2. bölüm · Narkotik Bağlar
"ŞAPKANI ÇIKAR"
"Esila iyimisin?" Asır'ın sesiyle kendime gelsemde gözlerimi parmağımdan çekmedim. Acaba iyimiyim diye kendimi sorgularken gözümden bir damla daha düştü bu sefer tutamamıştım. Başımı kaldırıp camdan dışarı bakarken elimle gözlerimi silip şapkamı düzelttim.
Hâlâ yediğim dayağın şokunu yaşıyordum.
Alışık olduğum birşey olmadığı için hala ağlıyordum.
İlk dayağımı yaklaşık iki ay önce yemiştim. Sebebi ise ondan izinsiz sınava girmedi.
Anneme kütüphaneye gideceğimi söyleyip sınava girmiş ardından kayıt işini Asır'a hallettirmiştim. Okul başladığında da mecbur olarak söylemiş ve ilk kez babamdan dayak yemiştim. Üniversite için izin vermeyeceğini biliyordum çünkü babam polis olmamı istemiyordu. Yinede Asır bir şekilde ikna etmiş ve kontrollü olarak gitmemi sağlamıştı.
Okula gitmemden yeterince rahatsız olan babamın bir şekilde engel olacağından emindim ancak bu şekilde olmasını beklemiyordum.
Bu sabah kendime geldiğimde babamın önünde ellerimin üzerinde durmaya çalışıyordum. Dün gece olanları ise gözlerim parmağımdaki yüzükle kesiştiğinde hatırlamıştım. Aslında tek hatırladığım herkez uyudukdan sonra kapıyı kilitleyip camdan çıkışımdı. Dün gece ne yaptığıma ve nereye gittiğine dair hiç bir fikrim yoktu. Tek bildiğim Asır'ın beni eve getirdiğiydi.
Elimi gözümün önüne getirip tekrar parmağıma baktım. Artık ağlayamayacak kadar yorulmuştum. Mide bulantım git gide artarken babamın son sözleri aklıma doldu.
"Ya okulu bırakırsın yada bu nişan olur" Demişti. Okulu bırakıcağımı düşünüyordu ama ben ne olursa olsun o okulu bitirecektim.
Müstakbel nişanlım Kaan efendi izin verdiği için şu anlık okula devam edebilecektim. Asır bunları söylerken oldukça öfkeli ve tedirgindi. Bana ise sıradan geliyordu. Babamda nişan öncesi neredeyse bileğimi kırıp bana izin verdiği için teşekkür edip bütün gece gülümsememi istemişti. Yaptım mı bilmiyorum ama şuan moraran bileğim için hastaneye gidiyorduk. Mide bulantımın büyük sebebi karnıma aldığım darbeler olduğuna emindim ancak ağrıyan bedenimden neremin acıdığını kestiremiyordum.
Yaklaşık yarım saat sonra hastanenin önünde durduğumuzda ilk derse Bir saatten az kaldığını fark ettim. Asır zaten rapor alırız kafasıyla umarsamayarak ilerlerken bende ağrıyan bileğimle arkasından yürüdüm. Olabildiğince hızlı bir şekilde hasteneden çıktığımızda hâlâ ağrıyan bileğimle rağmen nerdeyse koşarak arabaya ilerledim.
Arabaya binip kemerini takarken Asır da yerini aldı. Arabayı çalıştırırken " cidden okula mı gidiceksin doktor dinlenmen gerektiğini söyledi ayrıca kırılan bileğinle ne yapabileceğini sanıyorsun" evet doktor değerlerimin düşük olduğunu söyleyip bir sürü kullanmayacağım vitaminler yazıp ayrıca çatlayan bileğim için on gün rapor vermişti.
Dönüp Asır'a baktım. Kısa bir süre yüzüme baktıktan sonra biraz hızını arttırmıştı.
Koşar adım sınıfa ilerlediğime kapıdan girerken pişman olmuştum çünkü dersin bildiğim hocası yerinde yoktu. Sorgulayan gözlerle Olcay'a baktım omuzlarını kaldırarak bilmiyorum dercesine başını salladı. " Orda dikilecekmisin öyle" bı anlık irkilerek sırtı bana dönük adama baktım. Tahtaya bir şeyler yazarken sesi oldukça umursamazdı.
