7. bölüm · Onu Öldürmeliydim, Ama…

7. Bölüm

Zeynep Demirci

Yemeklerimizi yedikten yaklaşık 20 dakika sonra restorandan kalktık, sonra siteye geri geldik. Gelir gelmez banyoya girip makyajımı çıkarttım. Sonra odama gidip pijamalarımı giydim.
Tam kahve yapmak için mutfağa gidecektim ki salonda bir tıkırtı duydum. Salona girdiğimde onu gördüm. İsimsiz şahıs, geldiğimi duymuş olacak ki hemen arkasını döndü. Orada dikilmek yerine geçip otursana dedi. Rusça bir şekilde geçip yanına oturdum. 'Demek on iki yıl Rusça dersi aldın' dedi. 'Evet, dedim; zaten kurstan gelirken kaçırılmıştım.'
'Nereden biliyim?' dedim. 'Babam gönderiyordu zaten.'
'Diliniz çok zor, öğrenmem on iki yılımı aldı.' dedim.
Sonra bir anda ona döndüm, on iki yıl kocaman bir on iki yıldı. Birkaç dakika sessizce oturduk. Sonra neden kendi evin yerine benim evimdesin isimsiz varlık dediğim anda kafasını çevirdi ve gözlerimiz buluştu.
'Adım Karan' dedi. 'Ama ismin Türkçe, nasıl yani?' dedim.
'Annem Türk, o yüzden ismim Türkçe ama açıkçası ben pek memnun değilim.' dedi. Sonuçta babam Rus yani bence Rusça olsa daha güzel olabilirdi. 'Hadi ben anlattım, sıra sende.' dedi. Boş ver dedim, gözlerimi kaçırıp 'Şöyle' dedi. Konuyu değiştirmek istediğim için kahve yapacaktım, ister misin dedim ve hızla ayağa kalktım. Odadan çıkınca 'Hadi ben anlattım sıra sende' ya da 'Oyun bozanlık yapma' dedi. Beni taklit etmişti, o gün ona bunları söylemiştim. Aslında daha saymıştım ama o bu kadarıyla yetinmişti. Gülüp arkamı döndüm ve 'Uyu aptal kız' dedim.
Gülüp önüne döndü. 'Espresso istiyorum' diye seslendi. Koltuğa iyice yerleşince yine sinirlendim ve hızlı hızlı yanına gidip 'Yok, kalk kendin hazırla. Sıcak espressonmuş, ben nereden bileyim onu yapmayı?' Başına dikilip yastıklardan birini kafasına geçirdim. Sonra ona attığım yastığı bana geri fırlattı, benim attığım yastık karnına gelmişti onunki ise tam kalbime isabet etmişti. Beni kalbimden vurmak neymiş şimdi görürsün sen deyip iki tane yastık aldım ve tam kafasına geçirecektim ki elimden tuttuğu gibi beni koltuğa fırlattı ve 'Hadi kalk ve espressomu hazırla' dedi kibirle.
'Hayır' dedim. Tam ona doğru yastıkla tekrar bir adım atmıştım ki bu sefer belimden yakaladı ve kendimi kucağında buldum. Daha ne olduğunu anlamadan beni yere attı. 'Kalk ve espresso yap ve içine zehir atmadığından emin ol.' Oflayarak ayağa kalktım. 'Ben espresso falan bilmem, ne yaparsam onu içeceksin tamam mı?' dedim. 'Tamam, kabulüm ama yeter ki içinde zehir olmasın.'
Mutfağa gidince kocaman bir kahve makinesi gördüm, yanında bir sürü kahve vardı ama benim Türk kahvesinden sonra bildiğim tek kahve filtre kahveydi. Türk kahvesi yapamayacağım için filtre kahve yapmaya başladım. Yaklaşık 15 dakika sonra kahveler hazırdı. İçeri girince telefonla konuştuğunu duydum. 'Hala kız yanımda değil gibi şeyler' dedi onu orada gördüğümden sonra. Bir daha karşıma çıkmadı geldiğimi görünce. Önemli işlerim var deyip telefonu kapatıp yanıma geldi. 'Bu ne?' dedi. 'Filtre kahve' dedim. 'Bildiğim tek kahve bu, bir de Türk kahvesi var ama onu burada bulamam.'
Göz devirince kahkaha atmamak için zor durdum. Telefonunu kapatıp yanıma geldi. Bu sefer göz deviren ben oldum. 'Beni neden öldürmedin?' dedim ona bakıp. Bir anda ciddileşti. 'Bu seni ilgilendirmez, şimdi iç kahveni' dedi bana. Kahveden bir yudum aldı. 'Hımm, fena değil' dedi. 'Bu sefer beni Rusya’ya neden getirdin?' Cevap yok. 'Peki ailen var mı?' Cevap yok...
Diyerek kahvemden bir yudum daha aldım. Yavaştan uykum geldiği için arkaya doğru uzanıp tavana bakmaya başladım. Ben bunu yaparken beni izlediğine emindim ama pek umursamadım. 'Peki,' dedi bir soruda ben sorayım, 'Neden sürekli kafanı yukarı kaldırıp boş gözlerle orayı izliyorsun?' Derin bir nefes alıp ona döndüm. 'O kolay kolay soru sormazdı, annem dedim hep gökyüzünü izlerdi. En sevdiği şeydi. Bir de şu sorduğun şarkı, dediğim o şarkı ile büyümüşüm. Annem hep o şarkıyı söylerdi, bana ne zaman söylese hep huzur dolardı içim.'
Dedim, sonra tekrar başımı yukarı kaldırdım. Anlattıklarıma değil de ona takılmıştı ben o şarkı ile büyümüşüm. Annem hep o şarkıyı söylerdi bana ne zaman söylese hep huzur dolardı içim dedim sonra tekrar başımı yukarı kaldırdım. Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi, sonra bir damla yaş daha süzüldü tam bir göz yaşım daha düşecekti ki elini uzattı, göz yaşımı sildi. 'Ağlama, değmez' dedi. 'Önemli bir telefon görüşmem var' dedi ve odadan çıkıp balkona