35. bölüm · NOKTA ATIŞI

YAKIŞIKLI PİÇ HA

Luna phoenix

BARLAS AKIN
Gece...
Yayla evi tamamen sessizdi.
Saatin kaç olduğunu bilmiyordum.

Yorgunluktan gözlerim kendiliğinden kapanıyordu.
Bütün gün...
Çay çuvalı...
Köpek...
İnek...
Hatice Ana...

Karadeniz insanı adamı gerçekten yoruyordu.
Derin bir nefes alıp yatağa uzandım.
"Sonunda..."

Tam arkamı döndüğüm anda...
ÇATTT!
"...Ne?"

Bir saniye sonra...
KÜÜÜÜT!

Yatağın altı bir anda çöktü.
"Lan!"

Kendimi yerde buldum.
Yatak da benimle birlikte içeri göçmüştü.
Toz kalktı.

Tahtalar her yere dağıldı.
Ben ise sırtüstü yatıyordum.
"Bu ne lan?"

Tam o sırada banyodan panikle gelen ayak sesleri duyuldu.
"Barlas!"

Kapı bir anda açıldı.
Gümüş, belli ki duştan yeni çıkmıştı.

Üzerinde bornozu vardı, saçlarına sardığı havlu hâlâ başındaydı.
Yüzünde panik vardı.
"Ne oldu?"
"İyi misin?"

Odaya girer girmez...
Gözleri bana kaydı.
Sonra...
Yere.

Sonra tekrar bana.
Sessizlik.
Ben...

Kırılmış yatağın ortasında yatıyordum.
Bir elim havada kalmıştı.
Diğer elim tahtaların arasına sıkışmıştı.

Birkaç saniye birbirimize baktık.
En sonunda ben sessizce konuştum.
"...Sanırım..."
"...yatak bana küstü."

Gümüş dudaklarını birbirine bastırdı.
Gülmemeye çalışıyordu.
Ben kaşlarımı çattım.
"Gülme."

Başını iki yana salladı.
"Gülmüyorum."
Tam bunu söylediği anda...

Burnundan garip bir ses çıktı.
Arkasından kahkahası patladı.
AHAHAHAHA.

İki büklüm olmuştu.
Karnını tutarak gülüyordu.
"Barlas..."
"...sen..."
"...yatağı mı kırdın?"

Ben sinirle etrafa baktım.
"Ben kırmadım."
"Yatak kendini bıraktı."

Bu cevapla Gümüş daha çok güldü.
"Bir insan..."
"...yatmaya çalışırken..."
"...yatağı nasıl kırar?"

Derin bir nefes verdim.
"Ben de ilk defa yaşıyorum."
Gümüş gözyaşlarını silerek bana baktı.
"Harbiden ayısın."

Ben de kırılan tahtalara baktım.
"...Bence suç bende değil."
"Bu yatak en son Osmanlı zamanında yapılmış."

Gümüş yeniden gülmeye başladı.
Yayla evinin sessiz gecesinde...
Kahkahası bütün evi dolduruyordu.

GÜMÜŞ ALTINAY
Kırılan yatağa uzun uzun baktım.
Sonra sağlam duran tek yatağa...
Sonra Barlas'a.
Derin bir nefes verdim.

"..."
"Harika."
Barlas kaşını kaldırdı.
"Ne?"
"Evde başka yatacak yer yok."
Etrafa baktı.

Gerçekten de yoktu.
Ne kanepe...
Ne çekyat...
Ne de misafir odası.
Sadece...

Bir tane sağlam yatak.
İkimiz de aynı anda sustuk.
Barlas boğazını temizledi.
"Şey..."

"Ben yerde yatarım."
Yeri gösterdim.
Tahta.
İncecik bir kilim.

"Sabah belin tutulursa beni suçlama."
Bir an düşündü.
"...Doğru."
Ben de iç çektim.
"Of..."

