8. bölüm · Narkotik Bağlar

Sessiz savaş

Gökkuş

Kapının iki adım gerisinde dururken şapkamı düzelttim. Kağan'ın babama tanıdığı süre dolmak üzereydi. Telefonu çalmaya başladığında tepkisizlikle onu izliyordum. Tek başına oturuyordu hafif çapraz oturdugu için görüş açısında değildim. Telefonda her ne duyduysanız yüz ifadesi çok emin olduğu şeyden artık emin olmadığını gösteriyordu. Bir süre dinledikten sonra hiç konuşmadan telefonu kapattı. Ayağa kalkıp bir iki tür döndü kendi kendine fısıldıyor planlama yapar bir hali vardı. Durup ellerini ensesine yerleştirdiğinde öfkeli bir nefes verdi. İçeri bir adam girdiğinde kağan normal çalışanlarına davrandığı gibi davranmaları ona tüm gücüyle bağırıp yakasından tuttu. "Nerde lan bu kız! Hani takip ediyorum lan hani tam bi adım arkasındayım nerde oğlum kız." Sesi sonlara doğru sanki acizlikten kisilmis konuşurken adamın dibine girmişti. "En son masada oturuyodu abi. Önce Asır aradı hiç gözümü ayırmadan yengeden üst üste bi kaç kez arayınca birsey oldu sandım tam acacakken biri vurdu arkadan" Adam konuşurken elleri önüne bağlamış yere bakıyordu gerçekten mahçup olmuş gibiydi. Kağan nefesini verip iki adım gerilediğini artık sadece kendisiyle konuşuyor gibiydi. "Babasındada değilse nerde oğlum bu kız evde yok Asır larada hiç gitmemiş zaten asırda yok..
Yok kimsede yok kimse görmedi. Nerde nerde?"
İkinci emri bekleyen adam çekimser bir dille
"Efendim bana düşmez ama Erzuruma gitmiş olabilirler mi?" Kağan sanki aydınlanma yaşamış gibi adama döndü. Gözlerinde sanki umudun ışığı belirtildi. İki parmağını dinlerken benim için gerçekten üzüldüğünü hatta korktuğunu düşünebilirim tabii işin ucunda milyoncuklar olmasaydı.

Kağan tam adama bir şeyler diyecekken diğer taraftaki kapıdan iki adam girdi. "Efendim Edip bey geldi. İnsanlar toplanmaya başladı." Kağan yumruk yaptığı elini anlına vurarak hızla açık kalan kapıdan geçti. Adamlarda onu takip ederken birkaç saniye bıraktığı boşluğa baktım. Ardından başımı iki yana sallayıp birkaç adım geri yürüyüp ardından toplanan kalabalığa doğru ilerledim.

Kalabalığın içine karıştığımda başımdaki şapkadan dolayı beni görmüyorlar dı. Babam ve Kağan kendi aralarında kısa süre konuştuktan sonra kanlı bıçaklı değillermiş gibi ayrıldılar sola doğru baktığımda gercektende kağan'ın hazırlattığı helva ve kıymalı ile göz göze geldim. Başımı hafif eğip tebessüm ettim gerçekten benimle bir şov yapıp rezil olmak isteyecek kadar gamsız dı.

