"

"Kardeşim sen Gay mi oldun?" dedi Cenk sırıtırken. " Bundan sonra gayim. Ver bir öpücük!" dedi Adam dudaklarını büzüp Cenk' e uzatarak. Cenk kusuyormuş gibi bir hareket yaptığında Melodi kahkaha attı. Ben ise intihar etmek üzereydim.

"Beni hiç ciddiye almayacaksınız değil mi?" dedim en sonunda pes ederek. Hepsi bana dönüp hep bir ağzından " Hayır," dediğinde derin bir nefes verdim. Ben gerçekten kafayı yiyecektim.

"Anlaşılan tek gay ben değilim," dedi Adam haykırarak. Hızla arkasını döndü ve " Sik beni Jhonny! Sik!" dediğinde kendimi tutamadım ve gülmeye başladım.

Olmuyordu, bu manyaklara iki dakikdan uzun süre sinirlenemiyordum!

***

"Si fueras un ángel en la vida de la persona equivocada, el sonido de tus alas la perturbaría."

"Bu ne demek?" dedim merakla.

"İspanyolca ' da, yanlış kişinin hayatında bir melek olsaydın kanat sesinden rahatsız olurdu, demek. "

Cümlenin anlamı karşısında duraksadım. O kadar güzel ve doğru bir sözdü ki güzel olduğu kadar da insanı düşündürürdü. Doğruydu. Eğer bir insanın hayatındeki en doğru ve onu düşünen insansanız bile o kişi yanlış kişiyse sizi düşman bellerdi. İlk sizi gözden çıkarırdı, sizin bu iyi niyetinizi suistimal ederdi.

" Çok güzel bir söz," diye mırıldandım.

" İnsan çok şey yaşamışsa en sıradan sözlerden bile kendisine anlam çıkarabilir," dedi Maria... Aynı Cihan gibi felsefik konuşuyordu. Benziyorlardı gerçekten. Bazen gıcık, bazen cana yakındı. Bazen felsefik konuşuyordu bazen de bulmacalı... Cihan ile arkadaş olduğu çok belliydi.

Maria ile ilk günlerden beri dil çalışıyorduk. Son günlerde görevlerden dolayı karşılaşamamıştık bu yüzden üç gündür onu görmüyordum. Onunla konuşmak iyi geliyordu, bazen insanı gıcık edebiliyordu ama yine de iyiydi. Maria' ya baktığımda yaşanmışlık görüyordum nedense. Çok şey yaşadığını hissediyordum. Çok ama çok şey....

"Cihan ile arkadaş olduğun çok belli."

"Cihan ile arkadaş olan herkes yavaş yavaş ona benzer," dediğinde sırıttım. Cihan' a benzemek... İster miydim? Sanmıyordum. Kendi karakterimle mutluydum.

" Cihan bugün Carlos ile dövüşmüş. Sebebi sen misin ? " dedi Maria gözleri kısılırken. Gözlüğünün ardından bana anlamlı anlamlı bakarken derin bir nefes verdim. " Sen de mi?" dediğimde şuh bir kahkaha attı. " Anlaşılan bunu ilk soran ben değilim "

"Benim için değildi. Carlos bekçisine bir malmış gibi davranıyordu. Ben de kendimi tutamadım ve Carlos' a kafa tuttum. Öyle olunca o kırmızı suaygırı bana vurmaya yeltendi. Cihan da ona meydan okudu. "

"Kısacası sebebi sensin," dedi Maria alayla. Ah, kimse beni anlamayacaktı değil mi?

"Derse mi başlasak Bayan Maria?" dediğimde kıkırdadı. " Pekala ama sana son olarak söyleyeceğim bir şey var," dediğinde başımı onaylarcasına salladım.

" Sende kendimi görüyorum Süvari."

"Bu kötü bir şey mi yoksa iyi bir şey mi?" dedim anlamayarak.

"İnan ben de bilmiyorum," dediğinde yutkundum. Maria' nın hayatını bilmediğim için bu söylediğinin iyi mi kötü mü olduğunu bilmiyordum fakat içimden bir ses bunu özlemle söylediğiydi. Sanki bana bakarken eski hayatını özlüyor gibi bakıyordu.

"Derse başlayalım Süvari."

......

Maria ile tam bir buçuk saat dil çalışmıştık. O kadar iyi öğretiyordu gerçekten her şeyi anlıyor ve kodlayarak ezberliyordum. Onunla konuşmak da oldukça zevkliydi bu yüzden derslerinde sıkılmıyordum.