Sakin adımlarla yerine ilerledim Olcay'a tekrar baktım ama o sargıdaki elime bakıyordu. Huzursuzlukla ceketinin kolunu çekistirirken çantam kolumdan arkadaki masaya düştü. Arkamı dönüp çantamı almak isterken asla tanımadığım kızlardan biri "geldi yine dilsiz" derken çantamı sanki tiksinircesine itti. Gözlerimi ondan ayırmadan bu sefer sertçe çantamı yerine koydum.
Başım felaket ağrıyordu ve bileğimi oynattigim her an vücudum kasılırken ağrı katlanıyordu.
Kızın küçümseyen bakışlarına korku oturduğunda sinirle gözlerimi devirerek önüne döndüm ve hocamizin yerinde duran adamın bana baktığını gördüm. Bakışlarında ki bariz şaşkınlık çantayı masaya vuruşummu diye düşünürken Olcay bir eliyle ağzını kapatıp diyer elleriyle ceketimin ucunu çekerek " Esila otursanmı artık" sesi kısık çıktı ve ağzının içinde konuşmada sanırım herkez duymuştu çünkü ortam tamamen sessizdi. Arkamı döndüğümde bütün sınıfın bu sefer bittin bakışlarıyla yüzleştim.
Yutkunarak tekrar önüme döndüğümde adamda nihayet şaşkınlığını atsada artık gözleri benim üzerimdeydi. "Adın ne" dedi düz bir sesle. Oturmak yerine ayakta durmaya devam ettim. Adam gözlerini bir saniye benden ayırmadan sakince sorusunu yeniledi. Ne yapacağımı bilemez şekilde Olcay'a baktım ancak oda büyük bir tedirginlikle adama bakıyordu.
Adam boynunu citlattiktan sonra burnundan nefes verip tekrar bana döndü "Adınımı unuttun" adam dümdüz bakarken Olcay kısık sesle "efendim o-" demişti ki adam baskın bir sesle "ben ona sordum" dedi ve tekrar bana döndü. İlk defa gözlerini benden ayırarak bedenimde göz gezdirdi. Ayakkabılarıma bakarken "şapkanı çıkar" dedi. Ona bakmaya devam ettigimde gözlerime bakarak adeta beni uyardı. Sakince elimi kaldırdığımda bedenime ağrı hücum etti.
Şapkamı çıkarıp elimde tutarken ona bakmıyordum. "Alnına ne oldu?" Başımı kaldırıp gözlerine baktım. Ardından elimi kaldırıp parmaklarımı alnıma dokundurdum. Dokunuşumla birlikte midem bulanmaya başladı. "Rüyanda kendini dövüp bir gecede konuşmayı mı unuttun. Sesinde ufak bir ima sezsemde anlayamamıştım.
Tekrar Olcay'a baktığımda bu sefer daha büyük bir cesaretle "Efendim haddim değil biliyorum ancak Esila konuşamaz o dilsiz" Olcay hızla kurduğu cümleden sonra derin bir nefes verip sanki büyük bir yük den kurtulmuş gibi elleriyle yelpaze yaparak alnını ovdu. Adamın ise tahtada ritim tutan parmakları durdu. Ayakları yerde çapraz dururken ağırlığı bir kolundaydı. Duyduğu cümleyle yerdinde sarsılırken cümlenin sonunda bakışları hızla bana döndü. Bende hala ayaktaydım ve onun ani hareketleri başımı döndürüyordu.
Bir anda salon onun kahkahalarıyla doldu. Tekrar sinirlenmeye başladığım da güleceği birşey aradım ama yoktu. Sinir mide bulantımı arttırırken elimi karnıma bastırdım. "Senmi konuşamiyormussun ?" Dedi gülüşünün arasında ayaklarını ayırıp bir iki adım attikdan sonra parmağıyla beni gösterdi.
