5. bölüm · Narkotik Bağlar

Kaçış

Gökkuş

Şu son bir haftada iki yılda olmadığı kadar Kağan'a maruz kalmıştım. Yemekte söylediği gibi ertesi gün birlikte yemeğe çıkmıştık fakat yemek once gelinlik bakacağimizi evden çıktıktan sonra öğrenmiştim. Ondan beklemedigim bir tavır sergileyerek bana Özel olan o gece için herşeye sadece benim karar verebileceğimi söylemişti. Ertesi gün birlikte düğün alisverisine çıktık. Ondan sonraki gün ev eşyaları için alış veriş yaptık ve sonraki gün ise Kağan ile birliktetüm eşyaları eve yerleştirdik.

Sadece bir haftada insanların bir yılda yapamadığını yaparak eksik ne varsa herşeyi tamamlamıştık. Ancak bu sabah uyandığımda aslında evlenecegime ihtimal vermediğimi fark etmiştim. Muhtemelen aynı duyguyu babamda yaşıyordu çünkü bir haftadır hiç bir şeye karışmayan babam bugün bizimleydi.

Şuan sağlık testi için kan veriyordum. Tam karşımda ise babam oturuyordu bu yüzden göz göze gelmemek adına başımı kolumda sabit tutuyordum. Bu gün nikah için gün alacaktık. Asır bile nikah tarihi alacağımızı öğrendikten sonra umudu kesip beni aramayı bırakmıştı. Babamın derdi neydi bilmiyordum ama sabahtan beri sanki boğmak için fırsat kolluyormus gibi ensesinde gezip duruyordu.

Kağan'ı asla sevemeyecegimden emindim çünkü o bana göre değildi. Ancak katlanamayacağım kadar kötüde değildi. Tabi evlendikten sonra değişmezse. Hem belki bir kaç ay sonra bana daha fazla katlanamaz hevesi kaçar ve boşanmaya karar verirdi. Her ikisininde bu oyunu çok fazla uzatabilecegini sanmıyordum.

Kısa bir bekleyişin ardından tüm evraklar tamamlandığında başvuru için ayağa kalktığımda Kağan zaten ayaktaydı. Hâlâ babama bakmiyordum çünkü konusmasada bakışlarıyla bile beni ikna edebileceği sen emindim. Kağan babama kısa bir bakış atıp kapıya yöneldi açıyordu ki babamın "Esila" diyen sert ama sakın sesi araya girdi. Hayır ona bakmadım. Kağan önce babama sonra bana baktı. Bu sefer kapıya ben hamle yaptığımda "Kızım bir konuşalım" kızım az öncekine göre sakin sesinden sonra ona döndüm. Tabiki beni nereden vuracağını biliyordu.

Nişandan sonra hala barışmamıştık. Kağan'a baktığımda kapıdan elini çekip tekrar aynı köşesine geçti. Öyle olsun dergibi başımı sallayıp koridorda yürüdüm. Yemin ederim bunlar anlasmaliydi. Konu beni gıcık etmek olunca tutkal gibiydiler.

Kağan'ın bizi duyamayacagi kadar uzaklaşınca durup kollarimi önümde kenetledim. Babamda karşıma geçtiğinde konuşmak yerine sanki ne düşündüğünü anlamaya calusiyormus gibi beni inceledi. Oysa babam ne düşündüğümü hep bilirdi. Bakışarak bir sonuç alamayacağını anladığında bir nefes verdi. "Sence de bu oyun biraz fazla uzamadı mı? Esila ne yapmaya çalışıyorsun?" Bakışlarımı hızla ona çevirdigimde bir adım geriye gitti. Geri giden ayaklarına baktım hayır benden korkmuyordu.
" Tamam kabul ediyorum polisliği bırakacağını sandım dayanamaz reddedersin dedim ama yapmadın kabul ediyorum suçluyum ama sende bunu çok uzattın. Nikah tarihi almak ne hani aşk senin için herşeyden önemliydi?"

