3. bölüm · Okuldaki Ölmeyen Ölü

Şüpheliler (3)

İpek Ö

Ertesi gün Elif Sude ve Yıldız’ı bir kafeye çağırdım.

Amacım onlardan bilgi almaktı ama bunu belli etmemem gerekiyordu. Eğer şüphelenirlerse bir daha ağzından tek kelime alamazdım.

Bu yüzden önce normal sorular sordum.

“Nasılsınız?”

“Dersler nasıl gidiyor?”

“Hafta sonu ne yaptınız?”

Bir süre sıradan şeylerden konuştuk. Ben konuşurken onları dikkatlice izliyordum. Özellikle Buğlem konusu açıldığında verdikleri tepkileri merak ediyordum.

En sonunda fırsatı buldum.

“Şey…” dedim. “Bahsettiğiniz o Buğlem nasıl biriydi? Fiziksel olarak yani.”

Birbirlerine baktılar.

Sonra anlatmaya başladılar.

“Sarışındı.”

“Boyu yaklaşık senin kadardı.”

“Gözleri şöyleydi…”

Onlar konuştukça önümde duran kâğıda çizim yapmaya başladım.

Kalem elimde hareket ederken kalbim gittikçe hızlanıyordu.

Dakikalar sonra çizim tamamlandı.

Kâğıda baktım.

Sonra tekrar baktım.

Elim titremeye başlamıştı.

Çizdiğim kişi…

Bendim.

Tam olarak bendim.

Sadece bir yıl önceki halim.

Nefesim kesildi.

Buğlem dedikleri kişi gerçekten bendim.

Hemen telefonumu çıkarıp Berk’e mesaj attım.

Buğlem🐶🤩: Berk Çabuk konuma gel

Berk🦍: Tamam geliyorum

Buğlem🐶🤩:kafekonum.atimww.com

Mesajı attıktan sonra elimdeki kâğıdı sıkıca tuttum.

Birkaç dakika sonra Berk kafeye geldi.

Yanıma oturur oturmaz resmi önüne koydum.

Berk birkaç saniye baktı.

Sonra şakacı bir tavırla gülümsedi.

“Aciliyet bu muydu? Ama güzel olmuş.”

Gözlerimi devirdim.

“Dalga geçmeyi bırak.”

Sonra ona olanları anlattım.

Elif Sude ile Yıldız’ın söylediklerini.

Çizimi.

Şüphelerimi.

Berk’in yüzündeki gülümseme yavaş yavaş kayboldu.

O da sonunda anlamıştı.

Eğer düşündüğümüz şey doğruysa…

Elif Sude ve Yıldız beni öldüren kişiler olabilirdi.

Bu düşünce içimi acıttı.

Çünkü bir zamanlar onlarla arkadaş olduğumu hissediyordum.

Tam olarak hatırlayamıyordum ama içimde öyle bir his vardı.

Artık bu olay sadece bir gizem değildi.

Bu benim hayatımdı.

Ve gerçeği öğrenmek zorundaydım.

Sonraki günlerde onları dikkatlice takip etmeye başladım.

Nereye gidiyorlarsa uzaktan izliyordum.

Ne konuşuyorlarsa dinlemeye çalışıyordum.

Bir gün okul çıkışında ikisini konuşurken gördüm.

Sessizce yaklaştım.

Telefonumu çıkarıp ses kaydı açtım.

O sırada duyduğum şey kanımı dondurdu.

“Buğlem çok garip davranıyordu.”

“Ben de fark ettim.”

“Korkutucu değil mi?”

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra biri fısıldadı.

“Sanırım o öldürdüğümüz kişi.”

Kalbim duracak gibi oldu.

“Ama nasıl?”

diye sordu diğeri.

Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım.

Beni öldürdüklerini kabul etmişlerdi.

Kendi kulaklarımla duymuştum.

Hem öfkeliydim hem de üzgün.

Telefonumu sıkıca tuttum.

Gözlerim dolmuştu.

Neden?

Bana neden bunu yapmışlardı?

Ses kaydını hemen Berk’e gönderdim.

Sonra olanları anlattım.

Berk uzun süre sessiz kaldı.

Ardından bana sadece şunu söyledi:

“Yanındayım.”

Bu iki kelime bile kendimi biraz daha iyi hissetmemi sağlamıştı.

Bir süre sonra yanıma geldi.

Uzun uzun konuştuk.

Beni sakinleştirmeye çalıştı.

İlk kez gerçekten yalnız olmadığımı hissediyordum.

Daha sonra birlikte sınıfa döndük.

Sınıfa girer girmez Meryem yanıma geldi.

Yüzünde endişeli bir ifade vardı.

“İyi misin?” diye sordu.

“İyi görünmüyorsun. Zaten seni de göremedim.”

Zorla gülümsedim.

“İyiyim.”

Ama aslında iyi değildim.

Çünkü artık kesin olarak bildiğim bir şey vardı.

Birileri beni öldürmüştü.

Ve o kişiler her gün aynı sınıfta yüzüme bakıyordu.