1. bölüm · PASVARİS

BAŞLANGIÇ

irmak arsln

^^Herkese merhabalar!! Bu benim onlarca kurguladığım kitaplardan biri. Bir sürü kitap yazıp taslaklarda bıraktım yıllardır. Fakat bu kitap benim hevesle yayınladığım ilk kitabım oldu. Başlangıç bölümümüz olan bu bölüm ile kitap konusunu anlamış olacaksınız. İyi okumalar dilerim...^^

Başlangıç...

Tonlarca ağırlığındaki göz kapaklarımı inatla açmaya çalıştım. Gözlerimi açtığımda gözlerimi loş ışığa alıştırmaya çalıştım. Birkaç göz kırpıştan sonra yavaş yavaş görüşüm netleşmişti. Başımda ise sanki çekiçle vurulmuş gibi bir ağrı hakimdi.

Elimi başıma götürüp bulunduğum yere baktım. Tavanda loş bir ışık ve bomboş, dört duvar arasında bir sandalyede oturan ben... Neresiydi burası? Kaçırılmış mıydım?

Elim kolum bağlı değildi. Bu tuhaftı. Nerede olduğuma dair hiçbir fikrim yoktu fakat korkum da yoktu. Sadece başımdaki ağrı ve gözlerimdeki blur görüntü beni rahatsız ediyordu. Bulunduğum ortama anlam vermeye çalışıyordum.

Ayağa kalktım dönen başıma inat. Ardından bir elim sandalyeden destek alırken etrafı inceledim. İncelenecek hiçbir şey de yoktu. Penceresi dahi olmayan bomboş mavi dört duvar, bir sandalye ve demir bir kapı... Bu kadardı.

Elimi sandalyeden çekip kafamı salladım. Başım neden bu kadar ağrıyordu?

Kapının açık olmadığına emindim. Elimin bile bağlı olmamasının tek sebebi bu olmalıydı. Fakat öğrenilmiş çaresizliğe yenik düşmektense şansımı denedim.

Kapının yanına gittiğimda kapıyı açmaya çalışamadım. Çünkü kapı otomatikti. Sadece yanda bir kart okutma yeri vardı. Şimdi gerçekten nerede olduğumu merak etmeye başlamıştım.

Kaçırılmış olduğum barizdi fakat kim beni niye kaçırırdı? Üstelik böyle bir mekanda... İçime yavaş yavaş dağılan endişeyi hissettim. Her bir hücrem şu an bulunduğum yeri sorguluyordu.

Sandalyeye geri oturdum ve etrafa bakındım. Herhangi bir kamera da yoktu.

" Kim benle dalga geçmeye çalışıyor?" Dedim birilerinin beni duyduğunu umarak. Korku yoktu. Merak vardı. Bulunduğum yeri anlamaya çalışmaktan korkumu henüz yaşayamıyordum. Çünkü beni kaçıracak bir düşmanım yoktu. Bu da korkumu erteliyordu.

Daha önce belaya bulaşmışlığım vardı. Ya benden faydalanmak için ya da benden para koparmak için köşeye sıkıştırılmışlığım olmuştu ve kurtulmam zor olmamıştı. Babamın bana küçükken boş vakitlerinde öğrettiği dövüş hareketleri az çok hayatıma katkı sağlamıştı.

Gecikmeden bir bip sesi geldi ve kapı açıldı. Gözlerim kapıya döndüğünde karşımda takım elbiseli iki adam görmeyi beklemiyordum. Kalp atışlarım o an ilk defa son hızla çarptı. Çünkü şu an gördüğüm adamlar bir hayduttan çok devlet adamı kılığındaydı. Hapishanede miydim diye düşündüm o an. Bu adamlar savcı falan mıydı? Sonra saçma geldi bu düşünce. Hiçbir hücre otomatik kapı ile açılmazdı.

Biri en az altmış yaşında diğeri daha otuzlarında görünen iki adam içeri girdiğinde şaşırmıştım. Cidden bu kıyafetler, bu ortam, bu baş ağrısı da neydi?

" Asena Süvari," dedi değişik bir aksanla yaşlı adam. İsmimi de biliyordu. Kimdi bu adam?

"Bakın cidden benden hiçbir şey koparamazsınız. Tek kuruşum yok. Amacınız para veya..." Derken sözümü kesti yaşlı adam.