Barlas bana baktı.
"Ne yapacağız?"
İsteksizce yatağı işaret ettim.
"Başka çare yok."

Sanki söylediğime ben bile inanamıyordum.
"Bir gece."
"O kadar."
Barlas birkaç saniye bana baktı.
Sonra başını iki yana salladı.
"Tamam."

"Ama aramızda en az iki metre olacak."
İstemsizce güldüm.
"Yatağın boyu zaten iki metre."
"O zaman bir metre."
"Olur."

Yastıklardan birini alıp tam ortaya koydum.
İki elimle düzelttim.
"Çizgiyi geçen ölür."
Barlas yastığa baktı.
Sonra bana.

"Bu ne?"
"Sınır."
"Uluslararası sınır."
İlk kez gerçekten güldü.
"Anlaşma imzalayacak mıyız?"
"İstersen getir kâğıdı."

İkimiz de istemeye istemeye yatağa uzandık.
O en sağ köşeye geçti.
Ben en sol köşeye.
Aramızdaki yastık sanki duvar olmuştu.

Odadaki sessizlik...
İkimizi de garip hissettiriyordu.
Bir süre tavana baktık.
Sonra Barlas'ın sesi geldi.
"..."

"Sen hâlâ bana ayı diyecek misin?"
Dudaklarım kıvrıldı.
"Yatağı kıran sensin."
"Suçlu sensin."
İç çekti.

"Bir yatağı kırdım diye ömür boyu ayı mı olacağım?"
Hiç düşünmeden cevap verdim.
"Evet."

"O unvanı hak ettin."
Barlas homurdandı.
"Bunu MİT'te duymasınlar."
"Niye?"

"'Operasyonda başarılı, yatakta yıkıcı.' diye dosyama işlerler."
Kahkahamı tutamadım.
O da gülmeye başladı.
Yayla evinin sessiz gecesinde...
İlk defa...

Birbirimize değil,
Aynı şakaya gülüyorduk.

BARLAS AKIN
Gece 03:00
Gözlerimi yavaşça açtım.
Oda kapkaranlıktı.
Sadece pencereden süzülen ay ışığı...

Yatağın üzerine ince bir çizgi gibi düşüyordu.
Boğazım kurumuştu.
"Su içsem iyi olacak..."

Diye düşündüm.
Kıpırdanmaya çalıştığım anda...
Duraksadım.
"..."

Neden hareket edemiyordum?
Başımı hafifçe eğdim.
Ve o an...
Nefesim kesildi.
Gümüş...

Başını göğsüme yaslamıştı.
Bir kolu tişörtümün üzerine düşmüş...

Yüzü bana dönüktü.
Derin derin uyuyordu.
Ben ise...

Refleksle beline sarılmıştım.
Birkaç saniye hiçbir şey yapamadım.
Ne oluyor lan?

Başımı biraz daha kaldırdım.
Ortaya koyduğumuz yastık...
Yatağın en aşağısına düşmüştü.
Demek ki...

Gece uyurken farkında olmadan birbirimize yaklaşmıştık.
İçimden sessizce söylendim.
Harika...

Şimdi bu durumu nasıl düzelteceğim?

Kolumu yavaşça çekmeye çalıştım.
Tam o sırada...
Gümüş uykusunda hafifçe mırıldandı.

Kaşları çatıldı.
Sanki üşüyormuş gibi...
Biraz daha bana sokuldu.
Donup kaldım.
Tamam...

Kıpırdamıyorum.
Kalbim nedense normalden hızlı atıyordu.
O ise...
Hâlâ derin uykudaydı.

Yüzündeki o sert ifade gitmişti.
İlk defa...
Bu kadar huzurlu görünüyordu.
İstemsizce gülümsedim.

Sonra hemen kendime geldim.
Kendine gel Barlas.
Kız seni kaçırdı.
Şu an romantik düşünmenin sırası değil.

