NEFRETTEN KALBE kitap kapağı

5. bölüm / 11

NEFRETTEN KALBE

3. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Lara's oydoğan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 3. BÖLÜM

3. BÖLÜM — PATRON
Zehra'nın evinden çıktığımızda hava kararmaya başlamıştı.
Arabada tek kelime etmeden oturuyordum.
Şahin önde, ben arkada oturuyordum.
Yanımda ise Zehra vardı.
Camdan dışarı bakarken aklımda sadece Savaş'ın söyledikleri dönüp duruyordu.
“Sen benim sorumluluğumdasın.”
Sorumluluğuymuşum...
Ben kimsenin sorumluluğu değildim.
Üstelik beni kendi isteğim dışında hayatına sokan bir adamın hiç değildim.
Araba sonunda büyük bir evin önünde durdu.
Şahin arabadan indi.
— Geldik.
Arabadan indim ve binaya baktım.
— Burası mı?
— Evet.
Zehra da indi.
— Ben de sizinle geliyorum.
Şahin başını salladı.
— Abi biliyor.
Kapıya doğru ilerledik.
Kapı açıldığında içeride birkaç kişi vardı.
Ama benim gözüm direkt Savaş'ı buldu.
Salonun ortasında duruyordu.
Bizi görünce bakışları önce Zehra'ya, sonra bana çevrildi.
— Geldin.
Kollarımı bağladım.
— Başka seçeneğim varmış gibi konuşma.
Savaş birkaç saniye sustu.
Sonra sakin bir şekilde:
— İçeri gel.
— Emir verme.
— Alya...
— Ne?
Savaş bana doğru birkaç adım attı.
— Bu evde bazı şeyleri öğrenmen gerekiyor.
— Öğrenmek istemiyorum.
— İstesen de istemesen de öğreneceksin.
Zehra araya girdi.
— Alya, önce bir dinle.
Ona baktım.
— Sen de mi onun tarafındasın?
— Hayır. Sadece ne söyleyeceğini merak ediyorum.
Savaş koltuğa oturdu.
— Oturun.
Ben ayakta kaldım.
— Ben ayakta iyiyim.
Şahin kenarda durup gülümsemeye başladı.
Savaş ona baktı.
— Şahin.
— Abi?
— Sen de otur.
Şahin hemen sustu.
Savaş tekrar bana döndü.
— Öncelikle şunu bil.
Dosyayı masanın üzerine bıraktı.
— Bundan sonra burada kalacaksın.
— Bunu kabul etmedim.
— Biliyorum.
— O zaman?
— Kabul etmen gerekmiyor.
Kaşlarımı çattım.
— Ne demek bu?
Savaş'ın sesi bu kez daha sertti.
— Alya, sen bana bir borcun karşılığında verilmiş olabilirsin ama ben seni bir eşya olarak görmüyorum.
Bu cümleyle bir an sustum.
Savaş devam etti.
— Fakat dışarıda seni hedef haline getirebilecek insanlar var.
— Neden?
— Çünkü artık benimle bağlantılısın.
— Ben seninle bağlantılı olmak istemiyorum.
— Ben de bunun senin seçimin olmadığını biliyorum.
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Savaş ayağa kalktı.
— Ama bir gerçek var.
Bana doğru baktı.
— Bundan sonra güvenliğin için bazı kurallarım olacak.
İç çektim.
— Başladı yine...
— Bir.
Parmağını kaldırdı.
— Nereye gittiğini haber vereceksin.
— İki?
— Gece tek başına dışarı çıkmayacaksın.
— Üç?
— Şahin gerektiğinde sana eşlik edecek.
Şahin hemen araya girdi.
— Her yere mi?
Savaş ona baktı.
— Gerektiğinde.
— Tamam abi.
Başımı iki yana salladım.
— Ben ortaokul öğrencisi değilim. Öğretmenim ben.
Savaş'ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
— Biliyorum.
— O zaman bana çocukmuşum gibi davranma.
