2. bölüm · PASVARİS

BÖLÜM 1: 1. MINTIKA

irmak arsln

^^Herkese merhabalar!!! İlk bölümle karşınızdayım. Umarım beğenirsiniz. Lütfen kitabıma şans vermeyi unutmayın. Pişman olmayacaksınız. Çoğu kitap az okuması olduğu için önyargılara maruz kalarak keşfedilemiyor. Umarım kitabım keşfedilir. İyi okumlar dilerim...^^

"Bir kuş misali..."

Düşünüyordum. Kaç dakika, kaç saat geçti bilmeden düşünüyordum. Steve denen adamın anlattıklarını, gördüğüm görüntüleri, birden kendimi bulduğum bu ülkeyi ve kabul ettiğim görevi düşünüyordum. Anlattıkları gerçek olmalıydı. Kimse böyle bir yalan söyleme gereği duymazdı değil mi? Üstelik o bulunduğumuz bina o kadar kalabalıktı ki, üstüne bir de binanın adı PASVARİS AJAN BEKÇİ BAKANLIĞI olunca da inanmamak elde değildi.

Şu an kimsenin haberinin dahi olmadığı bir ülkede bir ajan olmak için kaçırılmış ve ajan olmayı kabul etmiştim. Belki de delilik bendeydi. Gitme şansım varken niye kabul etmiştim? Hafızamı kaybetmek umurumda dahi değildi. Fakir hayatıma geri dönmek? O da değildi. Fakirdim, zor bir hayat yaşıyordum ama yalnızlığın huzurunu seviyordum. O zaman neden kabul etmiştim?

İçimdeki ses o an fısıldamıştı beynime. Sana yapılanlar, demişti. Bu hayatta yaşadığım her şeyin sebebi burasıydı. Sadece benim değil, bu dünyadaki herkesin yaşadığı kötülüklerin sebebi burasıydı. Burayı yok etmek hiç kolay olmamalıydı. Üstelik kötülük zaten varoluştan gelen bir şey değil miydi? İnsanların seçimi değil miydi kötülük? Biz burayı yok etsek bile insanların içindeki kötülüğü nasıl yok edebilirdik ki? Azalan baş ağrım tekrar artmasın diye düşünmeyi erteledim.

"Geldik Süvari."

Alex, şoför koltuğundan arkasını dönüp inmemi beklediğinde arabadan indim. Karşısında durduğumuz binayı gördüğümde küçük dilimi yutmak üzereydim. O kadar büyüktü ki adeta iki stadyum yan yana ve üst üste dizilmiş gibiydi. Burayı nasıl saklayabiliyorlardı? İmkansızdı. Kilometrelerce öteden bile burası görünürdü. Üstelik duvarları siyah camdı. Dikkat çekmemesi imkansızdı.

"Bu kimliğin ve bu da yeni telefonun," dedi Alex elinde tuttuğu kimlik ve telefonu uzatırken. İkisini de aldım. Alex önümde ilerlerken bir yandan ceketinin cebinden bir kart çıkardı ve önümüzde duran devasa binanın giriş kapısının yanındaki bir bölgeye uzattı. Kapı açıldığında bu kimliklerin kapıyı açmaya çalıştığını anlamış oldum. Kimliğe kısa bir göz attığımda benim orijinal kimliğime çok benzediğini gördüm. Bilgilerimi nereden biliyorlardı?

Steve' in "Hakkında her şeyi biliyoruz," deyişini kulaklarımda hissettim. Anlaşılan sorgulamaya gerek yoktu.

Alex önümde ben arkasında ilerledik. Kapı bahçeye açılmıştı. Bahçe ise beni tekrardan şoka sokmuştu. Fakir hayatımdan mıdır bilmem, şu an o kadar hayranlıkla bakıyordum ki buraya, bahçedeki insanların bana bakıp anlamadığım dilde bir şeyler demelerini zerre duymuyordum.

Bahçede bir sürü fıskiye, banklar, parklar, çay bahçeleri, çeşit çeşit meyve ağaçları ve çiçekler vardı. Çiçekleri gördüğümde yüzümü ekşittim istemsizce. Çiçek sevmezdim.

" Burası bahçe, gördüğün gibi," dedi Alex dümdüz ilerlerken. Gözüm binanın giriş kapısını aradı fakat binanın camdan duvarlarında art arda sıralanmış bir sürü kapı vardı.

