3. bölüm · PASVARİS
BÖLÜM 2: BİR KUŞ MİSALİ
^^Yepyeni bir bölümle karşınızdayım!!!!! İyi okumalarrrrrr!!!^^^
"Bir kuş misali..."
........
Bakışlarım koridoru bulduğunda gördüğümüz kişi Adam oldu. Nefes nefese asansöre bindiğinde ikimiz de ona tuhaf bakışlar atıyorduk. " Selam," dedi Adam bana dönüp. "Selam," dedim sahte bir gülümsemeyle. Cihan ise ikimizi görmezden geliyor gibiydi.
" Naber? Eğitimcin nasıl biriymiş, öğrendin mi Asena?" Dedi Adam, ismimdeki 'e' harfini uzatarak söylüyordu. Yanımızdaki Cihan sanki yokmuş gibi sırıttım. " Biraz soğuk bir tip ama henüz çözemedim," dediğimde Adam elini ensesine koyup sırıttı. Cihan' a kaçamak bir bakış attığımda varla yok arası bir tebessüm vardı yüzünde. Bu hoşuma gitmişti.
"Vay, gizemli bir adam demek. Ama buranın eğitimcileri biraz sert takılır. Bad boy gibi görünmeyi severler. Havalarından geçilmez," dediğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Cihan ise hiç umurunda değilmiş gibi yere bakıyordu.
"Öyle mi?" Dedim Adam' ın masum yüzüne bakıp. " Evet, pek cana yakın değiller. Kendilerini bir şey sanıyorlar," dediğinde biraz daha böyle konuşursa işlerin kızışacağından korksam da Cihan hiç takmıyordu.
" Her neyse, akşam bahçede hava almaya çıkacağım. Gelmek ister misin?" Dediğinde gelmek istemesem de yüzündeki o sevecen tavır yüzünden tereddüt etmiştim. Normalde olsa direkt hayır derdim ama Adam o kadar çocuksuydu ki sanki minik bir erkek çocuğu gibiydi. Ne kadar istemesem de biraz da olsa arkadaş edinmek böyle bir yerde iyi olabilirdi.
"Olabilir," dediğimde Adam' ın gözü adeta parladı. " Mükemmel, o zaman akşam görüşürüz," dedi çocuksu bir heyecanla ve asansör kapısı açıldığında üçümüz çıktık. Adam başka yöne ilerlerken ben de Cihan' ın ardından ilerledim. Yemek servisleri beşe ayrılmıştı. Ve her bir yemek servis yerinde upuzun kuyruk oluşmuştu. Cihan ve ben beraber bir sıranın arkasına geçtik. Önümüzde yirmiye yakın insan vardı.
" İlk günden arkadaş edinmen güzel," dedi Cihan eline iki yemek tepsisi alıp birini bana uzatırken. " Burada arkadaşa ihtiyacım olacak gibi," dediğimde tebessüm etti. Gülünce daha da asil görünüyordu.
" Yanlış. Burada sadece takımlar önemlidir. Arkadaş yapmak manasız. Buradaki insanlarla dost olmanı tavsiye etmem
Her an biri ölebilir. O zaman dost olmanın acısını çekersin. Ha düşman da olma. Sonuçta hepimizin amacı aynı."
Cihan'ın tavsiye verirmişçesine olan konuşması karşısında kaşlarım çatıldı. " Ölmek bu kadar kolay mı?" Dediğimde arkasını döndü ve yüz yüze geldik. Aramızda en fazla beş santim vardı ve odunsu kokusu burnuma doluyordu. Odun ve deri... Çok değişik bir uyum olmuştu.
" Güçsüzler daima yenilmeye mahkûmdur. Bir bekçinin ölümü eğitimcisinin suçudur. Çünkü onu güçlü kılmak onun görevidir."
Sözlerinin uyum ve mantıklılığı karşısında bir şey diyemedim. Doğruydu. Hayat güçlülerindi. Hayat ayakta kalabilenler için cennet iken kalamayanlar için cehennemin kendisiydi. Ben ise hayatta hep düşen, bir şekilde kalktığı halde eski gücünü yakalamak için uğraşan ve bir türlü ilk haline dönemeyen bir kadın olmuştum hep. Bir kuş misali kanatlanır ve sürekli yere çakılırdım. Çakıldıkça kanadım yaralanırdı fakat tecrübe edinirdim. Daha az çakılırdım yere ama kanadım eski kanadım olamazdı. Oysa başımda bana uçmayı öğretecek bir kuş daha olsaydı belki de hiç bu kadar yara almayacaktım.
