19. bölüm · "Ölülerin İsimleri"

18 . BÖLÜM

Panik Yok

BÜYÜK HESAPLAŞMA

Helikopterin pervanelerinden yayılan rüzgâr, pistteki çamurlu toprağı ve toz bulutunu üzerimize savuruyordu. Etrafımızı saran ağır teçhizatlı askerlerin lazer noktalayıcıları doğrudan göğsümüze kilitlenmişti. Kaçacak bir adım, saklanacak tek bir dulda dahi kalmamıştı.
"Silahlarınızı bırakın!" diye bağırdı askerlerin başındaki komutan. "Bu son uyarımız!"
Demir, elindeki boş tüfeği yere bıraktı ama bakışlarındaki o yıkılmaz kararlılık tek bir milim bile geri adım atmadı. Meryem ise titreyen elleriyle tünelin kapısına tutunmuş, nefes almaya çalışıyordu. Tarık, helikopterin merdiveninde durmuş, cebinden çıkardığı kumandayı parmaklarının arasında gezdiriyordu.
"Beni dinlemeliydin Leyla," dedi Tarık, sesini helikopterin sağır edici motor gürültüsüne duyurmaya çalışarak. "Gerçeğin peşinden koşanlar, çoğu zaman onun altında ezilir. Bu kasaba sadece birinci evreydi. Dışarıdaki dünya için hazırladığımız o büyük frekans ağı tamamlanmak üzere."
"O kumandayı asla çalıştıramayacaksın," dedim. Belimdeki son mermisi kalmış tabancayı yavaşça kaldırıp doğrudan Tarık'ın alnına hedef aldım.
Askerlerin tüfeklerinden çıkan mekanik kurma sesleri geceyi kapladı. Komutan, "Ateş açın!" talimatını vermek üzere ağzını açtığı an, beklenmedik bir şey oldu.
Tünelin karanlığından, acıdan böğüren tek bir nida yükseldi. Sol bacağı kanlar içindeki Vedat, elinde tuttuğu acil durum işaret fişeğiyle tünelden dışarı fırladı.
"Hiçbirimiz bu adadan canlı gitmeyeceğiz!" diye kükredi Vedat. Elindeki fişeği doğrudan helikopterin açık duran yakıt tankına doğru ateşledi.
Kırmızı ışık huzmesi gecenin karanlığını delip geçti. Fişek, helikopterin gövdesine çarptığı saniye ortalık tam bir cehenneme döndü. Devasa bir yakıt patlaması kayalıkları sarstı. Patlamanın basınç dalgası askerleri ve bizi metrelerce geriye savurdu.
Alev topuna dönen helikopter fütursuzca yana yatarken, Tarık’ın kumandayı elinden düşürdüğünü gördüm. Alevlerin ve dumanın arasından doğrulup toprağa düşen o küçük cihazı kapmak için ileri atıldım.
Her şey saniyeler içinde gerçekleşmişti. Askerler panik içinde geri çekilmeye çalışırken, helikopterin parçaları uçurumdan aşağıya, kasabanın üzerine doğru dökülüyordu.
Dumanların arasından doğrulduğumda Vedat’ın hareketsiz bedeni yerde yatıyordu. Tarık ise alevlerin ardındaki karanlık ormana doğru kaçmaya çalışıyordu.
Kumandayı sıkıca kavradım, arkama döndüm. Demir ve Meryem patlamadan sağ kurtulmuş, ayağa kalkmaya çalışıyorlardı.
"Leyla!" diye bağırdı Demir, ormana doğru kaçan Tarık’ı işaret ederek. "Git! İşi bitir!"
Tetiğindeki son mermimle Tarık’ın peşinden karanlık ormana doğru koşmaya başladım. Avcı ile av arasındaki son perde açılıyordu.