Arkadan bir ses " malesef" dediğinde eylenen gülüşü soldu ve muhtemelen konuşan o kişiye bakıp " neden" dedi. Sesi derindendi. Bir iki adım daha atıp bize yaklaştı. " Çünkü burası polis akademisi ve bir dilsiz olarak burda ne yaptığını merak ediyorum insanlarla nasıl konuşucak sorguda ne olacak ve-" "Allah'ın özel insanlara verdiği nimetler hayatı yaşamalarına engel mi" baskın sesi diyer kişiyi sustururken sınıfa baktı ve devam etti. " Onlar özenle seçilmiş yer yüzünün inci taneleri iken onları böylemi aşaliyorsunuz. Şahsen ben onlara imreniyorum çünkü engelli olmak konuşamamak veya duyamamak bir kusur deyildir. Allah'ın özenle seçtiği güçlü insanların hayat mücadelesidir. Onlar yeterince savaş verirken birde senin gibiler onlara hayatı zorlastırıyorsunuz ve sizlere rağmen bir çok başarı hikayesi var. İnsanların kaderi başarıya engel değildir" konuşurken sınıfta kısa turlar atmış nerdeyse herkezin üzerinde büyük bir baskı kurarak aşağılama dan onları bakışlarıyla aşağılanmış tı.
Sırtı bana dönük ken bir anda olduğu yerde dönerek " Ama sen o kutsallardan deyilsin dedi kendinden emin sesiyle. Okula başladığımdan beribir çok insandan tepki almış bazıları tarafından aşağılanmış bazıları tarafından ise acınacak kişi olmuştum ancak ilk kez kendimi boylesine küçük görüyordum.
"Buraya gel" kısa bir tereddüdün ardından hareket ettim ancak başımın dönmesiyle bir an duraksasamda yürümeye devam ettim. Bir iki adım uzağında durdum. Ellerini birbirine vurarak heyecanlı bir sesle " bence bize adını söyleyebilirsin" şakamı yapıyor diye kontrol etmek istedim. Son derece ciddiyetini gördüğümde sınıfa döndüm herkez işini bırakmış bu mükemmel günün başlangıcını izliyordu. "Seni kim dövdü Esila" hızla ona dönerken içime çoktan korku oturmuştu. Sakince başını iki yana salladı. "Başına yanağına burnuna ve ayağına ne olduğunu söylemek istemiyorsan adını söyle " sesi tehditkar çıkarken terledigimi hissettim. " Sen korkduysan sana teşvik amacıyla ben başlayım.hmm istermisin" gözlerine bakmaya devam ettim. "Peki ozaman ben başlayım. Adım Aybars Efe Göktuğ" tekrar bana baktı sanki tatmin olmamış gibi " yetmedimi?"dedi mızmızlanan bir çocuk gibi. "Senin için soy adımı bile söylemiştim" dedi sanki kırılmış gibi.
"Herkez bana Efe der 28 yaşındayım 8 yıldır okuyorum. Şimdi siz neden benim burda oldugumuda merak ediyorsunuz dur." Bir yandan elindeki kalemle sınıfta yürümeye devam ederken sesi salonda yankı yapıyor kulaklarıma çınlama olarak dönüyordu. "Öğretmeniniz benimde öğretmenimdi zamanında bende okulu yeni bitirdim rica etti sen girermisin diye bende tabi zevkle kabul ettim" son cümlesini bana bakarak söylemişti. Bir kaç saniyenin ardından " budamı yetmedi" dedi stresten gözlerim kararırken tepki vermedim. " O halde sen söyle adını" kalemiyle esmer birini gösterirken ısrarı ellerimin ignelenmesine neden oluyordu.
Kız titreyerek ayağa kalkarken sınıfa sırtını dönüp bana baktı. "İpek Güvenç" kız konuşurken oraya bakmadım başımı yere eğmek istermen gözlerim yüzüğe kaydı. Sesler boğulurken çenemde bir el hissettim. Acıtmadan gelen şeffaf bir dokunuştu.
Işıklar kapanırken tenimdeki karincalanma gitmiş yerine hissiz bir uyuşukluk gelmişti.