Ben düşüncelere dalmışken beni kendime getiren iniltiye benzer bir sesti. Kafamı yerden kaldırdığımda hemen önümüzde duran sarışın bir kadının Cihan' a farklı bir dilde bir şeyler konuştuğunu gördüm. Kadın o kadar heyecanlı ve yerinde duramayan bir kadındı ki Cihan' ın karşısında hiçbir tepki vermeden soğukkanlı bir şekilde konuşması kadının dikkat çekmesini sağlıyordu.
Kadın kışkırtıcı gülüşler, hafif dokunuşlarla cilve yapıyordu Cihan' a. Cihan ise zerre tepki vermeden sadece düz bir şekilde cevaplar veriyordu. Birkaç dakika konuştuktan sonra kadın yemeğini aldı ve sıra bize geçti. Kadın o kadar güzel ve cilveliydi ki Cihan bir erkek olarak nasıl bu kadar tepkisiz kaldı şaşmıştım.
Cihan yemeğini aldıktan sonra kenara çekildi ve sıra bana geldi. Tepsimi yemek dağıtan tatlı yaşlı kadına uzattım. Kadın tepsime bir bonfile, biraz pilav, biraz salata koyduktan sonra bana tatlı bir şekilde gülümsedi. Ben de aynı şekilde karşılık verdim.
Et yemeyeli çok olmuştu. Bonfile ise ilk defa yiyecektim. Bu sınıf farkına adapte olmak gerçekten zordu.
Cihan önümden ilerlerken ben de ardından yürüyordum. Cam kenarı bir masaya oturduktan sonra yemeğime öyle bir giriştim ki ne Cihan ne de bize bakan diğer insanlar umurumda olmuştu. Et nefisti. Pilav ve salata ise yediğim en iyileri olabilirdi. Bu lüksü bir kez tatmıştım. Bu ikinciydi ve en güzeliydi.
Koskocaman, iki stadyum büyüklüğündeki yemekhanenin yarısı bize bakıyor olabilirdi. Hiç utanmıyordum. Aksine zerre umurumda değillerdi.
Yemeğim bittiğinde derin bir nefes alıp geriye yaslandığımda bana bakmayan tek insan Cihan' dı. Yemeğini sakince yiyordu. Son lokmasını yediği an ayağa kalktı ve ilerlemeye başladı. Birden kalkıp hızla yürümesini beklemiyordum. Birkaç saniye arkasında bakakalıp sonrasında ben de ardından ilerledim. En azından nereye gittiğimizi söyleyebilirdi!
Cihan nereye ben oraya bir şekilde asansöre bindik. Ona yetişmek o kadar zordu ki nefes nefese kalmıştım. " Şimdi nereye?" Dediğimde Cihan' ın yeşil gözleri beni buldu. " Seni bilmem ama ben uyuyacağım. Yarın erkenden eğitim var. Saat altıda hazır ol," dediğinde yanlış duyduğumu umarak " Altı mı?" Dedim. Cihan başını onaylaracasına salladı.
"Gece üç olmaz mıydı? Hem daha zinde oluruz," dedim alayla. Fakat Cihan'ın yüzünde mimik oynamadı. " Olur, ayarlarız ekstradan bir ders."
Cidden bu adam ne saçmalıyordu? Saat altıda kalkacak halim yoktu! Ben garsonken bile dokuzda kalkıyordum!
" Ben bu kadar erken uyanamam," dediğimde Cihan' ın gözleri hafifçe kısıldı. " O zaman sonucuna katlanırsın Süvari," dediğinde sinirle istemsizce güldüm. " Hadi ama, neden o saatte kalkıyoruz?"
"Daha zinde olmak için."
"Ben altıda kalkmam."
"İstediğin zaman kalk."
"Ben altıda... Ne?"
Yüzüne baktığımda hala aynı ciddi ifade hakimdi. "Nasıl yani? " Dediğimde derin bir nefes verdi.
"İstediğin zaman kalk ama normalde yapacağın çalışmaların iki kat fazlasını yaparsın," dediğinde omuz silktim. Zorla yaptıracak halleri yoktu ya! Ayrıca en fazla ne kadar zor olabilirdi? Bir katı neydi de iki katı o olabilirdi? En fazla on tur koşu, otuz şınav falan yapardık.
Kata geldiğimizde Cihan hiçbir şey demeden çıktı asansörden. Hızlı ve ritmik adımlarla odaya ilerlerken asansör önünde tek başıma kalmıştım. Eee, şimdi ne yapacaktım?
