5. bölüm · "Ölülerin İsimleri"

4. BÖLÜM

Panik Yok

LEYLAK VE KÜF
O ağır leylak kokusu, zihnime indirilen bir darbe gibiydi. Yıllardır kendi tenimde taşıdığım, imzam haline gelen o kokunun bu karanlık, rutubetli mahzende ne işi vardı?
Kapının eşiğinde kalakaldım. Kalbimin ritmi kulaklarımda uğuldayarak yankılanıyordu. Mutfak tezgâhından aldığım küçük el fenerinin zayıf ışığını karanlığın içine doğru tuttum. Ahşap merdiven basamakları aşağıya, dik ve karanlık bir boşluğa doğru iniyordu. Her bir basamak, geçmişe uzanan belirsiz bir kuyu gibiydi.
Titreyen dizlerime rağmen ilk basamağa adım attım. Tahtalar, ayaklarımın altında inleyerek gıcırdadı.
Aşağı indim. Zayıf sarı ışık hüzmesi, toz bulutunun arasından mahzenin duvarlarını taradı. Burası sıradan bir depolama alanı değildi. Işığı sağa çevirdiğimde nefesim tamamen kesildi.
Mahzenin ortasında küçük bir çalışma masası duruyordu. Masanın üzerinde kurutulmuş leylak demetleri, yarısı yenmiş ve zamanla fosilleşmiş bir mum, bir de açık duran bir tuval... Fenerin ışığını tuvale doğrulttum. Boyaları kurumuş, çatlamış bir resim... Resimdeki, bahçedeki ahşap evin ta kendisiydi.
Masaya doğru yaklaştım. Üzerindeki kalın toz tabakasını elimle sıyırdım. Deri kaplı küçük bir defter duruyordu masada. Günlük.
Açtım. Sayfaların kenarlarında benim el yazıma ikiz kadar benzeyen, eğri büğrü harfler vardı. İlk sayfadaki tarih tam on iki yıl öncesine aitti:
"14 Ekim. Vedat yine geldi. Beni buradan gitmeye zorluyor. Eğer bu gece o kapıyı üzerime kilitlerse, sakladığım şeyleri asla bulamayacak. Hafızamı kaybetmiyorum, sadece unutmayı seçiyorum."
Defter elamdan kayıp yere düştü. "Hafızamı kaybetmiyorum..." Zihnimin kilitli kapıları ardında bir şeylerin sarsıldığını hissettim. Ben kimdim? On iki yıldır yaşadığımı sandığım hayat, başkasının kaçış hikâyesi miydi, yoksa kendi kurduğum devasa bir hapishane mi?
Tam o sırada, tam tepemdeki ahşap tavan gıcırdadı.
Yukarıdaki mutfaktan, bastırılmaya çalışılan ayak sesleri geliyordu. Biri evin içindeydi. Vedat mı dönmüştü, yoksa karanlığın içinden başka biri mi çıkmıştı?
Fenerin ışığını kapattım. Mahzenin zifiri karanlığında, elimde tuttuğum günlükle birlikte soluğumu tutup merdivenlerin dibine sindim. Ayak sesleri tam mahzen kapısının üzerinde durdu.
Ardından kapının kolu yavaşça, gıcırdayarak aşağı indi.