"Şu bulunduğun yere bak. Sence seni para için mi kaçırdık? Seni çok iyi biliyoruz Asena. Burada olma sebebin bu değil," dedi adam rutin bir şeyi söylüyor gibiydi. Adam haklıydı. Şu an bulunduğum boş oda bile lüks görünüyordu. Fakat nedense içimde hala dehşet derecede bir korku yoktu. İçimde sanki bu adamların çok daha farklı bir şey yüzünden beni kaçırdığını söylüyordu.

İçimdeki merak artarken kalbimin atışlarının hızını hissettim. Bu adamlarının kim olunduğu gerçekten merak etmiştim. Çünkü şu an içimden bir ses ne karşımdakilerin bir haydut ne de kaçırılma sebebimin maddiyat olduğunu düşünüyordu.

"Kimsiniz?" Dedim bu kez ciddi bir ses tonuyla. İkisi de yan yana durmuş bir şekilde beni inceliyordu. " Anlatacağım ama önce otur yerine," dedi sakin ve yamuk bir Türkçeyle. Türk olmadığı belliydi ama çok iyi Türkçe konuşuyordu. Yabancı olması beni daha da meraka sokmuştu.

Korkmuyor olmam ikisini de şaşırtmamıştı ama ben gittikçe onları merak ediyordum. Dediğini yaptım ve sandalyeye oturdum. İkisi karşımda durmaya devam etti. Her ihtimale karşı tetikteydim. Korkmamamın bir diğer sebebi de soğuk kanlı oluşumdu. Ben kaoslu veya tehlikeli ortamlarda içimde fırtınalar kopsa bile düzgün düşünebilen ve dışarıya yansıtmayan bir insandım.

"Konuş," dediğimde adam hiç bozuntuya vermeden konuşmaya başladı. Dikkatle onları dinlemeye başladım.

"Öncelikle dediklerine inanmayacaksın, gülecek ve hatta deli olduğumuzu sanacaksın ama değiliz. Şimdi anlatacaklarıma inanıp inanmamak sana kalmış. "

Gittikçe artan merakım kaşlarımın çatılmasına sebep olmuş ve ayrıca ilk defa içimde bir tedirginlik yaratmıştı.

"Sen şu an Pasvaris adında bir ülkedesin," diye söze başladı yaşlı adam. Pasvaris mi?

Adama anlamsız gözlerle baktığımda kafamda Pasvaris adlı bir ülke düşündüm. İlk defa böyle bir ülke olduğunu duymuştum. Coğrafyam berbattı ama böyle bir ülke olmadığına emindim.

"Çok düşünme Asena. Çünkü dünyada böyle bir ülke yok," dediğinde anlam veremeyen gözlerle ona baktım. " Daha doğrusu insanların bildiği kadarıyla yok."

Ne anlatıyordu bu adam? Beni bir ülkeye mi kaçırmıştı? Ne saçmalıyordu?

"Açık ol. Hiçbir şey anlamıyorum," dediğimde yaşlı adam gülümsedi. " Tek nefeste anlatmamı ister misin yoksa kesik kesik tepki vermeni mi beklemeliyim?"

Yaşlı adamın bu rahat tavrı gittikçe beni tedirgin ediyordu. Bu insanları ilk defa görüyordum ve böyle bir ortamda ilk defa bulunuyordum. Gittikçe başım ağrıyordu. Öyle bir kafa karışıklığı yaşıyordum ki stresten bacağımı sallayıp duruyordum.

"Tekte anlat , amacın ne?" Dediğimde elim alnımdaydı.

"Peki," dedi ve sırıttı. " Derin bir nefes al Asena. Çünkü duyacaklarını hazmetmek zor olacak."

Derin bir nefes verip göz devirdim. " Sizden korkmuyorum," dedim alayla. " Biliyorum," dedi yaşlı adam. " Ama merak ediyorsun," dediğinde kaşlarım çatıldı.

Sessiz kalışımı anlamışçasına söze girdi. " Şu an kimsenin varlığını bile bilmediği bir ülkedesin. Burası Pasvaris. Dünya'nın kötülüğünün merkezi. Bir fabrika da diyebiliriz. Kötü insanlar yetiştiren bir fabrika. Dünyadaki kötülüğün kaynağı burası," dediğinde ona aklını kaçırmış biri gibi baktığımı fark etmiş olacak ki sırıttı.

"Anlıyorum," dedim alayla. " Anlaşılan erken bunama," dediğimde benim dışımda kimse gülmedi. Hadi ama? Cidden ne diyordu bu adam?

"Bu bunak adamı dinle ve sonra tepkini ver," dedi yaşlı adam. Sustum ve alaylı bir gülüşle adamı dinledim.