Koridorda yirmiye yakın insan vardı ve hepsi koridorun geniş kısmının köşelerindek masalarda oturmuş çay, kahve içiyor, sohbet ediyorlardı. Hiç kimseyi tanımadığım için ne yapsam bilemedim. Arkadaşım hiç olmazdı zaten. Yalnız olmayı severdim. Yalnızlık benim için hem istemli hem istemsiz bir seçimdi. Ama hiçbir zaman gerek duymamıştım insanlara. Her kötü zamanımda yalnızken niye şimdi bir dosta gerek duyayım ki?
Bir kadın sesiyle düşüncelerimden ayrılıp sesin geldiği yöne baktım. Kadın bana bakıp eliyle ' gel ' dercesine bir hareket yapıyordu. Siyah, düz saçları ve uzaktan bile mavi olduğu belli olan gözleriyle o kadar güzel bir kadındı ki insanın özgüveni düşüyordu. Bu kadın beni niye çağırıyordu?
Tereddüt etsem de kadının yanına ilerledim. Kadının oturduğu masada kendisi dışında bir kadın daha vardı. Diğer kadın sarışın, pürüzsüz teniyle en az öbürü kadar güzeldi. Yanlarına geldiğimde beni çağıran kadının yüzünde samimi bir gülümseme vardı. Bilmediğim dilde bir şeyler söylediğinde " Anlamadım," dedim. Türk olduğumu anladığı gibi yüzündeki gülümseme mümkünmüşçesine daha da büyüdü.
"Merhaba, buyur otur," dedi kadın. Sarışın olanın yüzünde ise memnuniyetsizlik vardı.
Boş sandalyeye oturdum. " Ben Stella. Bu da arkadaşım Maya," dedi adı Stella olduğunu öğrendiğim siyah saçlı güzel kadın. Stella ise hala kaşları çatılı bir şekilde beni izliyordu.
"Asena," dedim tebessüm ederek. " Ne kadar güzel bir isim. Tanıştığıma memnun oldum Asena. Seni yalnız görünce çağırmak istedim. Sen sonuncu bekçi olmalısın. Yeni olduğun çok belli," dedi Stella masmavi gözlerini merakla açarak.
"Nerden belli?" Dediğimde Maya ilk defa konuştu. " Fazla özgüvenli duruşundan ama bir o kadar da çelimsiz yüzünden."
Bu kadın şu an bana laf mı atmıştı? "Maya!" Stella Maya' yı uyarırken Maya omuz silkti. Cidden bu kadın bana laf mı attı?
"Demek çelimsiz yüzüm?" Dedim soru sorarcasına. Sakinliğimi korumaya çalışsam da çenem seyirmeye başlamıştı. Maya bana ukala bir bakış atarken masanın altındaki elimi yumruk yapmıştım bile.
" Maya öyle demek istemedi. Sadece çekingensin biraz," dedi Stella. Maya denen şıllığa göre fazla tatlıydı.
"Çekingen değilim," dedim sert bakışlarımla Maya' ya bakarken. Aynı şekilde o da bana sert bakıyordu. Fakat bakışlarım altında ezmek beni tatmin etmemek üzereydi.
" Çekingen değilim, insan sevmiyorum," dediğimde Stella ağzını açmıştık ki konuşmaya devam ettim. " İnsananları tanımadan yorum yapmak çok yanlış. Emin ol özgüvenimin altı doludur. Zamanla görürsün," dediğinde Maya göz devirerek bakışlarını camdan dışarı çevirdi. " Aynen, herkes böyle söyler."
Bu kadın canına mı susamıştı? Cidden elimde kalması an meselesiydi. O bozuk aksanıyla acıdan inlemesine saniyeler kalmıştı.
" Asena, sen onun kusuruna bakma," diyen Stella' ya karşılık istemsizce sakin oluyordum. Bu kadın o kadar tatlıydı ki ona sert konuşasım gelmiyordu.
"Ne düşünüyorum biliyor musun Stella. Bu ucube nasıl Cihan Saygun' un öğrencisi olabiliyor? "
Sakin olmalıyım. İlk günden sorun çıkmamalı. Sakin olmalıyım.
"MAYA!" Stella ve Maya bilmediğim bir dilden bir şeyler konuşurken ayağa kalktım. İkisinin bakışları bana yönelirken Maya denen çiyana olabildiğince yaklaştım. Kendi bir an olsun çekilmezken gözlerinin en içine baktım. Bu benim geldiğim son raddeydi. Bir insanın bana hakaret edemeyeceğini öğretmem gerekiyorsa öğretecektim.