Maria ile olan dersimizden sonra odama çıkmıştım. Salona girdiğim an Cihan odasından ıslak saçlarını havluyla kurutarak çıkmıştı. Üstündeki pijamaları ve ıslak, dağınık saçlarıyla çok ama çok karizmatik görünüyordu. Biraz daha bakarsam sapık gibi görüneceğimden bakışlarımı ondan ayırdım ve kendimi koltuğa attım.

"Sıhhatler olsun eğitimci,' dedim bacaklarımı masaya uzatarak. Cihan ağır ağır yürüyüp karşıma otururken yüzündeki yaralara kaydı bakışlarım. Burnundaki kan gitmişti fakat dudaklarının iki kenarı da patlamıştı. Sağ gözü hafif morarmıştı. İnsan bu halde bile nasıl yakışıklı görünürdü?

" Teşekkürler bekçim. Meraktan çatlıyorsun değil mi?" dediğinde gözlerimi devirdim. Kastettiği şey neden orada bilerek dayak yediğini merak etmemdi ve evet, çok merak ediyordum.

" Evet desem bir yerlerin kalkacak mı?" dediğimde alayla sırıttı fakat dudağı ağırdığında yüzünü hafifçe buruşturdu. " Hissettiğin her duyguyu yüzünden okuyabildiğim için mi? Tabi ki!"

Cihan' a hiçbir şey söylemeden dik dik baktığımda "Tamam," dedi aynı benim gibi bacaklarını masaya uzatarak. " Anlatayım, " dedi ve cebinden çıkardığı sigara paketinden bir sigara çıkarıp çakmakla ucunu yaktı." İlk on dakika savunma yaptım ki saldırmaktan yorgun düşsün ve sinirlensin. Tam beklediğim gibi oldu. Gücü azaldı ve hırçınlaştı. Sonra birkaç yumruk attım çünkü savunma yapmama alışmıştı ve bu yumrukları beklemiyordu. Bu kez daha da sinirlendi. İşte o zaman bana vurmasına izin verdim çünkü kontrolün onun eline geçtiğini sanmasını istedim. Öyle de oldu. Birkaç yumruk sonrası hiç beklemediği bir cümle kurdum ve donakaldı. Yani manipülasyon... En güçlü silahlardan birisidir. Tam güç ona geçti sanarken kolayca onu etkisiz hale getirdim. Bu da şok yaşamasına sebep oldu. Ben vururken nasıl bir anda beni bu hale getirdi, kafasına girdi ve kaybetti. Özetle, hepsi bir taktikti."

Cihan susup sigarasından bir duman çektiğinde ona hayatımda gördüğüm en zeki insana bakar gibi baktım istemsizce. Çünkü gerçekten öyleydi. Cihan tanıdığım en zeki insandı. Zekası ile insanlarla oyun oynuyordu. İnsanları alt ediyordu. Bunu o kadar yapıyordu ki insan gerçekten tedirgin oluyordu.

"Zack, " dedim bu kez. " Kim o? Carlos ismini duyduğunda kalakaldı. "

"Zack," dedi dumanı yukarı üflerken. " Carlos' un travması. Zamanında Zack onun eğitimcisiydi. Ona aynı kendisinin bekçisine davrandığı gibi davranıyordu. Onu sürekli eleştiriyor, tehdit edip duruyordu. Ona değersiz bir malmış gibi davranıyordu. Carlos da yaşadığı travmalar sonucu Zack' e dönüştü. Onun gibi biri oldu. Carlos buraya getirildiğinda on sekiz yaşındaydı ve henüz bir ergendi. Bir ergenin karakterine şekil vermek kolay olurdu. Zack ise onu kendisine çevirmişti. "

"Zack' e ne oldu sonra?" dedim merakla. " Öldü," dediğinde şok içinde Cihan' a baktım. " Nasıl? Yani... Carlos yaşıyor?" dedim anlam vermeye çalışarak.

" İntihar etti. Psikolojik sorunları vardı. Zack' ten sonra Carlos dumura uğradı çünkü Zack' in zorbalıklarına o kadar alışmıştı ki artık hiçbir insana aynı bakamıyordu. Ardından başka bir eğitimci verildi ona. Zamanla da eğitimci oldu."

Cihan' ın anlattıkları karşısında Carlos' a üzülmemek elde değildi. Evet, pisliğin tekiydi fakat bunların sorumlusu Zack' ti. İnsanın çevresi insanın karakterine şekil verirdi. Fakat Carlos' un travmaları yüzünden Stella zarar görmek zorunda değildi.