"Burada üç şehir var: Tecavüz şehri Rapere, hırsızlık şehri Furtum ve cinayet şehri Caedes. Her bir şehir alt dallara ayrılıyor. Bu ayrıntıları sana Alex anlatacak zaten," dedi ,yanındaki adamı eliyle göstererek. Gözlerim adama kaydı. Hiçbir şey konuşmadan adeta bir asker ciddiyeti ile yaşlı adama bakıyordu.

"Ülke ikiye ayrılıyor: Bekçiler ve Suçlular. Suçlular bekçilerden haberdar fakat yerimizi kimse bilmiyor. Biz bekçiler onları yok etmek amacıyla bu ülkedeyiz. Yüzlerce bekçi aynı senin gibi gözlerini burada açtı. İkişerli gruplar halinde bekçi ve eğitimci olarak ayarlanıyorsunuz. Eğitimciler sizi yetiştiriyor. Yeterince geliştiğinizde siz bekçilere belirli görevler veriyoruz ve yavaş yavaş kötülüğü çökertmeye çalışıyoruz. Ve ben Bekçi Ajan Başkanı'yım. Adım Steve Brown . Buranın yöneticisiyim. Sen de yeni bekçisin."

Adam sustuğunda öyle bir kahkaha attım ki sesim boş duvarlar arasında yankı yapıp bize geri döndü. Sadece ben deli gibi kahkaha atıp yüzlerine acıyarak bakıyordum. Onlar ise çok normal bir şekilde beni izliyordu.

"Cidden... Cidden çok güzel bir hikaye. Bu kadar uğraşmanıza gerek yoktu ," dediğimde şok içinde alayla yüzlerine baktım. Onlar ise aynı ciddiyetle bana bakıyordu.

Bu adamlar delirmişti! Anlattıkları şey resmen öyle bir kurguydu ki film olsa ödül alırlardı. Yüzüme baktıkları bu ciddi ifadeye karşılık gülüşümü kestim. " Siz gerçekten bunaksınız bayım," dedim alayla. Fakat Steve denen adam hiç bozuntuya vermiyordu. Sanki bitmesini bekliyor gibiydi.

"Anlaşılan aynı senaryo Alex," dedi bana birkaç adım atarken. Alex ise hiç kıpırdamadı.

Steve denen adam bana yaklaştığında ben de ayağa kalktım. Korkusuz duruşum onun umurumda olmamıştı.

"Bize inanmaman normal. Her kaçırdığımız insandan aynı tepkileri alıyoruz. O yüzden şu an hiçbir şekilde seni garipsemiyoruz küçük kız. Fakat sana şunu söylemeliyim ki bize inanmanı beklememiz için fazla vaktimiz yok."

Adamın kırışmış yüzündeki ciddi ifade kaşlarımı çatmama neden oldu. " Cidden buna inanmamı beklemiyorsun değil mi?" Dediğimde omuz silkti.

"Cidden amacımız para veya bedenin olsa sence bu kadar şeyle uğraşır mıydık?" Dedi haklılıkla.

"Biliyorum," dedim ona küçük bir adım atıp. Savunma mesafesini gözden kaçırmıyordum. " Amacınızın bunlar olmadığı belli. Fakat elbet bir amacınız var. Bence hikayelere gerek yok ihtiyar," dediğimde adam sırıttı.

"Anlaşıldı," dediğinde tetikteydim. Bana bir şey yapmayı planlamıyordu fakat her ihtimale karşılık savunmadaydım. " Kanıtlayabilirim," dediğinde kahkaha attım.

Bu adam cidden kafayı bozmuştu. " Olmayan bir şehri ve değişik bir fantastik film tadındaki kurgunu nasıl kanıtlayacaksın merak ettim doğrusu. " Dedim sırıtarak. Başımın ağrısına ve uyuşmuş bedenime karşılık hala gülebilmem mucizeydi.

Cidden bu adam kimsenin bilmediği bir ülkeye beni insanlığı kurtarmam için bir ajan olarak seçildiğimi kanıtlayacağını mı sanıyordu? Hadi ama, cidden bunlar kafayı sıyırmış.

" Arka cebinde telefonun var Asena," dediğinde gülüşüm soldu. Kaşlarım çatık bir şekilde pantolonumun arka cebindeki telefonumu aldım elime.

"Haritalara gir ve konumunu aç," dediğinde dediğini yaptım fakat telefon error verip beni uygulamadan atıyordu. Oysa şebeke çok iyiydi.