" Şunu unutma," dedim fısıltıyla. " Hem ucubenin kim olduğunu hem de özgüvenin ne demek olduğunu yakında sana çok güzel göstereceğim. "
Maya ne kadar belli etmemeye çalışsa da tedirgin olmuştu fakat kibirli bakışı aynıydı.
" Asena, bak..." Diyen Stella' ya dönüp " Ben gitsem iyi olur. Yoksa birileri gerçek anlamda ucubeye dönecek," dedim. Ardından arkamı dönüp odama ilerledim.
"Kıza bak! Bana özgüvensiz diyor ama bir erkek için tanımadığı bir kıza laf atacak kadar alçak! Benim adım Asena ise ben eninde sonunda o kızı pişman etmesini bilirim. Hem de hiç kaba kuvvet kullanmadan bunu zekamla yapacağım," dedim kendi kendime sinirle. Çoğu kişinin bakışı üstümdeyken zerre umursamadan odamın kapısını açtım ve zifiri karanlık salona girdim.
Telefondan flaşımı açıp odama girdim. Gerçekten inanılmaz! Kendimi bu kadar tutmam bile hataydı.
...
Saat on olmak üzereydi. Adam bahçede olmalıydı. Az önceki aptal sarışına o kadar sinirlenmiştim ki şu an Adam' ın yanına inmek istemiyordum. Fakat kabul etmiştim işte. Birkaç dakika oturup kalkardım.
Odadan çıktım ve asansöre binip zemin kat tuşuna bastım. Fakat asansörde -1 yazan bir kat numarası daha vardı. Binanın altında bir kat daha mı vardı? Bunu Alex' e sormalıydım.
Bahçeye indiğimde akşam daha güzel bir görüntü olduğunu gördüm. Her yer ışıklarla doluydu ve herkes dışarıda bir şeyler içip sohbet ediyordu. Samimi bir ortam vardı. Alışık değildim.
Birkaç saniye gözlerim Adam' ı aradı. Fakat bu kadar büyük bir bahçede onu bulmam imkansızdı. Tam etrafıma baktığım sırada bana el sallayan birini gördüm. Bu Adam' dı.
"Asena!" Dedi heyecanla. O kadar çocuksuydu ki sırıttım. Çok masum görünüyordu fakat masum görünen insanların birer şeytan çıkışını genç yaşımda öğrenmiştim. O yüzden kimseye güvenmeyecektim.
Yanına ilerledim. Bahçenin kenarlarında, küçük bir masada oturmuştu. Masada bir de termos ve iki karton bardak vardı.
"Selam. Beni rahatça bul diye asansörün önünde bir yere geçeyim dedim."
Alex' e sadece hafif bir tebessüm ile karşılık verdim ve karşısına oturdum. "Ee, nasılsın? İlk günün nasıldı?" Dedi saf bir merakla. İlk defa biri bana bu kadar merakla bir şey sormuştu hakkımda.
"Yani... Garip. Biraz da kaoslu," dediğimde Adam' ın yüzündeki meraklı ifade artmıştı. "Kaos?" Dedi bir elini çenesine yaslayıp.
"Evet, bir kızla tartıştım." Dediğimde kahkaha attı. " İlk günden mi?' dedi garip aksanıyla. "Evet. Maya mı ne adı? Sarışın bir şey. Bana laf atıp durdu."
"Maya mı? Bizim Maya?" Dedi hayretle. Bir de 'sizin Maya ' mıydı?
"Evet," dedim. Sanırım aynı Maya' dan bahsediyorduk. "Aslında iyi kızdır. Şaşırdım doğrusu," dediğinde termos kapağını açıp karton bardaklara kahve dolduruyordu.
" Demek ki değilmiş," dedim sinirime hakim olmaya çalışıyordum. Bu konu hakkında konuşmak istemiyordum. Zaten ilgilenecektim.
"Anladım." Dedi bir bardak kahveyi bana uzatırken. Kahveden bir yudum aldığım gibi derin bir nefes verdim. Kahveye bayılırdım.
İşteyken hep içmem gerekiyordu. Başka türlü ayık kalamazdım.
" Bu arada sen İngilizdin değil mi?" Dedim kahveden bir yudum daha alırken. " Yes," dedi Adam kahvesini içerken.
" Ne güzel. Peki ya ailen?" Dedim ileri gitmediğimi umarak. Adam hiç bozuntuya vermeden " Kaybettim," dedi. Yüzünde buruk bir tebessüm vardı. Hala tebessüm edebilmesi gerçekten hayranlık yaratıyordu bende.
