1. bölüm · Okuldaki Ölmeyen Ölü
Toprağın Altında(1)
Gözlerimi açmaya çalışıyordum ama başaramıyordum. Sanki göz kapaklarım birbirine yapışmış gibiydi. Nefes almakta zorlanıyordum. İçimde açıklayamadığım bir panik büyüyordu. Hareket etmek istedim ama üzerimde ağır bir yük vardı. Göğsüm sıkışıyor, her nefes alışım daha da zorlaşıyordu.
Bir süre ne olduğunu anlamaya çalıştım. Karanlığın içinde yatıyordum ve bulunduğum yer kesinlikle odam değildi. Son hatırladığım şey yatağıma uzanıp uykuya dalmaktı. Peki şimdi neredeydim?
Titreyen ellerimi hareket ettirmeye çalıştım. İlk başta başarılı olamadım ama birkaç denemeden sonra parmaklarım kıpırdadı. Etrafımdaki sert ve soğuk şeyi hissettim. Ellerimle yanlara doğru itmeye başladım. Her hareketimde üzerimdeki baskı biraz daha azalıyor gibiydi.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Bir süre sonra üzerimdeki ağırlığın bir kısmını kaldırmayı başardım. Derin bir nefes aldım ve sonunda gözlerimi açabildim.
Gördüğüm şey karşısında nefesim kesildi.
Etrafım tamamen topraktı.
Toprak duvarlar, toprağın kokusu, üzerime dökülen küçük parçalar…
Bir an donup kaldım.
“Bu imkânsız…” diye fısıldadım.
Ama gerçekti.
Ben gömülmüştüm.
Canlı canlı toprağın altına gömülmüştüm.
Panikle ellerimi kullanarak kazmaya başladım. Parmaklarım acıyor, tırnaklarımın arasına toprak doluyordu ama duramazdım. Buradan çıkmalıydım.
Dakikalar mı geçmişti, saatler mi bilmiyordum. Sonunda başımı dışarı çıkarmayı başardım. Temiz havayı içime çektiğim an ciğerlerim yanar gibi oldu.
Kendimi tamamen dışarı attım ve çimlerin üzerine yığıldım.
Uzun süre sadece nefes aldım.
Yaşıyordum.
Gerçekten yaşıyordum.
Biraz kendime geldikten sonra ayağa kalktım ve etrafıma baktım. Daha önce hiç görmediğim kadar çok bina vardı. Sokaklar kalabalıktı. Arabalar farklı görünüyordu. Her şey tanıdıktı ama aynı zamanda yabancıydı.
Bir süre yürüdükten sonra büyük bir reklam panosu dikkatimi çekti.
Üzerinde kocaman rakamlarla bir tarih yazıyordu.
Gözlerimi kırpıştırdım.
Hayır.
Yanlış görüyordum.
Tekrar baktım.
Hâlâ aynıydı.
Bacaklarımın bağı çözüldü.
Benim son hatırladığım yıl 2027’ydi.
Bu nasıl olabilirdi?
Bir yıl…
Tam bir yıl geçmişti.
Bir yıl boyunca toprağın altında mı kalmıştım?
Bu düşünce midemi bulandırdı.
Üzerimdeki kıyafetler kir içindeydi. Saçlarım birbirine dolaşmıştı. İnsanlar önümden geçerken bana şaşkın bakışlar atıyordu. Bazıları fısıldaşıyor, bazıları ise yolunu değiştiriyordu.
Ama umurumda değildi.
Tek düşüncem ailemdi.
Onları bulmalıydım.
Evin adresini hâlâ hatırlıyordum. Belki unuturum diye korkup adresi elimin üzerine yazdım. Sonra gördüğüm herkese sormaya başladım.
Bazıları cevap vermedi.
Bazıları beni garip garip süzdü.
Bazıları ise yolu tarif etmeye çalıştı.
Yaklaşık yarım saat sonra nihayet sokağı buldum.
Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.
Evin önünde durdum.
Her şey biraz farklı görünüyordu ama burası oydu.
Titreyen elimle zile bastım.
Birkaç saniye sonra kapı açıldı.
Karşımda annem olmayan bir kadın vardı.
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Annem siz misiniz?” diye sordum.
Kadın kaşlarını çattı.
“Sen kimsin?” dedi.
Boğazım düğümlendi.
“Ben… Buğlem Özdemir.”
Kadının yüzündeki ifade bir anda değişti.
Sanki bir hayalet görmüş gibiydi.
“B-Buğlem mi?” diye fısıldadı.
Başımı salladım.
Kadın birkaç saniye bana baktıktan sonra derin bir nefes aldı.
“Sen… öldüğü söylenen kız mısın?”
Ne diyeceğimi bilemedim.
Çünkü ben de neler olduğunu bilmiyordum.
Kadın beni içeri davet etti. Sıcak ev ortamına girince gözlerim doldu. Son bir saatte yaşadıklarım bana bir kâbus gibi geliyordu.
Ona bildiğim her şeyi anlattım.
Beklediğim gibi korkmadı ya da beni evden kovmadı.
Sadece sessizce dinledi.
Sonunda ailemin artık burada yaşamadığını söyledi.
Bu sözleri duyduğumda içimde bir şey kırıldı.
Bir yıldır onları görmemiştim.
Şimdi ise nerede olduklarını bile bilmiyordum.
Gözlerimi yere indirdim.
Yalnızdım.
Tamamen yalnız.
Kadın bir süre düşündükten sonra burada kalabileceğimi söyledi.
Minnettardım ama bir sorun vardı.
Bir oda arkadaşım olacaktı.
Üstelik bir erkek.
Adı Berk’ti.
Açıkçası bu durum beni rahatsız etmişti. Hayatım zaten yeterince karışmıştı. Tanımadığım bir evde, tanımadığım insanlarla yaşamak zorunda kalıyordum.
Ama başka seçeneğim yoktu.
Başımı salladım.
Belki de yeni hayatım tam bu evde başlayacaktı.
Ve bunun iyi mi yoksa kötü mü olacağını henüz bilmiyordum.