Gözlerimi kapatıp başımı eğdim. Normal insanlar ağlamamak için gök yüzünde bakardı göz yaşları içine aksın diye. Bende hep başımı yere eğerdim daha fazla kırıcı bakışlara maruz kalmayım diye. Normal insanlar ağlarken başını çevirir gözlerini kaçırdı görmesinler diye. Bense hep gözlerimi kaptırdım. Sanki ben görmesem kimse gormeyecekmis gibi. Kendi kendime gülerken başımı kaldırdım. Hiç islemedigim günahın suçlusu ben olmuştum.

Gözlerimin dolu dolu olduğunu biliyordum bu yüzden bakışlarında yumuşama vardı ama artık o yumuşama için bile çok geçti. "Onun gözünde bir oyuncaksin kızım polisliğe izin vereceğini mi sanıyorsun hayatını mahvedecek"
Polisliğe izin vermeyeceğini elbetteki biliyordum kimse kendini ateşe atmazdı. Oyuncak ben zaten herkes için oyuncaktan ibarettim.

Evet hayatımı mahvediyordum. Ama eğer bundan vazgeçersem yarın başka birseyle yine geleceğinden emindim. Artık daha kötüsünü yaşamak istemiyordum. Kağan ile evlenmesemde karşıma başka biri çıkacaktı. Ayrıca herşeyden vazgeçmek yenilgiyi kabul etmek demekti fakat ben artık her ne olursa olsun durmayacaktım.

Sesizligimden ve bakışlarından babamın beni çok iyi anladığını biliyordum. Yenilgiyle önümden çekildiğinde artık boyun egmeyecegimi biliyordu.

******

Bir haftalık koşuşturmacanin ardından epey yorulduğumu yeni fark ediyordum. Öğle olmuştu ancak ben hala yataktaydım.

Dün nikah işlemlerini hallettikten sonra beni eve Kağan bırakmıştı. Son konuşmadan sonra babamı görmemiştim. Muhtemelen biz tarih alırken gitmişti gece geldiğimde de karşılaşmamıştık.

Bu günü ise Asır'la gecirecektim. Nikah günü aldığım için bana trip atar sanmıştım ama dün akşam bari son günümüz birlikte geçsin demişti.

Yataktan kalkıp banyoya ilerledim. Kısa bir duştan sonra üstümü giyindim. Saçlarımı kurutmanın çok uzun süreceğine karar verip makyaj dolabıma yöneldim.

Kapı açıldığında aynadan Asır'la göz göze geldim. Elini havada sallayıp "Ohohoo biz senin eline kaldiysak işimiz zor. Akşam oldu hanım efendi daha yatıyor!" Güldüğümde ilerleyip tarağı aldı. "Hadi kızım hadi daha çok iş var."

Saçımı tarayıp ördükten sonra çantama mazemeleri doldurmaya başladı. "Önce kütüphaneye gidicez kitabı birakmassam ceza alacağım. Sonra AVM'de alış veriş yaparız sonrada tepede yemek yeriz."

******

Kendimi yere bıraktığımda gülüşümü durduramiyordum. Kütüphaneye kitabı bıraktıktan sonra küçük bir bakkala girip akşam için abur cubur almıştık. Evet şuan elimde olan cibside ona dahildi. Bakkaldan sonra AVM ye geldik. Bir sürü almayacağım kıyafet denemiş aksama kadar ordan oraya koşup yürüyen merdivenlerde çocuk gibi yakalamaca oynamıştık.

Yaklaşık iki saatlik koşuşturmacanin ardından sözde dinlenmek adına en üst katta çocuklar için yapılmış parka geldik. Biraz oynayalım derken saat on olmuştu ama Asır hala cocuklarin elinden kurtulamamıştı.

Tıpkı bir çocuk gibi kaydirakta kaymış top havuzunda savaş yapmıştık. Görenler sasirsada biz çok eylenmistik. En son çocuklarla oynarken Asır'ı onlara yem edip ellerinden zor kurtuldum.

Asır beni görünce etrafta kaçacak yer yoktu. Bana doğru gelmeye başladığında dağılmış halini gördükçe kendimi ne kadar tutsamda dayanamayarak güldüm. Ellerini iki yana açtığında "Şu güne Kağan şahit olsaydı evlenmeden boşardı seni." Yorgunlukla kendi yanına bıraktığında bana ters bir bakış attı evet hala gülüyorum.