"Bu bir kanıt değil?" Dedim garip bir hisle. Bu nasıl olmuştu anlamamıştım fakat kesinlikle gizli bir ülkenin varlığını kanıtlamaya yetmiyordu.

" Pekala," dedi dudağını yalarken. " Sana neden böyle bir yalan söyleyelim küçük kız? Eğer amacımız başka bir şey olsa sence bu kadar kurguya gerek duyar mıydık? "

"Böyle saçma bir şeye inanmamı bekleyemezsin. Şu an kalkmış bana kismenin bilmediği kötülük şehrinde ajan olduğumu falan söylüyorsun, cidden bayım... İlaçlarını almayı unutmuş olmalısın."

Steve hiç bozuntuya vermeden sırıttı. Cidden aklım almıyordu. Yalan söylüyorlardı ama neden söylüyorlardı? İstedikleri neydi? Bu insanlar deli olmalıydı! Gittikçe huzursuz oluyordum.

"Pekala, sana şunu söylemeliyim ki seni çok iyi tanıyorum Asena. Garson olduğunu, yalnız yaşadığını, aileni kaybettiğini ve daha bir sürü şeyi... Seni buraya kaçırma sebebimiz bu. Sen kimsesiz bir kızsın. Zor geçiniyorsun ve hayatta bir amacın yok. Bize hizmet edip güzel ve rahat bir hayat yaşamanı vaadediyorum. Karşılığında da dünyayı kötülüklerden kurtarmak adına uğraşacaksın," dedi yaşlı adam. Yüzünde ciddilik vardı. Dalga geçmiyor gibiydi. Beni ikna etmeye çalışıyordu.

Cidden anlattıklarını doğru olabilir miydi? Fakat... Nasıl... Ayrıca hayatımı nerden biliyordu?

"Bir saniye," dedim sinir bozukluğu içinde gülerek. "Siz gerçekten ciddisiniz bayım," dediğimde Steve gülümsedi, bu gülümsemeyle hafiften kırışık yüzü daha da kırıştı.

" Çok ciddiyim," dediğinde adeta hipnoz olmuş gibiydim. Şu an kaçırılmıştım ve beni kaçıran adamlar karşımda durmuş dünyayı kurtarmak için beni kaçırdıklarını söylüyordu. Ve hiç de şaka yapmıyor gibi görünüyorlardı. Cidden böyle bir şey olabilir miydi?

"Şöyle yapalım Asena," dedi güzel aksanıyla. "Ben sana bu ülkede olan biten şeyleri gösterirken sen bana sorular sor ben de cevaplayayım. Aklına yatmayan bir şey olursa gidebilirsin," dediğinde ben başımdaki ağrının acısıyla yüzümü buruşturdum. Üstelik gitmem de serbest görünüyordu.

Alex denen adam Steve ' e elinde tuttuğu tableti verdi. Steve birkaç şeye tıklarken " Dedikleriniz doğruysa neden burası gizli kalsın?" Dedim. Sesim artık alaydan uzaktı. Çünkü şaka yapıyor gibi bir halleri yoktu.

Steve tableti bana gösterdiğinde ekranda bir kargaşa gördüm. Ekranda bir sürü insan birbirini bıçaklıyordu, bazıları ise bazı kadınlara işkence ediyordu. Gördüğüm şeyler karşısında sertçe yutkundum. "Bu... Bunlar..." Dediğim sırada Steve araya girdi.

"Dünya kötülüğe aç bir yer Asena. Bu ülke insanların bu açlığını gidermek için bir fırsat değil mi? Bunun önüne geçmek için buranın bilinmemesi gerekiyor. Bu ülkedeki şehirlerin her birinin bir merkez binası var. Bu bina, şehirde doğan her insanı kötü bireyler olarak yetiştiriyor ve dünyaya dağıtıyor." Steve tableti Alex' e verdiğinde son gördüğüm bir kadına tecavüz eden bir adam olmuştu. Adeta dehşet içinde Steve denen adama bakakaldım.

Şok içinde yüzüne baktım. " Bunlar suç! Polis yok mu? Sokak ortasında insanlar birbirine işkence ediyor!" Dedim yüksek bir sesle. Steve gülümsedi buruk bir şekilde. " Burada her şey yasal Asena. Dünya böyle bir ülkeyi öğrense buradaki kötülüğün nasıl artacağını düşün. Dünya açlık, ekonomi, siyaset derken siyah bir renge bulandı. Bu siyahlığın sebebi burası. Ve amacımız da burayı yok etmek."

