5. bölüm · Okuldaki Ölmeyen Ölü
Kan ve Sessizlik (5)
Günler geçtikçe hayatım daha güzel olmaya başlamıştı.
En azından öyle görünüyordu.
Tek rahatsız olduğum şey Elif Sude ve Yıldız’ın bana attığı bakışlardı. Ne zaman koridorda karşılaşsak bana öfkeyle bakıyorlardı. Sanki hâlâ benden nefret ediyorlardı.
Bir gün okul çıkışında onları gördüm.
Ama yalnız değillerdi.
Elif Sude ve Berk okulun arka tarafında birlikteydi.
Onları görünce olduğum yerde kaldım.
Kalbim sıkıştı.
Berk’le öpüştüklerini gördüm.
Nefes almakta zorlandım.
Berk bunu bana nasıl yapabilirdi?
Belki sevgili değildik.
Belki ona duygularımı hiç söylememiştim.
Ama yine de canım çok yanmıştı.
Sessizce oradan uzaklaştım.
Doğruca Suden ve Haktan’ın yanına gittim.
Onlarla vakit geçirmek bana kendimi daha iyi hissettiriyordu.
Fakat zaman geçtikçe mezar olayıyla ilgili araştırmalarım da durmuştu.
Ne yapacağımı bilmiyordum.
Sanki bütün ipuçları bir anda kaybolmuştu.
Bir sabah sınıfa girdiğimde başıma soğuk bir şey döküldü.
Şaşkınlıkla irkildim.
Saçlarımdan aşağı su akıyordu.
Karşıma baktığımda Berk’i gördüm.
Gülüyordu.
Sınıftaki birkaç kişi de gülmeye başlamıştı.
Hiçbir şey söylemeden sınıftan çıktım.
Üzerimi değiştirmek zorundaydım.
Ama bu sadece başlangıçtı.
Sonraki günlerde de aynı şeyler devam etti.
Alay etmeler.
Küçük düşürmeye çalışmalar.
Fısıldaşmalar.
Ve her seferinde Elif Sude ile Berk’in işin içinde olması…
Canımı her geçen gün biraz daha yakıyordu.
Berk’in yakın arkadaşlarından biri vardı.
Adı Melih’ti.
Melih diğerleri gibi davranmıyordu.
Bazen bana bakarken yakalıyordum onu.
Komik ve enerjik bir çocuktu.
Sanki olanlardan rahatsız oluyor gibiydi.
(Burası III. kişi anlatımıdır.)
Melih bir gün Berk’in yanına gitti.
“Berk,” dedi, “Buğlem’i sevmiyorsun değil mi?”
Berk omuz silkti.
“Hayır tabii ki.”
Sonra küçümseyici bir gülümsemeyle ekledi:
“O iğrenç kızı niye seveyim?”
Melih birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra sadece başını salladı.
Ama yüzündeki ifade, Berk’in söylediklerine inanmadığını gösteriyordu.
(I. kişi anlatımı)
Haktan’ın o gün malzeme odasında bana ne söyleyeceğini hâlâ bilmiyordum.
Tam konuşacakken Berk gelmişti.
O günden sonra da bu konuyu hiç açmamıştı.
Ama ben çok merak ediyordum.
Bu yüzden ertesi gün için onu okulun arka bahçesine çağırdım.
Saat 18.00.
O zamana kadar günümü Suden’le geçirdim.
Haktan’la neredeyse hiç konuşmadım.
Sadece buluşma saatini hatırlatmak için mesajlaştık.
Koridorda Suden’le yürüyordum.
Bir anda biri kolumdan sertçe tuttu.
Ne olduğunu anlayamadan çekilmeye başladım.
Şaşkınlıkla arkama döndüm.
Berk’ti.
“Bırak beni!” dedim.
Ama bırakmadı.
Kolumu daha da sıktı.
Canım yanıyordu.
Beni boş bir sınıfa götürdü.
İçeri girdiğimiz anda kapıyı kilitledi.
O sırada sınıfta Elif Sude’nin de olduğunu fark ettim.
İçimde kötü bir his oluştu.
“Neden bana bunu yapıyorsunuz?” diye sordum.
Elif Sude soğuk bir şekilde güldü.
“Çünkü sen ucubenin tekisin.”
Yüzüm bembeyaz oldu.
“Zaten ölmen gerekiyordu. Nasıl hâlâ buradasın anlamıyorum.”
Bu sözleri duyunca kalbim parçalandı.
Berk de sessizce bana bakıyordu.
Sonra konuştu.
“Senden nefret ediyorum.”
Boğazım düğümlendi.
“İstesem aynı evde yaşamazdık. Şükret.”
Gözlerim dolmaya başladı.
Bir zamanlar bana yardım eden kişi şimdi karşımda durmuş beni kırıyordu.
Elif Sude bana doğru yürüdü.
Geri çekilmeye çalıştım.
Ama ayağım takıldı ve yere düştüm.
Sırtım sert zemine çarptı.
Ayağa kalkmaya çalışıyordum ki Elif Sude ayağıyla bana vurdu.
Acıdan nefesim kesildi.
“Dur…” diye fısıldadım.
Ama durmadı.
Tekrar vurdu.
Bu sefer başım sıranın köşesine çarptı.
Keskin bir acı hissettim.
Elimi başıma götürdüğümde parmaklarımın kana bulandığını gördüm.
Şok içinde elimdeki kana baktım.
Gözlerim dolmaya başladı.
Her tarafım ağrıyordu.
Elif Sude hâlâ öfkeyle bana bakıyordu.
Ben ise yerde çaresizce kalmıştım.
Tam o sırada sınıfın kapısı hızla açıldı.
İçeri Melih girdi.
Önce bana baktı.
Sonra yerdeki kana.
Yüzü bir anda değişti.
“Burada ne oluyor?!”
Sınıf bir anda sessizliğe gömüldü.