Baban kağan'ın biraz ilerisine gidip kollarını birleştirdi. "Lafı çok uzatmadan konuşacağım. Biliyorsunuzki iki gün önce tamda burda bir nikah için toplanmıştır ancak nişanlım biraz rahatsızlandı. Bu ve bazı nedenlerle düğünümüze erteledik. Bugün ise .." ellerini sertçe bacaklarına vurup ne yaptığımı sorgular gibi bana baktı. O konuşmaya baslarken bende helva tencerenin yürümeye başlamıştım helvayı biraz karıştırırken yan gözlerle ona bakıyordum neyseki çevredeki hareketlerin onu ciddi anlamda etkileyip dikkatini dağıttığını bilecek kadar tanımıştım. Yüzüme geniş bir tebessüm bırakıp plastik tabağa helva doldurmaya başladım. Bıkkın bir ifadeyle söylenerek aradaki mesafeyi kapatırken önümdeki masaya dönüp kalcami yasladım üstüne bolca ceviz koyduğum helvadan birkasik alıp çiğnerken hala söyleniyordu. "Burda birsey anlatıyorum ve siz ne yapıyorsunuz?" Öfkesinden kesik kesik konuşurken çoktan karşıma geçmiş ve almak için tabağa uzanmıştı ancak ona vermedim başımı hafif kaldırdığımda söylemek istediği her neyse çoktan yuttu. Öfkeli haline bakarken tebessümün dahada genişledi. Muhtemelen gerçek olduğuma inanmak için bir süre bana baktı. O bana bakarken keyifle benim cenazem için kavrulan helvayı yerken gözlerimi ondan ayırmadım. Asır arkadan gür bir sesle "dağılın" diye bağırdığında Kağan hala tabağını tutuyordu. Gözlerimle söylediklerimi anlayacak kadar beni iyi tanıdığımdan içimden üstünlük ve kibirle biraz öne eğilip üstüne basa basa olmamış dedim. Yutkundugunda konuşmasam da beni duyduğuna emindim.

Nihayet kalabalık Asır'ın tek sözüyle dagildiginda bende tabağı mı bitirmiştim. Babam sevinçle ve göz yaşlarıyla bana yaklaşırken hiç beklemeden sert tokadı ma kağan'ın yüzünde yer verdim. Tokadını olduğu yere sinen Babam asıl tokadını onun yüzünde olduğunu çok iyi biliyordu. Taribikide babama vurmak haddim değildi ama Kağan sadece acısını hissediyordu. Asır yaklaşırken babama tiksindiğini belli eden bakışlar atıyordu. Kağan'ın yana düşmüş suratına bakarken istemeden gözlerim doldu. Elimi tokadını kızaran yanağına koyduğumda acının getirdiği sıcaklığı hissetmiştim. Yüzünü yine kendime donderdigimde en azından utanç izleri taşıyordu. Yanından geçip Asır'a doğru yürüdüm ellerimi belime koyarken Kağan hiç kıpırdamıyor du. Aslında suçlu da değildi.
Asır ve Babam atışmaya başladığında kulaklarımı dış dünyaya kapattım.

Tabikide babamın hiç bir açıklaması yoktu. Onun olmadığı için bende yapmayacaktım. Asır son gücüyle babama hesap sorarken bunu fırsat bilip depoya dosyaların bulunduğu odaya doğru ilerledim. Eğer efenin istediği şeyi ona verirsem hersey başlamadan son bulurdu ve ne kadar istesemde kendim yada herhangi biri için cabalamayacaktim. Henüz hicbirseye dokunmadan arkamda birinin Varlığını hissettiğimde öylece durdum. "Sana neredeydin bunu nereden öğrendin diye sormuyorum ki haddim yok." Catallasmis sesi ona dönmeme neden oldu. Kızarmış yanakları ve gözleri... o gerçekten üzgündü. Omuzları çökmüş bitik bi haldeydi. "Sadece seni gerçekten merak ettim. İlk başta fazla ciddiye almamıştım herzamanki gibi herseyi gözardı edip babana sığındığını düşündüm. Sana biraz kötü davranmış olabilirim ama.." masum bir çocuk gibi yaptığı savunmasını dinlemeden ona sarıldım. Bu içten bi sarılıştı her nekadar onu sevemesem de burda bir suçu yoktu. Bir süre sonra nefes alışını işittim. "Benimle evlenicekmisin?" kendince düşündükten sonra "En azından kendi isteginle." Ondan ayrıldığında oda benden bir iki adım uzaklaştı. "Tamam sormadım say" arkasını döndüğünde icimde acıma hissi belirtmişti nedense. Başımı iki yana sallayıp neden burda olduğumu hatırladım. Tekrar ona baktığımda aslında hepimizin yanmasına gerek olmadığını farkettim.