Steve' in anlattıklarına karşısında o kadar şok olmuştum ki dilim tutulmuş gibiydi. Bu adam ciddiydi. O görüntüler gerçekti. Adam doğruyu söylüyordu.

Başıma giren sancılara mide bulantısı da eklendiğinde kalktığım sandalyeye oturdum. " Ne yani? Şu an kimsenin bilmediği bir ülkede miyim?" Dedim şaşkınlıkla gülerek.

"Alışmak ve inanmak zor olacak Asena," dedi Steve sakin bir sesle. Anlaşılan bahsettiği diğer " bekçiler"e de aynı konuşmayı yapmış olmalıydı.

"Buradaki insanları nasıl alt etmeyi düşünüyorsunuz?" Dedim, baş ağrısından ölecek gibiydim.

"Bekçileri eğitiyoruz. Onlara görevler veriyoruz ve yavaş yavaş her bir şehri çökertmeye çalışıyoruz. "

"Ne zamandır?"

" Uzun zamandır," dediğinde ne diyeceğimi bilemedim. " Ama başaramadınız," dedim o görüntülere dayanarak.

"Başardık," dediğinde kaşlarım çatıldı. "Bu ülkenin yarısını biz yok ettik. Ama nafile. Çünkü o suçluların yetiştiği merkezi yok etmediğimiz sürece hiçbir anlamı yok. Biz suçluları yok etsek bile merkez binalar bizim yok ettiğimiz suçluların on katını üretiyor."

Başımdaki ağrı vücudumu da esir almaya başlamıştı. Ayaklarım uyuşuyordu. "Merkez binalar mı?"

"Evet, merkez binalar. Her şehirde korunaklı merkezler var, az önce dediğim gibi. O kadar korunaklı ki henüz oraya erişemedik. Ama nüfusu azalttık. Bu iyi bir şey."

"O zaman sizden haberdarlar," dediğimde bu konuşmayı yapmak bile çılgınlıktı. "Evet," dedi Steve. " Az önce anlattığım gibi bizden haberdarlar. Fakat yerimizi bilmiyorlar."

"Nasıl? Kendi ülkelerinde bu kadar iyi nasıl saklanmış olabilirsiniz?" Dediğimde Steve gülümsedi. " O da benim yeteneğim küçük kız," dediğinde Alex de hafif bir tebessüm etti.

"Benden istediğiniz ne?"

"Sana bir seçim sunuyoruz," dedi bana birkaç adım yaklaşıp. Tetikte değildim. Kendimi savunma gereği duymadım. Sadece adamın yaşlı yüzünü ve mavi gözlerini izledim.

"Gidebilirsin fakat gittiğin an zihnin eski zihnin olmayacak. Hafızanı silmeniz gerekecek. Ayrıca burada kaldığın sürece çok rahat ve zengin bir hayatın olacak. Sadece dünyaya bir iyilik yapmak için uğraşacaksın. Kabul etmeliyim ki bu tehlikeli bir yol. Ama kaybedecek bir şeyin yok değil mi?"

Yaşlı adam biliyordu. Beni araştırmıştı. Kimsesiz olduğum için buradayıdım.

Zihnimin silinmesi umurumda olmazdı. Her şeyi unutmak güzel bile olurdu. " Neden ben?" Dediğimde ise " Kaybedecek bir şeyin olmadığı için ve güçlü olduğun için," dediğinde artık beynim uyuşmuşu.

"Güçlü mü?" Dedim halsizce. O kadar halsizdim ki gözlerimi zor açıyordum.

"Psikolojik olarak çok güçlüsün. Aynı zamanda soğuk kanlısın. Hırslı ve yeri geldiğinde acımasızsın. Buradaki herkes kimsesiz ama herkes senin kadar güçlü değil," dediğinde elimle şakaklarımı ovdum.

"Burada kalırsam evime hiç geri dönemeyecek miyim?" Dediğimde yüzünde kibirli bir gülüş yerleştirdi. " Gerçekten o evi çok mu özleyeceksin Asena?"

Yaşlı adam adeta beni çok iyi tanır gibi konuşuyordu. Haklıydı. Özlemezdim. Hatta kaçmak ve oradan uzaklaşmak iyi bile olurdu. "İlla gitmek istersen, güvenilir olduğunu gördüğümüz an gidebilirsin tabi," dedi Steve.