" Burada gördüğün her kapı bir asansör. Burada giriş yok. Asansöre binip istediğin kata çıkıyorsun," dediğinde şaşkınlıkla onu dinliyordum. Daha ne kadar şaşıracaktım kim bilir.

En az yüz kapının olduğunu tahmin ettiğim binanın asansör kapılarından birine ilerledik ve otomatik olarak asansör açıldı. Asansör beş kişiyi alacak kadar genişti. Asansörün tuşları ise dokuz taneydi.

"Yedinci kattan üçüncü kata kadar olan tüm katlarda sadece odalar bulunuyor. Birinci kat yemekhane, ikinci kat spor salonu, sekizinci kat eğitim odası ve dokuzuncu kat eğitmenlere özel, sorunları konuşulduğu, planların kurulduğu eğitimci danışmanlık katı."

"Eğitmen odası yok mu?" Dediğimde Alex' in bakışları beni buldu. İlk defa yakından görmüştüm Alex' i. Yeşil gözleri, yapılı vücudu ve siyah saçlarıyla gerçekten çekici bir adamdı. Aynı zamanda sessizdi de.

" Hayır. Eğitmenlerle bekçileri aynı evde kalıyor.

" Dediğinde şansıma lanet ettim. Ben kimseyle aynı evde kalmak istemiyordum! Hele de bir erkekle... "Anladım ama ayrı evlerde kal..." Derken Alex sözümü kesti. " Hayır, aynı evde kalmak zorunlu. Zaten farklı odalarda kalacaksınız," dediğinde alayla sırıttım. " Sağolun ya, aynı yatakta kalsaydık bir de," dediğimde Alex' in sert bakışıyla sustum. Cidden şaka kaldıramıyordu.

Alex beşinci kata basmıştı ve yavaş yavaş yukarı çıkıyorduk. Bir yandan ona bazı küçük sorularını da soruyordum. Kata gelene kadar çok soru sormuş olacaktım ki en son Alex dayanamayıp" Çok meraklısın Süvari. Çok soru sorulmasını sevmem. Gerektiğinde gerekli bilgiyi ben veririm zaten."

Alex'in bu ukala sözleri canımı sıksa da bir şey demeden göz devirdim. Göz devirişim sinirini bozmuş olacak ki derin bir nefes verdi. Kata geldiğimizde asansörden çıktık ve aşırı geniş bir koridora vardık. Koridor köşelerinde sandalyeler ve masalar vardı. Koridorda bir sürü insan vardı ve sohbet içindelerdi.

"Bu katta Türkler, Fransızlar ve İngilizler kalıyor," dedi aksanlı bir şekilde. Yürüdüğümüz koridordaki bazı insanlar başıyla selam verdi Alex ' e. Alex de aynı şekilde karşılık verdi.

Bu ortam, bu bina, bu insanlar... Hepsi Pasvaris' i doğruluyordu. Anlatılan her şeyin gerçekliği kesinleşmiş gibiydi.

Koridor uzundu. Herkes sohbet içindeydi ve herkes Alex' e selam veriyordu. Bazılarıyla Alex yürürken bir şeyler konuşuyordu yabancı bir dilde. Herkes Alex ile samimi gibiydi. Oysa Alex benden pek haz etmemişti. Kimin umurundaydı ki?

Koridor sonuna vardığımızda 16 numaralı odanın önünde durduk. Alex önümde durup eliyle odayı gösterdi. " Burada kalacaksın Süvari. İçeride eğitimcin yani aynı zamandan oda arkadaşın var. Gerçi evde mı bilmiyorum ama evdeyse tanışmış olursun. Bir saat sonra akşam yemeği saati. Bu saatten sonra sana eğitimcin eşlik edecek."

Başımı onaylaracasına salladığımda Alex başka bir şey demeden uzaklaştı. İşte o an yalnız kalmıştım. Birkaç saniye boyunca kapı önünde durdum istemsizce. Kim bilir eğitimcim nasıl biriydi... Kızdır umarım çünkü erkeklerden pek haz almam. Umarım sinir bozucu ve kibirli biri değildir. Aynı zamanda ukala ve egoist ise sinirime hakim olamam. Umarım her kim ise düzgün biridir. Aksi takdirde Alex ile aramı iyi tutmak gerekecek. Başka türlü eğitimci değiştiremem.