Dağılan saçlarına elimi daldırıp iyice karıştırdığımda kendini geriye bıraktı. "Güya tepeye gidecektik" elimdeki cipsi poşetini yanıma bırakıp bende onun gibi uzandım. Bana döndüğünde bende ona baktım. Ben acıktım" dedi sitemkar bı dille. Birbirimize kısa süre bakistiktan sonra aynı şeyi düşünerek biraz dağıtır mıyız? dedim. Gülerek ayarlandığında babada el uzattı. "Önce aşağıda aç karnımızı doyuralim sonrasına bakarız.

Yemek bölümüne girdiğimizde bos bir masaya oturdum. Asır oturmadan işaret parmaklarıyla beni gösterip "Döner?" Başımı tabiki anlamında salladım. "Süper" diyerek arkasını dönmesiyle çarpışması bir oldu. Başımı o yöne çevirdiğimde Asır sakince yere düşen telefona bakıyordu. Çarpıştığı adam kim bilmiyordum ama yanındakinden çok emindim. Adam bir anlık duraksamanin ardından "ço-çok özür dilerim be- ben şu an" adam konuşamayı unutunca boşverip yere düşen telefona eğildi. Asır " önemli değil" derken yere eğilen adama bakıyordu.

Bı an başını kaldırdığında bende ayağa kalktım. İdrak edememiş olmalı ki tekrar yerden kalkan adama döndü ki başını hızlıca geri çevirdi. "Yine mi sen!" "Aman ne tesadüf bende aynı şeyi düşünüyordum" o üstten üstten bakarken Asır dahada ofkeleniyordu. "Bak oğlum benim asabımla oynama senin ne işin var burada?" Etrafına bakinip kucumseyici bir tavır takılarak "Babanın mekanı olduğunu bilsem gelmezdim" dedi. Asır üstüne yürümeye yeltendiginde hızla araya girip onu durdurdum. "Efemisin nesin bak heryerde çıkıp duruyorsun zaten-" Efe "her yerde değil" dedi baskın bir sesle.

Kısa bir sürtüşmenin ardından nihayet ayrılmışlardı. Asır'la iki döner yaptırıp dışarda yemeye karar verdik.

Efe iki yıl önce kolumu incittigimde beni doktora götüren adamdı. Hastanede ufak bir catisma yaşadıktan sonra Asır'la bir daha karsilasmamislardi. Sonrasında bir kaç dersimize girmişti ve staj yaparken de iki kez denk gelmiştik ancak yüz yüze gelmemiştir. Zamanla o günkü gibi biri olmadigini fark etmiştim ama Asır onu hala son gördüğüyle hatırladığı için ona tepkili olması normaldi.

******

Tüm odağımı elimdeki küçük poşete vermiştim. Hayatımı yerlebir eden o beyaz tozlara...

Hayatımda ilk kez kendi istegimle nişan gecemde uyuşturucu almıştım. Şimdi ise ikinci kez düğünümde bunu yapıyordum. İlk on altı yaşında kullanmıştım ne kullandığımı bile bilmeden.

Babam uyuşturucu ticareti yapıyordu. Ne zamandır bu işi yaptığını bilmiyordum ama altı yılını zehirledigini biliyordum. Bu zehir benden en degerlilerimi almıştı herşeyden önce yaşamı almıştı.

Altı yıl boyunca hergece verdiğim kayıpları sorgulamistim. Çıkmayın demişti buradan ayrılmayın. Ben dinlememistim.

Müjde benim tek arkadaşımdı. Ailesi yoktu onun için sadece ben vardım. Cocuklugumu Erzurum'da geçirmiştim. Beni yanlız bırakmayan oydu. Asır okul okuduğu için sadece yaz tatillerinde geliyordu. Bu yüzden onunda bizden başka arkadaşı yoktu. Müjde öldükten sonra İstanbul'a taşınmıştık. Buraya geldiğimizden beri dışarı çıkmam misafir geldiğinde odadan çıkmam zorunlu kişiler dışında biri ile konuşmam gibi bir çok yasak vardı.

