21. bölüm · "Ölülerin İsimleri"
20. BÖLÜM
BÜYÜK UYANIŞ
Gecenin sessizliğini yaran tek bir el ateş sesi, ormanın derinliklerinde yankılandı. Patlamanın hırsıyla fırlayan mermi, fenerin ışığını delip geçerek Tarık’ın omzuna saplandı. Tarık, acı dolu bir çığlıkla geriye doğru savrulup kayalıkların üzerinden aşağı yuvarlandı. Elindeki fünye karanlıkta kaybolurken fener parçalara ayrıldı.
Saniyeler içinde yanına ulaştım. Kanlar içinde kayanın dibinde yatan Tarık, son gücüyle hırıldayarak bana bakıyordu. Artık o soğukkanlı, her şeyi kontrol eden profesör gitmiş; yerine köşeye sıkışmış çaresiz bir adam gelmişti.
"Geç kaldın..." diye fısıldadı Tarık, ağzından sızan kanı silmeye çalışarak. "Sinyal... sinyal çoktan yayılmaya başladı..."
Cebimdeki kumandayı çıkardım. Üzerindeki kırmızı ekran yanıp sönüyor, veri aktarımının son saniyelerini sayıyordu. Tarık’ın yüzündeki o son kibirli tebessümü silmek için gözlerinin içine baktım.
"Bu sistem insanları kontrol etmek için kuruldu," dedim, sesimdeki kararlılık ormanın soğuğunu bile kesiyordu. "Ama kontrol ettiğini sandığın o zihinler artık uyandı."
Kumandanın üzerindeki koruma kapağını kaldırıp kırmızı imha düğmesine var gücümle bastım.
O an, kasabanın üzerindeki sahte gökyüzü sanki ikiye yarıldı. Vadinin dört bir yanındaki devasa frekans kulelerinden yükselen kıvılcımlar, geceyi gündüze çeviren bir dizi patlamayla gökyüzüne yayıldı. Yer altı merkezindeki ana vericiler patladıkça, toprağın derinliklerinden gelen hafif bir sarsıntı ayaklarımın altını salladı. Zihnimi yıllardır uyuşturan, kulağımın arkasında hiç bitmeyen o ince cızırtı bir anda tamamen kesildi. Yıllar sonra ilk kez, zihnimdeki o ağır sis tabakası yerini katıksız bir berraklığa bıraktı.
Tarık, gökyüzündeki alevleri izlerken gözlerini son kez kapattı. Yılların emeği, inşa ettiği o sahte krallık gözlerinin önünde küle dönmüştü.
Sessizlik çöktü. Gerçek, özgür ve soğuk bir sessizlik...
Arkamı dönüp kasaba meydanına doğru yürümeye başladım. Güneş, dağların arkasından ilk ışıklarını vururken ormandan çıktım. Demir, Meryem ve kasaba halkı, yıkılan kulelerin ve dumanı tüten helikopter enkazının etrafında toplanmıştı. Kimsenin yüzünde artık o boş, uyuşturulmuş bakışlar yoktu. Acı vardı, yas vardı ama en çok da 'gerçek' vardı.
Demir beni gördüğünde öne çıktı. Omzundaki sargı kirlenmişti ama gözlerindeki ışık yeniden doğduğunu müjdeliyordu.
"Bitti mi?" diye sordu Meryem, gözyaşlarını silerek.
"Kafes yok oldu," dedim, elimdeki parçalanmış kumandayı yere atarak. "Şimdi kendi hayatlarımızı yeniden yazma vakti."
Güneş, yıllardır üzerimize çöken o gri sis tabakasını tamamen yakıp geçerken; ilk kez toprağın, çam ağaçlarının ve özgürlüğün gerçek kokusunu içimize çektik. Yalan bitmiş, hayat başlamıştı.
YORUMLARINIZ ÇOK KIYMETLİ OKUYUP BEĞENİ VE YORUM YAPARSANIZ SEVİNİRİM ✨ 🤍
