4. bölüm · "Ölülerin İsimleri"

3. BÖLÜM

Panik Yok

KİLİTLİ KAPILARIN ARTIĞI
"Gittiğin gün."
Muhtar Vedat’ın dudaklarından dökülen o üç kelime, odadaki havayı bir anda buz kesti. Zihnimde yankılanan ses, şakaklarıma basılan kızgın bir demir gibi canımı yaktı. On iki yıl önce... Ben on iki yıl önce bu kasabada değil, yüzlerce kilometre ötede, bambaşka bir hayatın, bambaşka bir kimliğin içindeydim. Ya da... öyle sanıyordum.
Elimdeki fotoğraf birden tonlarca ağırlıkta bir taşa dönüştü. Parmaklarımın arasındaki o ince kâğıt parçası, hayatım boyunca tutunduğum tüm geçmişi yerle bir etmeye yetmişti.
"Yalan söylüyorsunuz," dedim. Sesim titriyordu ama gözlerimi Vedat’ın karanlıklaşan yüzünden ayırmadım. "Ben bu kasabanın adını bile üç gün önce duydum. Ben buraya kaçmak için geldim!"
Vedat Bey yavaşça gülümsedi. Yüzündeki o babacan maske artık tamamen düşmüş, yerini yırtıcı bir sabırsızlığa bırakmıştı. "İnsan kaçtığını sanır Leyla," dedi, sesi o kadar sakindi ki bu sakinlik içimi ürpertti. "Ama bu kasaba, gölgesini bırakan kimseyi gerçekten azat etmez. Şehrin gürültüsünden kaçtığını sanıyordun değil mi? Oysa sen sadece daireyi tamamlamaya geldin."
Arka cebinden eski, Deri kaplı, kenarları aşınmış bir anahtar çıkardı ve kapının girişindeki küçük sehpanın üzerine bıraktı.
"Bu nedir?" diye sordum, nefesim boğazıma tıkanarak.
"Gittiğin gece kilitleyip anahtarını bana emanet ettiğin alt katın anahtarı," dedi. Gözleri kapının arkasındaki karanlık koridora kaydı. "Işıkları hiç yakmadın sanırım. O evde yalnız olduğunu sanıyorsun ama bastığın tahtaların altında on iki yıllık bir sessizlik yatıyor."
Arkasını dönüp gecenin karanlığına doğru bir adım attı. Sonra durup başını hafifçe bana çevirdi:
"Nevin Teyze’ye kızma. O seni öldü sanıyordu. Hepimiz gibi..."
Muhtar Vedat karanlıkta kaybolurken kapıyı çarpıp kilitledim. Kalbim göğüs kafesimi patlatacak gibi çarpıyordu. Bakışlarım sehpanın üzerindeki o ağır, paslı anahtara kaydı. Kahve bardağı elimden düşüp ahşap zeminde büyük bir gürültüyle kırıldı; siyah sıvı tıpkı geçmişim gibi etrafa saçıldı.
Emeleyerek sehpanın yanına vardım. Titreyen ellerimle anahtarı aldım. Mutfak tezgâhının hemen yanındaki o kilitli, merdiven altı kapısına doğru yürüdüm. Geldiğimden beri hiç dikkatimi çekmeyen, ev sahibinin "eski eşyalar var" diyerek geçiştirdiği o ahşap kapı...
Anahtarı deliğe soktum. Metalin metale sürtünme sesi gecenin sessizliğini bıçak gibi kesti. Kapı gıcırdayarak açıldığında, aşağıdan burnuma dolan şey sadece küf kokusu değildi.
Rutubet, kurumuş çiçekler ve en çok da... benim yıllardır kullandığım o leylak parfümünün yoğun, ağır kokusu.