Tekrar su aklıma geldi.
Ama...
Belime dolanan kolunu incitmeden kalkmamın hiçbir yolu yoktu.

Derin bir nefes verdim.
"...Susuzluktan ölmezsin."
Başımı tekrar yastığa bıraktım.
Tavana bakarak sessizce beklemeye başladım.

Sabah olduğunda...
Bu manzarayı görünce vereceği tepkiyi ise...
Düşünmek bile istemiyordum.

GÜMÜŞ ALTINAY
Gözlerimi yavaşça açtım.
Pencereden süzülen sabah güneşi odanın içine doluyordu.
Alışkanlıktan saate baktım.
06.30

İç çekerek doğrulmak istedim.
Ama...
Başımı kaldırınca durdum.
"..."
Bir an ne olduğunu anlamadım.
Sonra fark ettim.
Başım...

Barlas'ın göğsünün üzerindeydi.
Kaşlarımı hafifçe çattım.
"Ne ara böyle olduk?"
Yavaşça başımı kaldırdım.
Barlas hâlâ uyuyordu.
Derin ve düzenli nefes alıyordu.
İlk defa...

Onu bu kadar yakından görüyordum.
Uykusunda yüzündeki o sert ifade kaybolmuştu.
Kaşlarının arasındaki çizgi bile silinmişti.

İstemsizce yüzünü incelemeye başladım.
"Bu çocuk uyurken daha az sinir bozucu."
Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı.
Bir tutam saçı alnına düşmüştü.

Refleksle elimi uzattım.
Saçını usulca geriye ittirdim.
Sonra...
Parmaklarım yanağına değdi.
Bir an öylece kaldım.

Sessizce söylendim.
"...Yakışıklı piç."
Başımı iki yana salladım.
"Kafayı mı yedin sen Gümüş?"
Kendi kendime söylenip elimi hemen geri çektim.

"Bir de bunu duyacak."
Tam doğrulacakken...
Barlas uykusunda hafifçe kıpırdandı.
Olduğum yerde donup kaldım.

"N'olur uyanma..."
diye fısıldadım.
Barlas ise sadece derin bir nefes alıp diğer tarafa döndü.
Ben de rahat bir nefes verdim.
"İyi..."
"Duymadı."

Yatağın kenarından sessizce kalktım.
Kapıya doğru yürürken arkamı dönüp son bir kez baktım.
Hâlâ uyuyordu.

Dudaklarımda belli belirsiz bir gülümsemeyle mırıldandım.
"Ama..."
"Yatağı kıran ayı yine sensin."
Sessizce odadan çıkıp kapıyı usulca kapattım.

BARLAS AKIN
Kapı usulca kapandı.
Gümüş odadan çıkmıştı.
Birkaç saniye boyunca...
Olduğum yerde kıpırdamadan yattım.

Sonra...
Dudaklarımın kenarı yavaşça yukarı kıvrıldı.
Demek...
Duymamış sanıyordu.
Halbuki...
"Yakışıklı piç."

Cümlesini gayet net duymuştum.
Tavana bakarak sessizce güldüm.
Başımı iki yana salladım.
"...Yakışıklı piç ha?"

İstemsizce tekrar ettim.
"Sevdim bunu."
Kendi kendime kısık sesle güldüm.
"Dün ayıydım..."

"Bugün yakışıklı piç oldum."
"Terfi etmişiz."
Kollarımı başımın altına koyup tavana bakmaya devam ettim.
Gülümsemem bir türlü kaybolmuyordu.

"Demek sert kız..."
"İçinden böyle konuşuyormuş."
İçimden geçen düşünceyle tekrar sırıttım.
"Bunu..."

"Bir daha söyleteceğim."
Sonra derin bir nefes alıp tavana bakmaya devam ettim.
Nedense...

Sabah ilk defa...
Yayla evi bana biraz daha sıcak gelmişti.

-35. BÖLÜM SONU-