" Anladım. Başın sağolsun," dediğimde bana anlamsız bakışlarla baktı. " Başım ne?" Dediğinde istemsizce kahkaha attım. " Yani Allah rahmet eylesin."
Adam daha da garip bakarken bir kahkaha daha attım. Anlaşılan henüz bu terimleri bilmiyordu. " Geçmiş olsun yani," dediğimde bu kez anlamıştı. Gülerken geçmiş olsun demek de ayrı bu r salaklıktı. Umarım yanlış anlamazdı. Sıkılacağımı düşünsem de nedense keyif almıştım. Birkaç dakika konuşur kalkarım dediğim masada gece yarısı kalkmıştım. Ailesinden bahsetmişti, yaşadığı yerden, önceki mesleğinden ve hobilerinden.
Ailesini trafik kazasında kaybetmiş, babaannesiyle uzun bir süre yaşamıştı. O da vefat edince kendine bir iş bulup kendi kendine yaşamaya başlamıştı. Barmendi. Ve bu iş onu zorluyordu. Zaten bu kadar çocuksu olan bir adama barmenlik zor gelirdi. Ardından birkaç ay önce kendini burada bulmuştu. Ayrıca çok iyi dalış yaptığından bahsetmişti. Adam buydu işte. Ben ise ona sadece garsonluk yaptığımı ve yalnız yaşadığımı anlatmıştım. O da daha ilerisini sorgulamamıştı.
Saat gecenin on ikisinde yanından kalktım Adam ' ın. Gerçekten temiz ve arkadaş canlısı görünüyordu. Fakat ne olursa olsun ona güvenemezdim.
Asansöre ilerlediğim sırada kolumdan tutulması ile hemen arkama refleks olarak bir yumruk savurdum. Arkama döndüğümde Stella' yı görmeyi beklemiyordum. Son anda eğilip yumruğumdan kurtulmuştu. İşte bu yüzden habersiz temas sevmezdim. Refleks olarak yumruk atıveriyordum.
"Ah... Pardon Stella," dediğimde Stella gülümsedi. " Sorun yok. Ben..." Dedi tereddütle. " Maya adına özür dilemeye geldim," dediğinde mahcup bir şekilde gözlerini kaçırdı.
" Neden böyle yaptı anlamadım. Kusuruna bakma. Seni iyi bir niyetle davet ettiğime emin ol," dediğinde o kadar içtendi ki inanmamak elde değildi. Bir elimi omzuna koyduğumda yüzüme bakacak cesareti bulmuştu.
"Başkaları adına özür dileme. İnsan kismenin ayıbını üstüne almamalı. Senlik sorun yok. O kız da elbet benden karşılığını alacak," dediğimde tebessüm etti. " Aslında gerçekten iyi bir..." Dediğinde lafını kestim.
"Ben insanların asıllarına bakmam Stella. Yapılana bakarım," dedim keskin bir şekilde. Stella hiçbir şey demeden bakışlarını kaçırdı. " Pekala, o zaman iyi geceler," dediğinde gülümsedim. " İyi geceler."
Stella yanımdan ayrıldıktan sonra asansöre bindim ve odama çıktım. Odaya girdiğim gibi kendi odama çekildim ve kendimi yatağa attım. Telefondan alarmı sabahın altısına ayarladım. Fakat altıda kalkamayacağımı biliyordum. Ardından yeni bir hayatın ilk gününün, şaşkınlığının, travmasının yorgunluğu ile kendimi uykuya bıraktım.
....
Güneş ışınlarının rahatsız edici dürtüsüyle gözlerimi araladım. Her yerim tutulmuş gibiydi. Dün o kadar yoğun ve inanılmaz bir gündü ki şu an kim bilir kaç saattir uyuduğum için bu haldeydim!
Bir dakika... Ben kaç saat uyumuştum? Daha da önemlisi saat kaçtı?
Telefonumu hızla yastığımın yanından alıp saate baktığımda saatin on bir olduğunu gördüm.
"Siktir!" Dedim yatağımdan doğrulurken. "İşte şimdi bittin Asena."
^^
Veeee ikinci bölümümüz bitti!!! Nasıl buldunuz? Yorum ve beğenilerinizi bekliyorum. Lütfen düşünceleriniz belirtin.
1) Sizce Stella nasıl biri?
2) Cihan karakterimizi nasıl buldunuz?
3) Adam ve Asena sizce dost olacak mı?
4) Peki ya -1. Katta sizce ne var?
5) Son olarak sizce Asena' nın daha ilk eğitime geç kalması ona ne gibi bir cezaya mal olacak?
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!!!^^
