2. bölüm · Okuldaki Ölmeyen Ölü

Unutulan kız (2)

İpek Ö

Odamın kapısını yavaşça açtım.

İçeri girdiğimde Berk’i masasında otururken gördüm. Kulaklığını takmıştı ve bilgisayar ekranına odaklanmıştı. Parmakları klavyenin üzerinde hızlı hızlı hareket ediyordu. Belli ki oynadığı oyuna kendini tamamen kaptırmıştı.

Arkadaş canlısı biri gibi görünmüyordu ama sonuçta aynı odada yaşayacaktık. Bu yüzden ilk adımı benim atmam gerektiğini düşündüm.

“Merhaba…” dedim.

Cevap vermedi.

Tekrar denedim.

“Şey… ben Buğlem.”

Bu sefer kafasını hafifçe çevirdi.

“Tamam.”

Sonra tekrar ekranına döndü.

Biraz bozulsam da sesimi çıkarmadım. Sonuçta tanımadığı bir kız aniden ortaya çıkmıştı. Belki de bu yüzden mesafeli davranıyordu.

O sırada dikkatimi bir şey çekti.

Üzerinde okul forması vardı.

Formanın sol tarafında okulun adı yazıyordu.

Osford Lisesi.

Bir anda heyecanlandım.

Bu benim okulumdu.

Yani hâlâ aynı okuldaydım.

Berk birkaç dakika sonra oyundan çıkınca fırsatı kaçırmak istemedim.

Hızlıca yanına yaklaştım.

“İsmin ne? Kaç yaşındasın? Hangi sınıftasın?”

Berk şaşkınlıkla bana baktı.

“Yavaş ol kızım,” dedi gülümseyerek. “Önce benim sormam gerekmiyor mu? Adın ne?”

“Buğlem.”

Bir an durdu.

Sonra omuz silkti.

“Ben Berk. On sekiz yaşındayım. On ikinci sınıftayım. 12-C.”

Bir anda gözlerim büyüdü.

“Ne? Ben de 12-C’yim!”

Berk ilk kez gerçekten gülümsedi.

Küçük ama samimi bir gülümsemeydi.

“Demek aynı sınıftayız.”

O an içimde garip bir rahatlama hissettim.

Bu yabancı dünyada en azından tanıdığım bir şey vardı.

Ertesi sabah okul için hazırlanırken heyecandan yerimde duramıyordum.

Bir yıl boyunca toprağın altında kaldıktan sonra yeniden okula gidiyordum.

Okul binası karşıma çıktığında kalbim hızlandı.

Her şey tanıdık görünüyordu ama aynı zamanda yabancıydı.

Sınıfın kapısını açıp içeri girdim.

Herkes bana baktı.

Ama kimsenin yüzünde tanıma belirtisi yoktu.

Sanki hayatlarında beni ilk kez görüyorlardı.

Oysa ben bazı yüzleri hatırlıyordum.

Birkaçını kesinlikle tanıyordum.

Fakat isimleri aklıma gelmiyordu.

Bu durum canımı sıkmıştı.

Dersler boyunca sessiz kaldım.

Ama teneffüs zili çaldığı an etrafım insanlar tarafından sarıldı.

“Hangi okuldan geldin?”

“Adın ne?”

“Daha önce seni hiç görmedik.”

“Nereden taşındın?”

Sorular peş peşe geliyordu.

Ben de elimden geldiğince cevap verdim.

İnsanlarla konuştukça rahatladım.

Sınıf beklediğimden çok daha sosyaldi.

Birkaç gün içinde neredeyse herkesle arkadaş olmuştum.

Ama içlerinden biri vardı ki diğerlerinden farklıydı.

Meryem.

Onun yanında kendimi rahat hissediyordum.

Sanki yıllardır arkadaşmışız gibiydi.

Bu yüzden zamanla en yakın arkadaşım o oldu.

Günler geçtikçe yeni hayatıma alışmaya başladım.

Her sabah okula gelmek hoşuma gidiyordu.

Sınıfla şakalaşıyor, derslerde konuşuyor ve normal bir öğrenci gibi davranıyordum.

Ta ki o güne kadar.

Bir gün Meryem’le birlikte Elif Sude ve Yıldız’ın yanına gittik.

Sohbet ederken Elif Sude aniden bir konu açtı.

“Eskiden bizim sınıfta Buğlem diye biri vardı.”

İsmimi duyunca istemsizce irkildim.

Ama sesimi çıkarmadım.

Elif Sude devam etti.

“Pek sevimsiz biriydi.”

Sonra gülmeye başladı.

“Sonra sınıftan gitsin diye öldüğünü söyledik ve onu diri diri gömdük.”

Masadaki herkes gülmeye başladı.

Ben ise donup kaldım.

Kalbim hızlanmıştı.

Bu sözler kulağıma korkunç geliyordu.

Ama aynı zamanda tanıdık da hissettiriyordu.

“Kötü olmuş kıza,” dedim.

Elif Sude omuz silkti.

“Ama o da bize kötülük yaptı. Hakkımızda kötü şeyler yaydı.”

Bir anda başım dönmeye başladı.

Parçalar yavaş yavaş yerine oturuyordu.

Toprak.

Karanlık.

Mezar.

Bir yıl.

Aklımdan tek bir düşünce geçiyordu.

Ya anlattıkları kişi bendiyse?

Ya gerçekten beni gömdülerse?

O gece uyuyamadım.

Tavanı izleyerek saatlerce düşündüm.

Hatırlayamadığım anılar zihnimin içinde dolaşıyordu.

Bir şeyler eksikti.

Ama ne olduğunu bulamıyordum.

Sonraki günlerde garip şeyler olmaya başladı.

Elif Sude ve Yıldız benden uzak duruyordu.

Eskisi gibi konuşmuyor, göz göze gelmemeye çalışıyorlardı.

Bir gün nedenini sordum.

Birbirlerine baktılar.

Sonra Elif Sude sessizce konuştu.

“O kıza benziyorsun.”

“Hangi kıza?”

Cevap vermediler.

Yanımdan uzaklaşıp gittiler.

İçimdeki şüphe daha da büyüdü.

Neler oluyordu?

Kimdi bu Buğlem?

Ve neden herkes ondan korkuyor gibiydi?

Bu sırada Berk’le daha yakın olmaya başlamıştık.

Bazen Meryem’le otururken yanımıza geliyor, sohbet ediyordu.

Evde ise çoğu zaman birlikte vakit geçiriyorduk.

Onun yanında kendimi güvende hissediyordum.

Bir akşam dayanamadım.

Aklımdaki her şeyi Berk’e anlattım.

Mezar olayını.

Elif Sude’nin söylediklerini.

Benden uzak durmalarını.

Hepsini.

Berk uzun süre sessiz kaldı.

Sonra ciddi bir ifadeyle bana baktı.

“Buğlem,” dedi.

“Bu iş düşündüğümüzden daha büyük olabilir.”

“Neden öyle diyorsun?”

“Çünkü birileri bir şey saklıyor.”

İlk kez korktuğumu hissettim.

Berk sandalyesini bana doğru çekti.

“Merak etme.”

“Nasıl?”

“Bu olayı birlikte araştıracağız.”

Bir anlığına içim rahatladı.

Artık yalnız değildim.

Eski arkadaşlarımın çoğu bu sınıftaydı.

Şüpheliler de belliydi.

Elif Sude ve Yıldız.

Çünkü kesin olan bir şey vardı.

Onlar bir şey biliyordu.

Ve ben gerçeği öğrenene kadar peşlerini bırakmayacaktım.