****
Bedenimde bir sogukluk hissediyordum. Başımda ise şiddetli bir ağrı vardı. " Bu kez annenin tencerelerinden kaçamadın her halde?" Ses sol taraftan geliyordu sesin sahibini ise çok iyi tanıyordum. Başımı sola çevirdigimde göz göze geldik ve istemsizce güldüm. Hayri abi bir doktordu bende şuan bu hastane yatağındaydım. Elindeki iğneyi ayarlamaya çalışıyordu. Onu tanıyordum çünkü annem temizlik hastasıydı. Bende dağınık bir kız olarak yüce Allah'ın sevgili anneme bahşettiği güzel imtihanı oluyordum. Ortalığı dağıttığımda arkamı toplamadığımda kafama o an annemin elinde bulunan her hangi bir şey yiyordum ve çoğu zaman annem mutfakla ilgilendiği için bunlar genel olarak kepçe kaşık çatal tava veya oklava olabiliyordu. Benim ise mutfağa gitmem kesin kurallarla yasaklanmıştı. Hayri abide babamın gereksiz evhamları yüzünden çoğu zaman benimle haşır neşir oluyordu.
Yavaş hareketlerle yattığım yerde doğruldum. Kafamın içinde adeta Kazan kaynıyordu. Ellerimi yanaklarima koyarak yüzümü gerneştirdim. Bir dakika ben neden burdayım. Hızla Hayri abiye döndüm az önce hazırladığı ilacı seruma vuruyordu. Yüzüme bakmamaya özenle çaba verirken işini olabildigince yavaş yavaş yapıp yüzüme bakmadan arkasını dönüp yatağın başında duran dosyalara ilerledi. En sonunda dayanamayarak "Okul da bayılmıssın. Seni buraya bu öğretmen getirdi sanırım yeni ve saatlerdir sinir krizi geçirmekle meşgul ama konu bu değil" duraksadı ardından dosyalarla uğraşmaya son verip yüzüme baktı. Bu sırada bende tamamen doğrulup ayaklarımı aşağı sarkıtarak oturdum ve oda tam karşıma geçti. Yüzünde tedirginlik vardı. Derin bir nefesin ardından " 14 saattir baygınsın Esila. Ona iyi olduğunu söyledim ama-" sözünün devamı gelmemişti çünkü kapı sertçe açıldı.
"Bu raporda kırılan kafa taşın için miydi? Sen aklını mı kaçırdın madem bir raporun var neden kullanmıyosun madem kötüsün neden okula geliyorsun çocuk parkımı burası?" O konusurken içeri Asır girmişti. Sınırlı olduğu belliydi ama bagirmadan baskın bir sesle konuşmuştu. Elinde tuttuğu ise sabah bileğim için verdikleri rapor olmalıydı.
Asır hiçte sakın olmayan bir tavırla onu ittirip benim önüme geçti. " Pardonda siz kim oluyorsunuz?" Asır'ın sesi aşağılayıcıydı. Onu biraz daha ittirip "Orası oyun parkı değilse burasıda ringonun ahırı değil öyle kafana göre dalamassın ayrıca sanane kimin nereye gittiğinden kızın canı gitmek istemiş ve gitmiş sanamı kaldı hesabını sormak" Asır'ın son cümlesinde babamda kapıda belirdi. "Haklısınız hesap sormak bana düşmez ama bu kız 14 saattir baygın sağlık okuldan önemlidir. Devlet boşuna size rapor verip izin günü ayarlamıyor sağl-" adam biraz önceye göre sakin konuşmuştu ama Asırda durum aynı degildi. Onu tekrar itip "Sanane" diye bağırdı "Hem sen kim oluyorsun" Babam Asır'ın omzundan tutup sakince geriye çekti. "Asır sakinleş" Asır sakinleşmedi ama bana döndü gözlerinde ne olduğunu sorgulayan bi tavir vardı ve aynı şekilde bende sorguluyordum.