*****

Hızla çıktığı merdivenlerden koridora geçip odasına ulaştı. Kapıyı açtığında tahmin ettiği gibi Alev onun koltuğuna oturmuş masaya uzattığın ayaklarından destek alarak hafifçe sağa sola dönüyor masanın üstüne bırakılmış dosyalara göz gezdiriyor. Ona doğru adımlardan Alev'in sakin sesi odaya doldu. "Son günlerde işlerin sıklaştı sanki?" Efe kalmasını masaya dayayıp kollarını göğsünde birleştirdi. "Önemli bir operasyon yürütüyoruz." Alev dosyadan başını kaldırıp gülümseyerek ışıldayan gözlere odaklandı başını yan yatırıp elini ona uzattı Efe yaklaştığında uzatigi eli yanağındaki purulerle buluştu. Dudakları tebessüm etti ama hayır buna kanmayacaktı. Gülümsemesini hiç bozmadan imalı bir sesle "Neredeydin?" Diye sordu her nekadar sakin görünsede Efe bunun normal bir sorudan ziyade tehtit olduğunu biliyordu. Başını geriye atarken "Mesaj yerine ulaştı." Dedi gülümseyerek tekrar ona döndüğünde kurtulamayacagini bilmeden oyuna devam etti. Öne eğilip saçlarını yüzünden çekti Alev bu hareketleri sadede gelmesi gerektiğini söyleyen mimiklerimle karşıladı. Efe pes etmeyerek "Sevgilim acaba diyorumda akşam yemeğimi çıksak. Ne dersin biraz sohbet ederiz sonra biraz dans ederiz sonrada kafa dağıtırız.. güzel olmazmış bebeğim?" Her sözcüğünde derinlere inen bakışları tatlı dokunuşlar.. elbette bunlar Alevi yumuşatmak yetmezdi. Boynunda gezen ve gittikçe farklı manalara binen elini tutup sıktı yüzüne tekrar bi tebessüm koyduğunda bu sefer daha sert ama nazik sesiyle tekrar sordu "Efe. Nerede olduğunu sordum." Derin nefesinin ardından "Burdayım hayatım" desene Alevin artık yeter diyen bakislarini daha fazla ertelemesi onun için hiç sağlıklı olmazdı. Alevin masada duran ayaklarının altından nazikçe elini geçirip sevgilisini kucağına aldı ve ardından koltuğa oturdu. Alevden bir kaç hareketle yerleştirildi beklentiye onu dinlemeye başladı. Efe sakin bir ses tonuyla konuşuyor konusurkende göz temasını bozmadan sık sık sirnasiyordu. Alev elinin yettiği kadar onu durdurup dikkati toplamada Efe her zamanki gibi yaramaz çocuklardan farksızdı.

Efe saçlarını omuzlarından geri atıp yanağını okşadı. Başını omzuna yasladiginda artık baygın bakıyordu. Hep böyle oluyordu efe nezaman alevin kizacağı birsey yapsa kucağına oturtup surekli dokunuyor garip bir ses tonuyla konuşması alevin uykusunu getiriyordu. Efe önce anlina ardından omzuna minik bir öpücük konduğu. Hala uyanık olsada gözleri kapanmıştı. Aslında bugün alevin izin günüydü sırf nehal karıştırdığı ni öğrenmek için gelmişti öküzden uyumasına bir sakınca yoktu. Efe alevin dudaklarını öperken hemen uyumasını istememisti. Geri çekilip kalkık burnunu acıtmadan ısırdı "Heyy! Oyuncağın degilim ben senin." Başını yasladigi omzundan kaldırdığında efe bu sefer tutkuyla optu sevdiği kızı. Alev efenin yaralanmış elmacık kemiklerini dokunduğunda geri çekildi. "Bunların hesabı evde sorulacak Efe bey" Efe gülümsediğinde "Sen yeterli sor " demekle yetindi bu sefer Alev öptüğünde bir kaç saniyeleri tutkulu öpücükler gecsede açılan kapı sesiyle tutku yerini telaşa bıraktı. Alev hızla efenin kucağından inerken hemen arkasında kalan masaya çarpması kaçınılmaz oldu. Efe aleve kıyasla daha sakin bi şekilde toparlanirken içeri giren polis "Böldüm galiba dediginde efe hiç çekinmeden "Böldün!" Dedi kızar gibi Alev imayla baktığında ise omuz silmekle yetindi. Polis aldığı cevapla ne diyeceğini bilemeyecek "kusura bakmayın beklediğiniz mesaj geldi onu diyecektim sadece " Alev daha fazla durmadan çantasına uzandı "O zaman ben gidiyim sizde işinize bakın akşam buluşuruz " Efe başını salladiginda Alev hızla oradan ayrıldı.