Duyduğum yabancı bir ses ile irkildim. Hemen sağımda sarışın, yapılı ve kahverengi gözlü, kare çerçeveli bir gözlük takan bir adam duruyordu. Nece konuşmuştu o?

"Anlamadım?" Dediğimde Türkçe biliyor olduğunu umdum. Tam da umduğum gibi oldu ve adam muzip bir şekilde sırıttı. "Türksün," dedi bozuk ama anlaşılır bir aksanla.

"Evet, sen de İngiliz olmalısın," dedim tüm beynimle. Eliyle boynunu sıvazladı. "Evet. Şey... Niye kapı önünde durduğunu sordum," dediğinde omuz silktim.

"Eğitimcimin iyi biri olmasını diliyorum," dedim düz bir sesle. Karşımda duran tanımadığım adama güler yüz göstermek istemiyordum çünkü her zaman mesafe iyiydi.

Adam gülümseyerek sırtını duvara yasladı. " Umarım öyle olur. Benimki," derken sesini alçattı. " Çatlak."

Adam gülerken istemsizce bozuk aksanının tatlığına gülümsedim. O sırada arkadan duyduğum bir kadın sesiyle bakışlarım odaya döndü. İngilizce bir şeyler duymuştum ama anladığım tek şey sesin sahibinin sinirli olduğuydu. Karşımdaki adam da kadına bıkkınlıkla bir şeyler dedikten sonra bana geri döndü.

"Manyak işte," dedi ardından ve ekledi. " Sen sonuncu olmalısın. Son bir bekçi gelecekti. Alex'in sesini duyar duymaz geldiğini anladım."

"Sanırım öyleyim," dediğimde adam sırıttı. " Adam," ben dedi elini uzatarak. Uzattığı eli mesafeli bir şekilde sıktım. " Asena," dedim elimi çekerken. Adam denen adam... Çok garip oldu böyle deyince. İstemsizce sırıttım. Adam benim gülüşüme karşılık ona gülümsediğimi sanmış olacak ki sırıttı.

"Neyse," dedim artık odaya geçip dinlenmek istiyordum. " Ben odama geçeyim," dediğimde Adam başını salladı. " Okey, memnun oldum" dedi ve odasına girdi. Omuz silktim ve odama kimliğimi okuttum.

Kapı açıldığında karşılaştığım manzara ise dudağımı uçuklatacak cinstendi. Simsiyah camdan duvarlardaki krem perdeler, kahve koltuklar, kocaman televizyon, kocaman bir masa ve bir sürü değişik tablo... Karşımda adeta 3+1 ev duruyordu. Şok içinde eve baktığımda benim oturduğum kiralık dairenin on katı olduğu barizdi. O kadar güzel dizayn edilmişti ki hayran olmuştum. Klimasından, biblosuna kadar iyi dekore edilmişti.

Salon üç kapıya açılıyordu. Kapılardan ikisi ben ve eğitimcim olacak şahsın odası olmalıydı. Diğeri de mutfak olmalıydı. Lavabo neredeydi?

Önümde duran üç kapıdan birini rastgele açtım ve kapı mutfağa açıldı. Mutfağı gördüğümde yüzüncü kez şaşırmıştım bugün. Fırın, Ocak, buzdolabı, krem dolaplar derken burası yepyeni duruyordu. Ardından iki odadan birini rastgele açtım. Odaya girdiğimde şaşırdım dememe gerek yoktur.

Siyah yatak, krem dolaplar, beyaz pencereler, minik dambıllar, lavabo, duşakabin... O kadar güzeldi ki oda, resmen tek başına benim dairem kadardı.

Şaşkınlıkla odayı seyrettim. Acaba diğer şahsın odası nasıldı? Belki de öbür oda benimdi? Henüz karar vermemiştik değil mi?

Diğer odaya yanaştım ve kapıyı açtım. Fakat gördüğüm şey sadece az önceki odanın aynısı oldu. Omuz silktim. Yine de mükemmeldi.

Bu arada, eğitimcim neredeydi?

Tam odadan çıkacağım sırada banyo kapısının açılmasıyla olduğum yerde durdum. "Sen kimsin?" Dedi arkamda eğitimcim olduğunu tahmin ettiğim tok sesli şahıs.