— Çocuk gibi davranmıyorum.
— Davranıyorsun.
Savaş birkaç saniye düşündü.
Sonra:
— Peki.
dedi.
— O zaman sana yetişkin gibi davranacağım.
— Nasıl?
— Kurallara uymazsan sonuçlarına da katlanırsın.
Gözlerimi devirdim.
— Harika.
Savaş masadaki dosyayı kapattı.
— Bir de benimle konuşurken...
Durdu.
— Ne?
— Bana Savaş diyeceksin.
İçimden bir gülümseme geçti.
Tam da onu sinirlendirecek şeyi bulmuştum.
— Tabii.
Savaş bekledi.
Ben de gayet ciddi bir ifadeyle:
— Savaş Bey.
dedim.
Şahin başını öne eğip gülmeye başladı.
Zehra da gülümsemesini saklamaya çalışıyordu.
Savaş'ın yüzündeki ifade ise bir anda değişti.
— Ne dedin?
— Savaş Bey.
— Alya.
— Efendim, Savaş Bey?
Savaş gözlerini kapattı.
Derin bir nefes aldı.
— Bunu bilerek yapıyorsun.
— Ben mi?
— Evet.
— Hayır canım.
Savaş kaşını kaldırdı.
— “Canım” da ne?
— Hiç.
Şahin bu kez kahkahayı patlattı.
Savaş ona döndü.
— Sen de çok eğleniyorsun.
— Yok abi.
Şahin gülerek başını çevirdi.
Savaş tekrar bana baktı.
— Bundan sonra bana Savaş diyeceksin.
— Tamam.
— Anlaştık mı?
— Tabii.
Bir saniye bekledim.
— Savaş Bey.
Zehra kahkahayı bastı.
Savaş ise bana bakakaldı.
Sonunda başını iki yana salladı.
— Sen gerçekten baş belasısın.
Gülümsedim.
— Daha yeni tanışıyoruz.
Savaş'ın yüzünde istemsiz bir gülümseme belirdi.
Ama hemen toparlandı.
— Odan üst katta.
— Ben hangi odada kalacağım?
— Sağdaki oda.
— Sen?
— Karşıdaki.
Bir an rahatladım.
— Güzel.
Savaş bana baktı.
— Neden?
— Çünkü seninle aynı odada kalmak istemiyorum.
— Merak etme. Ben de istemiyorum.
— Harika.
Merdivenlere doğru yürümeye başladım.
Tam ilk basamağa ayağımı koymuştum ki Savaş'ın sesi arkamdan geldi.
— Alya.
Döndüm.
— Efendim, Savaş Bey?
Savaş birkaç saniye bana baktı.
Sonra yalnızca:
— İyi geceler.
dedi.
Gülümsedim.
— İyi geceler, Savaş Bey.
Odama çıktım.
Kapıyı kapattığımda sırtımı kapıya yasladım.
Kalbim hâlâ hızlı atıyordu.
Bu adam hayatımı tamamen değiştirmişti.
Bundan nefret ediyordum.
Ama bir yandan da...
Savaş'ın bana söylediği bir cümle kafamdan çıkmıyordu.
“Seni bir eşya olarak görmüyorum.”
Belki de Savaş sandığım kadar kötü biri değildi.
Ama bunu düşünmek bile sinirimi bozuyordu.
Çünkü ben ona güvenmeyecektim.
En azından şimdilik.
Aşağıda ise Savaş hâlâ merdivenlere bakıyordu.
Şahin yanına geldi.
— Abi.
— Ne?
— Yenge seni fena sinirlendirecek.
Savaş hafifçe gülümsedi.
— Farkındayım.
— Ama kız sana bayağı alışacak gibi.
Savaş'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
— Daha çok erken.
Şahin başını salladı.
— Sen zaten onu uzun zamandır seviyorsun.
Savaş ona sertçe baktı.
— Şahin.
— Tamam, tamam. Bir şey demedim.
Şahin uzaklaşırken Savaş yalnız kaldı.
Gözleri tekrar merdivenlere kaydı.
İçinden tek bir şey geçti.
Alya henüz hiçbir şey bilmiyordu.
Ne bu anlaşmanın gerçek sebebini...
Ne ailesinin geçmişini...
Ne de Savaş'ın onu neden yıllardır uzaktan takip ettiğini.
Devam edecek