"Soru yağmurun bitti mi bekçim? " dedi Cihan sigarasını söndürürken. " Yarın tüm gün ne yapacağım? " dedim bıkkın bir şekilde.

" Bilmem."

"Sen ne yapacaksın?"

" Mezarlığa gideceğim," dedi düz bir sesle. " Mezarlık mı?" dedim sorgularcasına. Mezarlıkta ne işi vardı?

"Yarın Sophie' nin ölüm yıldönümü. 9 Mart..."

Sophie' nin ölüm yıl dönümü yarın mıydı? 9 Mart... Bir dakika...9 Mart mı? Yarın 9 Mart mıydı?

Yarın benim doğum günümdü... Sophie benim doğum günümde mi ölmüştü? Bu nasıl berbat bir tesadüftü?

Doğum günümdü yarın... Doğum günlerimden nefret ediyordum. Doğum günlerimi hiç sevmiyordum. Doğum günlerim berbattı. Nefret ediyordum. Hele Timur ' dan sonraki yaşadığım o bir yıldaki doğum günümü ise hiç ama hiç unutmayacaktım....

"Anladım, neyse ben uyuyacağım. " dedim huzursuz bir şekilde. Cihan yüzüme baktığında kaşları çatılmıştı. Ayağa kalkıp yanından geçip giderken " Sorun ne?" diye sordu. "Yorgunum," dedim ve başka hiçbir şey söylemeden odama geçtim.

Bir anda bana ne olmuştu bilmiyordum. Öylesine modum düşmüştü ki gözlerimin dolduğunu hissettim fakat ağlamadım. Kafamı yukarı kaldırdım ve gözyaşlarımı akmadan yerlerine geri yolladım. Aklıma anılarım geldi. Beni mahveden, düşündükçe kalbimi parçalayan anılarım... Boğuluyor gibi hissettim o an. Pencereyi açtım ve başımı dışarı çıkarıp nefes almaya çalıştım.

Yarın doğum günümdü... Yarın hayatımın en kötü günlerinden birinin yıldönümüydü. Yarın olmasın istedim... Yarın olmasın.

Başımı salladım, kafamdaki hatıraları atmak istercesine. Fakat olmadı... O gün ne olduysa zihnimde canlandı tekrardan...

Dört yıl önce...

" Bu bir şaka olmalı."

"Bu bir şaka olmalı."

"Bu... Bu komik bir şaka."

Asena olduğu yerde sırtını duvara yaslayıp çömeldi. Adeta transa girmişti. Hiçbir şey duymuyor, hiçbir şey görmüyordu. O an sanki dünya durmuş gibiydi. O an sanki dünyada bir tek o ve içindeki acı vardı. Onunkine acı bile denmezdi. Onun içindeki o hissi betimleyecek hiçbir kelime yoktu. Buna acı demek hafif kalırdı.

Asena ölümü yaşıyordu. Asena belki de ölümden bile beterini yaşıyordu. Asena boğuluyordu, yanıyordu, nefes alamıyordu, kalbini hissetmiyordu, aklını kontrol edemiyordu. Asena' nın boğazı adeta dikenli tellerle çevriliydi.

Elleri titriyordu Asena' nın. Ellerini kesmek istedi. Boğazı yanıyordu Asena' nın. Boğazını kesmek istedi. Kalbi atmıyor gibiydi Asena' nın. Kalbini yerinden sökmek istedi...

Saatler geçmişti... Saatler geçmişti ve şimdi saatler sonra ilk defa kendi kendine kalmıştı. Asena artık evsizdi. Asena artık kimsesizdi. Asena artık bir başınaydı. Fakat asıl olay bunlar değildi. Asena artık büyümüştü. Asena bir gecede ergenlikten olgunluğa erişmişti. Asena tek bir gecede baştan yaratılmıştı.

Donakalmıştı çömeldiği yerde. Düşünemiyordu. Beyni durmuştu. İnanmıyordu tüm bu olanlara. Hayattaki tek sevdiği, güvendiği, tanıdığını sandığı insan onu sokaklardan alıp daha kötü hale sokmuştu.

Onu kendine bağlamıştı, neredeyse bir yıl onunla kalmıştı ve o adam onu başka bir adama satmıştı. Onu satmak için almıştı yoldan.

Asena nefes almadığını hissetti. Asena elini boğazına götürdü. Kalbinde öyle bir yük vardı ki sanki vücudu kalbini taşıyamıyor gibiydi. Bu yük öyle ağırdı ki Asena ölmeyi diliyordu. "Canımı al..." diye fısıldadı yanan boğazından adeta boğulurken. Gözlerinin önünden bir bir yaşadıkları geçti.