*****

Gece yarısı çoktan geçmişti. Gok yüzü sanki olacakları bildiğinden zifiri karanlığa bürünmüştü. Adım attığım yeri göremeyip düşmek üzereyken Kağan beni tutup koluma girdi. "Yavaş yürü biraz bu kadar aceleye ne gerek var?" Yüzümde bir tebessüm belirdi. Yaklaşık on dakikadır yürümesine rağmen soğuk havanın etkisiyle tipine kalmış gibi hissediyordum. Anı gelen titremeye bu sefer beni kağan'ın kollarida kurtaramadı soğuk zeminle buluştuğum da Kağan benim yerime bir kaç küfür mırıldandı. "Allah'ım ben neden buradayım?" Haklı bir isyanda bulunduğunda düştüğüm yerden kalktım. Birkaç saat önce yüzüğü ona vermeme rağmen hala benimlesin. Bahane olarak başıma bela almadan korktuğunu öne sürmüştü çünkü ben bi belaya bulasirsam peşimde ne kadar suçsuz varsa yanıma çekerdim o yüzden bu haklı bir sebepdi.

Bunların gereksiz olduğunu farkedip hepsini boş verdiğimde nihayet bir ışık gördüm. Çölde susuz kalmış gibi bulduğum ışığa döndüm çünkü gerçekten en ufak birsey görmüyordum.
Ağır yük gemilerinde yansıyan ışık çok fazla olmasada bir önceki dakikalardan sonra bu şükür sebebimdi. "Neden buraya geldik?" Hemen ardımda duyduğum anı sesle irkildim. Kağan'ın belimden tutmasiyla bu seferde düşmekten yırttım şuana kadar bu yirmidokuzuncu başarımı onalti kezde başarısız olup düşmüştüm ama konu bu değildi. Öfkeyle ona dönüp ellerinde kurtulduğum da bir adım gerilediğini. "Her fırsatı değerlendiren tacizciymisim gibi davranmayı birakta anlat hadi." "Seni teslim etmek için." Asır da geldiğinde henüz havalı girişi ortama hakim olamadan hapşırdı. Ufak çaplı bir hapşırık krizinden sonra "Hadi şundan kurtulup hemen gidelim üşüdüm zaten sinirliyim bide şunun gereksiz varlığına daha fazla katlanamıyorum."
Olduğum yerde hareket edip titremelerimi dizginlemeye çalışırken Asır'a baktım "A yoksa ona söylemedin mi ? Seni sattık on liraya sana yetermi ?" Asır bu haldeyken bile laf sokup sinir bozucu bir gülüşle Kağan'ıda sinirlendirmeyin çalışıyordu aslında.

Asır gerçekten üşümüş ve yorulmuş olacakki daha fazla beklemeden "Bugün saat üçte yapacağınız sevkiyat ne durumda " Kağan önce anlamayacak bana baktı. Kısık sesle siz nerden biliyorsunuz diye sorarken telefonunu çıkardı. Asır'ın bu soruyu pek önemsediğini sanmıyorum hatta duyduğunu be düşünmüyordum çünkü onunda benden farklı hali yoktu. Titremelerden surekli hareket ediyor burnunu çekiyor ara ara öksürüyordu. Kağan ekrana bakarken bir anda yüz ifadesi sertleşti bunun sebebini bildigimden cok uzerinde durmadım. Asır açıklamaya geçtiğinde Kağan sadece ekranla uğraşıyordu. "Esila biri tarafından tehtid altında kim olduğunu sorma hatta düşünme tek sebebi sen ve yediğin haltlar sadece bunu bil. Birazdan polisler gelecek oraya git ve normal bi sevkiyati ayarlamaya çalışıyormuş gibi davran. Bi süre göz altında kalırsın ve canımız isterse kurtulursun ama sen psikolojini dört duvar arasında çürüyüp her an sislenebilecek olma ihtimaline kendini alıştır." Babam sayesinde benimde limanda bir payım sözümün geçtiği birkaç kişi vardı tabi sözümü dinleyenleri ne ben tanıyordum nede onlar beni sadece babamın kızı olma hakkımı kullanmıştım. Bu sayede sevkiyat yerini değiştirmiş ve birkaç saat geçikmesini sağlamıştım zaten Kağan adamlarını iyi secerdi. Efeye ise istediği dosyayı çoktan gönderdiğim için şuan tehlike altında değildik. Zaten narkotik şubede olduğum için hiç zor olmamıştı ne diyebilirim ki bazen gerçekten sadece mantıklı bir düşünce gerekliydi. Efe yanlış kişiyi seçmişti.

