11. bölüm · "Ölülerin İsimleri"

10 . BÖLÜM

Panik Yok

BÜYÜK UYANIŞ
Yağmur damlaları yüzümü bir kamçı gibi keserken, kucağımdaki dosyaları ve metal kutuyu göğsüme bastırmış halde ormanın derinliklerinde koşuyordum. Arkamdan yankılanan o ikinci silah sesi zihnimde yankılanıp duruyordu. Demir... Yaşayıp yaşamadığını bilmediğim bir adamın fedakarlığını sırtımda taşıyarak Meryem’in ahşap evine ulaştım.
Kapıyı hırsla vurdum. Meryem beni içeri çeker çekmez ağır ahşap sürgüyü kapattı.
"Demir nerede?" diye sordu, soluk soluğa kalmış halime bakarak.
"Gelemedi... Vedat odaya sızdı. Arbede çıktı, silah patladı Meryem!" Nefesim yetmiyordu, elimdeki kasetleri ve kilitli kutuyu masaya fırlattım. "Tüm belgeler burada. Ses kayıtları, tıbbi raporlar... Vedat her şeyi kasetlere kaydetmiş!"
Meryem vakit kaybetmeden kilitli metal kutuyu masadaki çekiçle vurarak kırdı. Kutunun içinden küçük bir radyo vericisi ve kasabanın ana yayın sistemine bağlanan frekans anahtarı çıktı. Meryem’in gözlerinde yıllardır sönmeyen o öfke ateşi yeniden yandı.
"Vedat’ın en büyük gücü bu kasabadaki hoparlörlerdi," dedi Meryem. "Her sabah o hoparlörlerden yayılan frekanslar ve telkinlerle insanları uyuşturuyordu. Şimdi o sistemi onun çöküşü için kullanacağız."
Meryem, kaset çaların çıkışını kendi kurduğu vericiye bağladı. Ana frekansı kasabanın meydanındaki dev hoparlör sistemine kilitledi.
"Emin misin Leyla?" diye sordu Meryem, elini şalterin üzerine koyarak. "Bu düğmeye bastığımız an, bu kasabada kimse bir daha eskisi gibi olamayacak. Herkes uyanacak."
"Bas," dedim, gözlerimdeki yaşları silerek. "Artık kimsenin bir yalanı yaşamaya hakkı yok."
Meryem şalteri indirdi.
Cihazın ışıkları kırmızıdan yeşile döndü. O anda, kasabanın dört bir yanında, sokaklarda, evlerde, meydanda kurulu olan onlarca dev hoparlörden cızırtılı bir ses yükselmeye başladı. Bütün kasaba gececikli uykusundan bu sesle uyandı.
Hoparlörlerden yankılanan ses, Vedat’ın kendi pürüzsüz tonuydu:
— "Tarih: 12 Ağustos. Leyla için dördüncü seans. Kimyasal dozaj artırıldı. Eski anılarına erişimi tamamen engellendi. Artık beni babası, bu kasabayı ise tek sığınağı olarak kabul ediyor. Proje başarıyla ilerliyor; zihinsel direnç tamamen kırıldı..."
Ardından diğer kaset devreye girdi. Kasaba sakinlerinin tek tek isimlerinin sayıldığı, hangi ilaçlarla hafızalarının bastırıldığına dair Vedat’ın kendi ağzından dökülen soğuk itiraflar gecenin karanlığını barlar gibi yarıyordu.
Sokaklara dökülen kasabalıların sesleri orman evine kadar geliyordu. Yıllardır uyuşturulan, sahte huzurla kandırılan insanlar, evlerinin pencerelerinden kafalarını çıkarıp hoparlörlere bakıyordu. Şaşkınlık, yerini büyük bir infiale ve öfkeye bırakıyordu. Kurulan sahte cennet, Vedat’ın kendi sesiyle yerle bir oluyordu.
Tam o sırada orman evinin kapısı omuzlanarak büyük bir gürültüyle yıkıldı.
İçeriye giren kişi, sol omzu kanlar içinde olan ama elindeki silahı hâlâ doğrultan Vedat’tı. Yüzü sirayet eden hezimetle tanınmaz haldeydi.
"Kapatın şunu!" diye kükredi Vedat. "Derhal kapatın!"
"Çok geç Vedat Bey," dedim, ona doğru kararlı bir adım atarak. "Kasaba artık uyandı. Sen ise kendi yarattığın hapishanede yalnız kaldın."
Vedat silahı bana doğru kaldırdığı anda, arkasından beliren bir gölge üzerine atıldı. Bu, yaralı kolunu tutan ama hâlâ ayakta duran Demir’di! İkisi yere serilirken, dışarıdan kasaba halkının ve ayaklanan insanların meşalelerle orman evine doğru yaklaştığı gürültüler yükseliyordu.
Karanlık çökmüştü ama ilk kez, bu kapalı kasabanın üzerine gerçek bir sabah doğuyordu.

KİTAPA BİRAZ ARAA VERİYORUM ŞİMDİLİK OKUYUP DESTEK OLURSANIZ SEVİNİRİM ŞİMDİDEN TEŞEKKÜR EDERİM 💖