"Burada kalırsam," dedim kaçıncı sorum olduğumu hatırlamayarak. " Burada kalırsam nasıl bir eğitim göreceğim?"

"Dil, savunma ve saldırı eğitimi. Biraz da psikolojik destek seansı. Bu kadar."

"Dil eğitimi mi?"

"Evet," dedi derin bir nefes aldı. "Buradaki suçlular her dilde. Çünkü tüm dünyaya kötülük yaymak istiyorlar. Bu yüzden dil bilmen gerek. En azından ihtiyacın olacağı kadar..."

"İkili takım dediniz," dedim yarım saat önceki açıklamasını hatırlayıp. "Kimle takım olacağım?"

Steve o an samimi bir şekilde gülümsedi. " Onu Mıntıka' da görürsün."

"Mıntıka mı?" O kadar soru sormuştum ki ne sorsam yanıtlaması şaşırtıcıydı.

"Her şehirde bir mıntıka vardır. Tek tek her mıntıkada kalacaksınız. Her şehrin kötülükleriyle baş edeceksiniz. Senin ilk kalacağın mıntıka 1. Mıntıka. Her yeni gelen önce orada eğitim görür. Sen de orda kalacaksın ve oda arkadaşın takım arkadaşın olacak," dedi Steve tek nefeste.

"Ben... Anlamıyorum," dedim, gözlerim yanıyordu. Beynim uyumuş ve bacaklarım karıncalanmıştı.

Gözlerimi kapattım. O an omzumda bir el hissettim. Gözlerimi araladığımda Steve bana buruk bir şekilde gülümsedi. " Şu an ne halde olduğunu biliyorum Asena. Eğer burada kalmayı kabul ettiysen istersen Mıntıka' ya gidebilirsin."

Birkaç saniye Steve' in yüzünü inceledim. Yüzünde ciddiyet ve samimiyetle harmanlanmış bir ifade vardı. Şu an duyduklarımı nasıl hazmedenileceğimi düşünüyordum. Adam doğruyu söylüyordu. Konum, görüntüler, bulunduğum yer... Hepsi doğruluyor gibiydi. Zaten beni götürdükleri yerde eğer gerçekten bir sürü insan varsa elbet onlar da doğru söylediğinin bir kanıtı olacaktı. Başka seçeneğim yok gibi görünüyordu.

Steve elini indirdiğinde derin bir nefes verdim. Kaybedecek bir şeyim yoktu. Ya evime dönüp garsonluğa ve fakirliğime devam edecektim. Ya da dünyayı kötülüklerden arındırmak için uğraşacak ve geçim sıkıntısı çekmeyecektim.

O an yaşadıklarımı düşündüm. Bu yirmi beş yıllık hayatımda yaşadığım yüzlerce kötü şeyi ve beni bu hale getiren insanları düşündüm. Acıyla gülümsedim. O insanları bu hale getiren, bana bunca şeyi yaşatan şey buysa bu şeyi yok etmek ne kadar güzel olabilirdi... Siz olsanız ne yapardınız bilmiyorum ama ben bana yapılan kötülüğün temellerini yok etmekten zevk alabilirdim. Bu kararım başta çok hızlı verilmiş bir karar gibi gelebilirdi size. Fakat elbet ilerde anlaşılacaktı bu kararım. Çünkü yaşadığım hayat ve yaşıyor olduğum hayat işkenceydi. Zihnim silinmiş bir şekilde o hayata dönmek ise kimsesiz ve fakir bir kız için cehennem olurdu.

"Kabul ediyorum," dedim başımı kaldırıp. Steve zaferle gülümsedi. Gözlerime bakarken " Alex," dedi. "Küçük kıza eşlik et. Bundan sonra Asena Süvari de sana emanet," dedi . Ardından yüzüme son kez bakıp," Beni bir daha kolay göremeyeceksin. Artık sana Alex eşlik edecek. Doğru kararı verdin Asena," dedi. Ardından çıkıp gitti.

^^Ve başlangıç bölümümüz bitti!! Nasıl buldunuz? Yorum ve beğenilerinizi bekliyor olacağım. Her bölüm sonu size bölümle ilgili sorular soracağım. Sorularla cevap vermeyi unutmayın!!

1) Siz Asena' nın yerinde olsanız nasıl bir karar verirsiniz?
2) Sizce Asena bu kararından pişman olacak mı
3) Ve son olarak gerçekten böyle bir ülke olsaydı ismi sizce ne olurdu?

Bu bölümden sonra 1. Bölümü yine bugün paylaşacağım. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere...^^