Asır'a baktığımda onunda elimdeki poşete baktığını gördüm. Bana bakmadan " Seni hiç kaybetmeyeceğimi sanmıştım" dedi boğuk bir sesle. Aslında neye vurgu yaptigini biliyordum bu yüzden bakışlarımı kaçırdım. Başını eğip sanki komik bir şey söylemiş gibi güldüğünde "Aslında ben onada inanmıştım değilmi?" Bu sorusu benden çok kendisine gibiydi.

Bana baktığında gözlerinin kızardığını gördüm Asır çok hassas biriydi. "Bunun suçlusunun sen olmadığını biliyorsun değil mi?" Tekrar gözlerimi kaçırdığımda ona bakmaya utanuyordum. "Beni yanlız bırakıyorsun" ağladığını fark ettiğimde ona baktım. Kalkıp yanıma oturduğumda bu sefer gözlerini kaçıran oydu.

Kısa süreli bir suskunluğun ardından "Ben onu özledim" dedi gerçekten hissederek. Asır Müjde'yi seviyordu. Müjde bunu bilmeden ölmüştü.

Asır ona aşık olduğunu söyleyemeden Müjde gitmişti...

"Beni yanlız bırakıyorsunuz" derken sesi kısılmıştı. Dayanamadığımda ona sarıldım. Başını omzuma gömdüğünde benimde gözümden bir yaş süzüldü. Müjde onu yanlız bırakmıştı ve şimdide ben onu öylece bırakıyordum.

Asır'ın ailesi kuralcıydı. Hayatı boyunca herşeyde onu yönetmişlerdi. Hiç arkadaşı yoktu çünkü babası öyle istemişti. Liseyi bile şehir dışında okumuştu çünkü babası öyle istemişti. Kitap okumayı bırakmasını istemislerdi ve Asır sırf onları üzmemek adına bir dönem tek uğraşı olan kitaplardan bile vazgecmisti. YKS sınav hazirliklarinda eve kapatıp benimle konuşmasına bile izin vermemislerdi. İstedikleri herşeyi yapsada Müjde'yi kaybettikten sonra artık kuralları yıkmıştı.İstedikleri üniversiteye gitmediği için kavga etmişlerdi ve Asır evi terk etmişti. Bir süre sonra eve geri dönsede artık Asır olabildiğince ailesinden uzak duruyordu.

Asır aslında hep yanlız kalmıştı.

Kapı çaldığında benden ayrılıp gözlerini sildi. Burnunu çektiğimde bende yaşlardan dolayı parlayan yanaklarimi sildim. Kapı açıldığında Asır cama döndü. Annem içeri girdiğinde "kuşağı getirdim" dedi elindeki kırmızı kuşağı göstererek. Tüm bu kaos ve acele arasında kuşak unutulmustu. Annemin arkasından amcam yengem ve babamda girdiğinde sanırım artık herşey son buluyordu.

Bir süre birbirlerine bakistiktan sonra annem "Asır " dedi sadece. Onlar odaya girdikten sonra ilk kez bu tarafa dönen bakislari direkt kuşağı bulduğunda ne düşündüğünü bilmiyordum ama bir süre sessiz kaldıktan sonra sanki kalan son nefesiyle "ben bağlamam" dedi. Amcam tam birşey demeye hazırlanıyorduki Asır daha yüksek bir sesle "Ben bağlamam" deyip çıktı.

Bir keresinde Müjde Asır'a kuşağımı sen bağla demişti. O an damat kuşak bağlamaz dememek için kendimi tutmuştum fakat Asır benden daha etkili bir cevap vererek Benim sana bağlayacağım tek kuşak doğumdan sonra saçına olur dedi. O an Müjde ne düşündü bilmiyorum ama bence bu apaçık evlenme teklifiydi.

Kuşağı amcam bağlamıştı. Normal şartlarda nasihat falan etmesi gerekiyordu sanırım ama herkesin üzerine çökmüş bir kasvet havası olduğundan sanırım onemsemedi.