Kağan yanımızdan ayrıldıktan sonra asirin peşine takıldım. Biraz uzakta ve limanı daha net gören bir noktada arabası duruyordu. O bunları çok umursamiyordu çünkü bu işlerle pek alakası yoktu Babam ve kağan'ın ortak olduğunu ben yıllardır biliyordum ama o biz nisanlandigimizda öğrenmişti. Babamın uyusturucu sattığınız çok sonradan öğrenmişti buna aslinda birazda Müjdesini ölümü neden olmuştu. Çünkü mujde aşırı doz kullanımından ölmüştü. Daha önce hiç uyusturucu kullanmadığı için vücudu alışık değildi zaten henüz onyedi yaşındaydı. Başımı yana çevirip Asır'a baktım. Bu kirli dünyaya girmesine ben sebep olmuştum. İki büklüm olmuş kendini ısıtmaya çalışıyor hırıltılı öksürürükleri kesilmiyor du. Nihayet nefes aldığında yorgun bir sesle "Kendini suçlama ama beni bidaha böyle şeylere karıştırma hatta mümkünse sende karışma Esila." Bi kaç saniye düşünüp söylediğini taktığında güldü. Bende güldüm çünkü ben artık polistim ve bu söylediği imkansızdı.

Polis sirenleri duyulduğunda dört araç limana doğru yaklasiyordu. Asır elini torpido gözüne uzattiginda leptoba uzandı. Bana bi gülüş atıp gösteri zamanı dedi. Leptobu açtığında liman gözümün önündeydi. Bilseydim bu kadar saat buraya kadar yorulmadım. Kendi iç sesime göz delirdiğimde Asır'a biraz yaklaştım. En öndeki araçtan efe ve doruk indiğinde bir an gerçekten şaşırdığını farkettim. Bana gerçekten guvenmislerdi.

Kağan onları karşıladı "Hayırdır amirim bu saatte bi sıkıntı yok inşallah" Efe arabanın kaputuna oturduğunda Doruk öne çıktı biraz etrafa göz gezdirip muhtemelen adam sayısını ölçtü. "Sizin işler yoğun galiba hep bu saatte calisirmisi iz?" Kağan buna güldü kimse anlamayacak bu kucumseyici bi gülüşü. Başını sallayıp ellerini önünde birleştirdi. "Siz daha iyi bilirsiniz amirim" Efe Kağan uzunca bakarken kimse birsey demedi ayağa kalkıp kagana doğru yürüdü. Üstünde takım elbise vardı davette gelmiş gibi. "Arayın" Efe kagana bakmaya devam ederken diğer polisler limana dağıldı. İyice dip dibe girdiklerinde "Biliyormusun Kağan bu şehirde en evdeyim sensin resmen hayat enerjim." Sonlara doğru sesi alaylı çıkmıştı Kağan ona kocaman gülümsediğinde Efe tekrar ona dönüp en sahici sesiyle "Zeki insan" dedi. Bu kesinlikle planda yoktu "Görmeyeli epey uzamıssın Bay Bars" kaganin imalı ses tonundan mi yoksa dediğinden mi neyse efenin yüzü düştü. Arkasını dönüp "Alın hepsini" diye bağırdı. Hiç beklemeden arabasına bindiğinde dorukta peşinden onu takip etti.