Arkamı döndüğümde karşımdaki adamın giyinik olması içimi rahatlatırken derin bir nefes verdim. "Ben..." Dedim basılmış gibi bir hisle. "Ben yeni bekçiyim," dediğimde karşımda duran yapılı, iri adamın yüzünde hiçbir mimik oynamadı. "Odamda ne işin var?" Dedi düz bir sesle. Neden bu kadar rahatız olmuştum ki? Kasıntılı halimden silkelenerek özüme dönmeye çalıştım.

"Evi geziyordum. Bu odanın sana ait olduğunu bilmiyordum," dedim genç adama. Adam başını salladı yukarı aşağı. Ardından yüzüme dik dik bakınca kaşlarım çatıldı. Neye bakıyordu bu adam?

"Neden bakıyorsun?" Dediğimde derin bir nefes verdi bıkkınlıkla. " Odamdan çıkmanı bekliyorum," dediğinde yanaklarıma ateş saçıldığını hissettim. "Ahh... Doğru. Çıkıyordum zaten," dedim, saçmalayarak kendimi odadan dışarı attım. Kendimi salonun koltuklarına attığımda derin bir nefes verdim. Bana ne olmuştu az önce?!

Asla yüzü kızaracak, nefes nefese kalıp utanacak bir insan değilim! Bu ben değildim. Az önce resmen kalakalmıştım. Hem de bir erkek karşısında!

"Aptal!" Dedim kendi kendime sinirle. Az önce bana her ne olduysa umarım bir daha olmazdı. Yoksa kendimi boğmam an meselesi.

Az önceki olayı unutmak istercesine Alex' in verdiği telefonu çıkarıp onunla oyalanmak istedim. Telefon yeniydi ve sadece Alex' in numarası kayıtlıydı. Kişisel telefonumu elime aldım ardından. Ne bir arama ne bir mesaj vardı! Üstelik şebeke de mükemmeldi. Anlaşılan patronum bile yokluğumu umursamamıştı.

Telefonları kenara bıraktığım gibi eğitimcim olan şahsın odasının kapısı açıldı ve eğitimcim olan şahıs göründü. Üstüne mavi polo yaka bir tişört ile altında krem bir kumaş pantolon vardı. Saçları dağınık ama hoştu. İri vücudu ile gerçekten güçlü görünüyordu. Onu gerektiğinden fazla izlediğimi hissettiğim an bakışlarımı kapalı olan televizyona çevirdim.

Az önceki olaydan sonra adama bakmamaya çalışıyordum. Kendimi televizyona kitlerken adam tam karşımdaki koltuğa oturdu. Ardından birkaç saniyelik sessizlik sonucu o sakin ve tok sesi bir daha duyuldu. " Kapalı olan televizyonu seyretmek çok yaratıcı," dediğinde tekrar yanaklarımda ateş hissettim. Ne oluyordu bana!? Kendime gelmem lazımdı. Bu kadar cılız bir kız değildim!

Birkaç kez boğazımı temizlemek için öksürüp bakışlarımı karşımdaki adamın yeşil gözlerine çevirdim. " Değişik zevklerim vardır," dedim sesimin az öncekine nazaran güçlü çıkmasına sevinerek.

"Anladım... " Dedi mimiksiz bir yüz ifadesiyle. Çok düz bakıyordu fakat o düz bakışın içinde sanki binbir anlam yatıyor gibiydi.

"Asena Süvari," dedim sırtımı geriye yaslayıp. "Cihan," dedi o da aynı şekilde sırtını geriye yaslayıp. Bir kolumu koltuk başlığına dayadım. Karşımdaki adam da aynını yaptığında kaşlarım çatıldı. Neden beni taklit ediyordu?

"Demek bekçimsin," dediğinde kullandığı sahiplik eki beni huzursuz etmişti. "Evet, siz de eğitimcimsiniz," dedim aptalca. Hadi ya, ciddi misin Asena? Şu an adam büyük bir farkındalık yaşadığı cidden! Üstelik bir de sahiplik eki kullanmıştım. Hep rahatsız olup hem aynı şeyi yapmıştım. Gerçekten salaklıkta sınır tanımıyordum.

Adam gözlerini hafifçe kıstı sanki hiç karizma değilmiş gibi daha da karizma görünerek. Bir dakika... Cidden... Bu ben değildim! Ben erkek olan her bireyden nefret ederdim. Ben erkekleri görmeye tahammül edemeyen bir kızdım ve şu an bir erkeğe içimden övgü yağdırıyordum.