Odadan çıktığımızda yoğun bir kalabalikla yuzlestim. İnsanlar birbirine girmiş çoğu eğleniyor kimi sohbet ediyor kimide öylece oturuyordu. Yüksek ses müzik kulaklarının cinlamasina neden olmuştu. Basim döndüğünde elimin bulduğu ilk bedene tutundum. Dozu kacirmis olamazdım değilmi?

Neredeyse iki saat olmuştu. Bir ara ortaya davet edilmiş fakat yoğun ısrarlara rağmen kalmamıştım. Yanıma birileri oturup kalkıyor tebrik ediyordu. Tanımadığım bir sürü akrabam yanıma oturup birşeyler anlatmış fakat ben hiç birini dinlememistim. Basim okadar agriyorduki dişimi sikmaktan çenem kasilmisti.

Başımı iki elinin arasına almış ve biran önce bitmesi için dua etmeye başlamıştım. Koluma bir el dokunduğunda ağır ağır başımı kaldırdım. Gözlerim bile ağrıyordu ama bunların hepsi sitresten di. Kağan İyimisin diye sorduğunda bir an idrak edememiş ve öylece bakmaya devam etmiştim. "Neyin var ?birseymi oldu? iyimisin?" Elimi havada sallayıp başıma koyduğumda "Ağrı kesici istermisin" dedi. Sorgulayan gözlerle ona baktım beni dusunuyormuydu muş gibimi yapıyordu anlamamıştım. Sorusuna karşı başımı iki yana salladigimda önüme döndüm. Gözlerim Asır'ı aradığında hiç bir yerde göremedim. Zaten görüşüm bulaniklasiyordu.

Başımı tekrar ellerimin arasına aldığımda Kağan birilerine el hareketi yapıyordu. Bir süre sonra yanımdan kalktiginda bende başımı masaya koydum.

Bir kaç dakika sonra ses kesildiğinde başımı kaldırma ihtiyacı hissettim. Kağan yanıma otururken karşıdan nikah memuru geliyordu. Gözlerim tekrar Asır'ı aradı fakat yoktu.

Herkez ayağa kalktığında tek oturan bendim çünkü midem bulanıyordu. Ayağa kalkarsam kusacagimdan emindim.

Herşey bir anda olurken disardan silah sesleri geldi. İnsanlar gürültüyle kaçarken çığlık armalari çınlamamı artırıyordu. Kağan'ın eli beline gittiginde bunu yapamazdi çünkü bu insanlara gerçek yüzünü göstermesi olurdu. Öfkeyle babama baktiginda oda şaşkın görünüyordu. Kağan adamlarını çağırdı.

İçeri dört adam girdiğinde etrafa sıkıyordu. Herkez kaçıyor saklaniyordu. Oysa adamların elindeki kurusıkıydı. Kimseye zarar vermek için değilse nedendi.

Tam oan gözlerim onunla kesişti. Minik bir tebessumle bana bakıyordu. Uzun bir süredir takip edildiğimin farkindaydim ancak bir kaç gün önce Kağan'ında takip ettiklerini farketmistim. Şimdilik zararsiz oldukları için umursamamistim. Ancak Göktuğ tarafından takip edileceğimi de düşünmemiştim.

Kağan gittiğinde ve koca salonda çok az kişi kaldığında yavaş adımlarla bana doğru yürüdü. Midem bulanıyor kulaklarım çınlıyor hatta titriyordum. Kesinlikle dozu kaçırmıştım. Bı anda aklıma Asır geldiğinde irkildim. Ona bunu yapamazdım. Zaten aynı sebeple Müjde'yi kaybetmişti birde ben... Hayır bunu haketmiyordu. Ayağa kalktığımda neredeyse dusuyordum. Kusmaya başladığımda tek duam bugün ölmemekti.

Hâlâ kusmaya devam ederken omuzlarıma bir el dokunmustu. Görüşüm bulaniklasirken son hissettiğim omzundaki ellerdi. Tek düşündüğüm ise Asır dı.