Babam daha çaba yakın davranarak sakın bir sesle "Kardeşim kimsin sen ne istiyorsun" dedi. "Adım Efe kizinizin geçici olarak öğretmeniyim. Sabah derste fenalaşıp bayıldı. Hastaneye getirdim ve raporlu olduğu halde okula geldiğini öğrendim. Kızınız dinlenmesi gerektiği halde okula geldi bir çok kişiyi meşgul edip telaşa sokdu. Hepsi bir yana sağlığını hiçe saydı. Polislik ciddi bir meslek eğer gerçekten bir polis olmak istiyorsa böyle ufak şeyler için hem kendini hem mesleğini riske sokmamalı. Bu iş çocuk oyuncağı değil" adamın lafı yine yarıda kalmıştı çünkü Asır sabredemeyerek tekrar ona döndü. "Allah'ım sabır selâmet adam takmış oyuncağa hala oyuncak diyor. Benim kuzenimin neyi reske ettiği sizi ilgilendirmiyor beyfendi şimdi gereksiz konuşmanız bittiyse çıkın." Asır sert bir dil kullanarak adamı kovduktan sonra parmağıyla kapıyı gösterdi. Efe ise bir kaç saniye durduktan sonra kapıya yöneldi. "Ayrıca bir kızın odasına bu şekilde girilmez bayım kaldı ki hastane odasına hiç girilmez" Asır her kelimesine ayrı ayrı vurgu yaptıktan sonra Efe nefesini vererek çıktı.
İlk önce Asır'la göz göze geldim fakat babama bakmadım. Dakikalardır sessizliğini koruyan Hayri abi boğazını temizleyerek Asır'a döndü. "O haklı. Esila'nın dinlenmesi gerek ayrıca sanırım bu tavrı Esila'ya özgü degildi. Onun sağlıkla ilgili bir problemi var galiba. Sabahtan beri boğulduğunu söyleyip durmuştu." Asır'la tekrar göz göze geldik fakat onun pek bunları umursar halı yoktu. Kısa süreli sessizliği bozan babam oldu."Tamam ozaman tedavisine evde devam ederiz" sözlerinin ardından bana baktı ama ben ona bakmadım. Bir kaç saniye ardından kapıya yöneldiğinde Hayri abi de onu takip etti.Asır onlar çıktıktan sonra arkalarından ters bir bakış atıp aynı bakışlardan babada gönderdi. Eğilip ayakkabılarımı eline alurkende soylenmeyi ihmal etmedi. " Dedim sana demi dedim ben bir kez olsun dinlemezsinki. Dik başlı cadı"kafasına hafif bir şaplak yedikten sonra susmustu.
Hastaneden çıktıktan sonra evin yolunu tutmuştuk. Arabayı Asır kullanırken babam yanıma oturmuş fakat ben bir kez olsun ona dönüp bakmamıştım. Dikiz aynasından yüzüne bakarken bilerek yaptığına emindim.
Arabadan indigimizdede babam yardım etmek istemiş fakat yine izin vermeyerek koca apartmana kendi çabalarımla çıkmıştım. Asır yardım etmek istediğinde onuda geri çevirerek kızgınlığımı belli ettim. İkisindende yardım almamıştım onlar ise beni takip edip çıkmamışlardı.
Zile bastım bir kaç saniyenin ardından ise annem kapıyı açtı. Daha o kapıyı tam açmadan dudağıma en tatlı gülümsememi yerleştirdim fakat nafile annemin suratı beş karıştı. Kenara çekildiğinde zıplayarak yanından geçtim. Ben mutfağa yönelirken babamlarda eve girmişti. Mutfakla salon arasındaki tezgahta duran sülahiden annemin değimiyle kavanoz bardağına su koydum. Bardağı elime aldiktan sonra sırtını tezgaha vererek gözlerimi cama diktim. Kaçıncı katta yaşadığımızı bilmiyordum fakat özgür hissettirecek kadar yukarıdaydık. Bardağı dudaklarıma götürürken babamla annemin kısık sesi feliyordu fakat ne konuştuklarını anlamadım.
Bardağı tezgaha koyduktan sonra bu sefer toparlayarak odama yöneldim. Kapıya yaklaştığımda babamın sesini duydum. Bu adımlarının durakramasına neden olmuştu.