Timur ile olan anıları ardı ardına gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçiyordu. Onu evine koşulsuz almıştı. Sadece soru sorma, demişti. Amacının bu olduğunu bilseydi Asena sokakları tercih ederdi. O an, Timur'un Asena' yı bulduğu sokakta her ne yaşasaydı bu hale gelmezdi Asena. Asena en güvendiğinden yemişti hayatının kazığını.

Timur' un ona sarılışı geldi aklına. Yüzüne sertçe bir tokat geçirdi. Eli ayağı titriyordu. Sanki ruhu, bedenini yararak dışarı çıkmaya çalışıyordu...

Timur' un onu öpüşü geldi gözlerinin önüne. Dudağına sertçe vurdu. "APTAL!"

Yoldaki herkes ona dönüp garip garip bakarken Asena kimseyi görmüyordu o an. O an sadece kendisi ve yüzleşmesi gereken anıları vardı.

"APTAL!" diye haykırdı kendine. Saatler sonra ilk defa gözlerinden yaşlar akıyordu. "CANIMI AL TANRIM!"

Herkes ona bir deliymişçesine bakıyordu. Fakat Asena ardı ardına çığlık atmaya devam ediyordu. Olduğu yerde kendini parçalıyordu adeta. Canı çok yanıyordu... Zamanında senin de canının yandığı gibi sevgili okur... Zamanında herkesin Tanrı 'ya canını alması için yalvardığı günler olmuştu belki de. O gün insanın hayatının dönüm noktası olurdu. Asena şu an hayatının dönüm noktasını yaşıyordu.

Nasıl inanmıştı ona körü körüne? Nasıl hiç şüphelenmemişti? Nasıl bu kadar kör olabilmişti?

Asena hıçkıra hıçkıra ağlıyordu saatler sonra ilk defa... Asena' nın her bir göz yaşı onun her bir acısıydı.

"İyi misiniz?"

Asena yaşlı gözlerinden kendisiyle konuşan adamı duymamıştı. Gözlerini elinin tersiyle sildiğinde ona endişeyle bakan bir adam görmüştü.

"UZAK DUR BENDEN!" dedi çığlık atarak. Adam hızla geri çekilip yoluna devam etti. Belki de gerçekten iyi biriydi fakat Asena o an bunu kavrayacak durumda değildi.

Başında büyük bir ağrı hissediyordu. Adeta biri kafasına çekiçle vurmuş gibiydi... Göremiyordu. O kadar ağlıyordu ki etrafını göremiyordu. Gözleri yanıyordu ağlamaktan. " Para için değer miydi piç kurusu!"

Kendi kendineydi o an. Kimse yoktu sanki...

" Canımı al Tanrım... Al.. Bu acıyla yaşayamam. Nolur canımı al!"

Asena çantasını eline alıp içinden telefonunu çıkardı. Bu telefonu ona Timur almıştı... Telefonu açıp duvar kağıdındaki fotoğraflarına baktı... Midesinin bulandığını hissetti. Çok geçmeden kusmaya başlamıştı yol kenarında. Birkaç dakika aralıksız öğürdü. Ardından tekrar telefonu eline. Telefonu fırlatmadan önce ise gözüne ekrandaki bir görüntü çarptı. Bu bir şaka olmalıydı. Bu nasıl bir tesadüftü?

Tanrı'nın hediyesi bu muydu bugün?

9 Mart 2020...

Asena bugünü unutmayacaktı. Bugün doğum günüydü Asena' nın. Doğum gününde ölmüştü Asena... Bugünü hep ölüm yıldönümü olarak hatırlayacaktı.

Ve bölümümüz bitti! Pek iç açıcı bitmedi, haklısınız. Asena' nın doğum gününde böyle bir olay yaşaması acı bir tesadüftü. Ya siz, hiç çok mutlu olacağınız bir günde büyük bir acı yaşadınız mı?

Asena aslında her insanın kendinden bir parça bulabileceği bir karakter diye düşünüyorum. Sizce?

Uzatmadan sorulara geçeyim.

1) Asena' nın yediği en büyük kazığım doğum gününe denk gelmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz bir daha doğum günü kutlayabilir miydiniz?

2) Maria ' nın Asena' yı kendine benzetmesini haklı buluyor musunuz?

3) Peki ya Sophie ' bin ölüm yıldönümü ile Asena' nın doğum gününün aynı güne denk gelmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!!!!