Bir an önce toparlan Asena.

" Alışman kolay olmayacak ama alışacaksın," dedi adam cebinden bir sigara kutusu çıkarırken. " Aklımı kaçırmamam mucize," dediğimde dudaklarına sigarayı yerleştirmiş ve ilk dumanını içine çekmişti. Kutuyu bana uzatırken elimle 'hayır' anlamında bir işaret yaptım ve kutuyu cebine geri soktu.

" Birkaç güne adapte olursun Süvari," dedi masadaki küllüğü yanına koyup sigarasının izmaritini küllüğe bastırdı hafifçe. Soy adımla seslenmesi hoşuma gitmişti. Resmi ve güzeldi.

" Sen... Ne zamandır buradasın?" Dediğimde Cihan sigarayı söndürdü. Sigara dumanları odaya dağılırken yüzümü ekşittim. Sigarayı gerçekten sevmezdim.

" Beş yıl olmuştur," dedi bacak bacak üstüne atarken. Sırtını yaslayıp beni incelerken istemsizce huzursuzlandım. Neden bakıyor bu adam şimdi?

Elimde olmadan gözlerim sürekli Cihan denen adamın olmadığı yerlere odaklanmaya çalışıyordu. Normalde bir adam bana böyle baksa çoktan yumruğumu yüzüne geçirmiştim. Fakat şu an hiçbir şey yapamıyordum. Aksine utanmıştım. Ne oluyordu bana Allah aşkına!?

" Birkaç kuralım var Süvari," dedi Cihan sessizliğim karşısında. Gözlerimi zor bir şekilde yeşil gözlerine çevirdiğimde bana o kadar düz ve ifadesiz bakıyordu ki adeta robottu.

"Kural?" Dedim anlamsızca. "Evet, iki kuralım var. Madem bir süre takımız, o zaman kişisel kurallarımı söylemek istiyorum," dediğinde merakla bir şey demeden yüzüne baktım.

"İlk kural çok soru sorulmasından hoşlanmam. Elinden geldiğince az meraklı ol. Zaten gereken bilgileri ben sana veririm," dedi adam ukala sözlerle ama ukala olmayan bir sesle. Alex ile kardeş olabilirler miydi? Aynı cümleyi bu kadar aynı söylemeleri tesadüf müydü?

"İkinci kural odama girme," dediğinde omuz silktim. Meraklı değildim odasına. O yüzden bu kural bile sayılmazdı. Zaten girmezdim. Hele ki az önceki olaydan sonra...

Buna da omuz silktim. Gerekmediğince bu adamla zaten konuşma gereği duymazdım.

"Güzel, zorlanacağımı sanmıyorum," dediğimde konuşmasına fırsat vermeden" Benim de bir kuralım var," dedim. Başını onaylaracasına salladı.

"Temas. Bana dokunulmasını sevmem," dedim, bu kez sesim ilk defa bu kadar tok çıkmıştı. Cihan ağır bir şekilde başını sallarken yutkundu. Adem elması yukarı aşağı hareket ettiğinde gözlerime kızarak bakışlarımı yüzüne odakladım.

"Eğitim esnasında illa temas olacak," dedi kalp atışlarımın ritmini bozarak. "Hayır. Demek istediğim habersiz ve izinsiz bir temas."

Cihan'ın bakışlarını derinleşirken daha da huzursuz oluyordum. Başını onaylaracasına salladığında tuttuğum nefesimi bıraktım.

Karnımın gurultusunu hissettiğimde elimle karnıma bastırdım. " Yemek saati ne zaman?" Dediğimde Cihan bakışlarını hemen arkamdaki duvardan asılı olan saate çevirdi. " Birkaç dakika sonra servis başlayacak. İstersen inelim," dediğinde başımı onaylaracasına salladım. " Çok iyi olur," dedim ayağa kalkıp. Cihan da ayağa kalktığında beraber odadan çıktık. Koridordan geçip asansöre bindiğimizde Cihan tam ikinci katın tuşuna basarken bir ses duyuldu

"Dur!"

^^Ve bölüm bittiiii!!!

1) Sizce seslenen kimdi?

2) Cihan hakkında ne düşünüyorsunuz?

3) Kurallar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir sonraki bölümde görüşmek üzereee!! ^^