5. bölüm / 6
Mutsuz palyaçoMutsuz palyaço
Bölümler 6Şu an: Mutsuz palyaço
5 BÖLÜM : YARIM KALMIŞ GÜNLÜK
Çisem’le birlikte ağaca çivilenmiş merdivenden yukarı çıktık. Benekli’yi de yanımıza aldık. Bazı ayaklarımızın altındaki tahtalar eskimişti, o yüzden adımlarımızı seçerek yürüyorduk. İçeride bazı kitaplar, duvara yapıştırılmış resimler ve bir sandık bulunan küçük bir oda vardı.
Çisem bana doğru döndü ve parmağıyla sandığı gösterdi. “Sana ait olan şey bunun içinde” dedi. Hiç düşünmeden sandığa yöneldim. Sandığı açtığımda içinden bir adet fener, fener için olduğunu düşündüğüm piller ve bir günlüğü andıran kilitli bir defter vardı.
-Bunlarla napmam gerekiyor şimdi? Kilitli defteri okuyamıyorum bile.
-Arkasına bak, Yankı…
Arkasına çevirdiğimde yazan isim ve soy isim günlüğün sahibinin kim olduğunu açıklıyordu.
“BARAN EKİNCİ”
Büyük harflerle kapakta bu yazıyordu. Çisem kucağında Benekli’yle yanıma gelip sorar gözlerle bana baktı.
-Tanıdığınız birinin mi?
-Evet… babam olur kendisi…
Şaşırmamıştım. Çisem yüzümün içine bakıp cevap bekliyordu.
“Bak… şaşırmadım çünkü babamın küçüklüğü burada geçti ama…o kasabaya gelmekten hoşlanmaz şimdi…neden buraya günlüğünü bıraksın ki? Neden buraya bir ağaç ev yapmış olsun ki? Çok anlamsız…” dediğimde Çisem elini omzuma koydu. Sadece “Belki aslında öyle biri değildir…”dediğinde ona sadece anlamsız gözlerle baktım.
Haklı olabilir miydi?
Çok süredir ortalıkta yoktuk. Çisem’e dönüp “Artık gitsek iyi olur, bizi merak etmiş olabilirler.”dedim. Bana hak vermiş olacak ki kucağında Benekli’yle ayağa kalktı.
-Hadi gidelim o zaman. Sandıktaki eşyaları almayı unutma kim bilir belki sana yardımı dokunur.
-Haklısın.
El fenerini ve pilleri hırkamın ceplerine doldurdum. Günlüğü de koyamayacağım için elimde taşımayı seçtim. Benekli’yi de kendi yaşam alanına bıraktık. Belki tekrar yolumuz oraya düşer diyerekten.
Çisem’le kasabaya giden yoldan yürümeye başladık.
İkimiz de yürürken sanki aynı şeyleri düşünüyorduk. Belki de hâllâ düşünürken korktuğumuz şeyleri fark ediyorduk. Ama yine de kaçmak yalan gibi gelebiliyor, ama yine de aynı yoldan yürüyoruz nedense…Nedensizce.
Kasabaya varmıştık. Hâllâ durumlar aynıydı, insanlar isyandaydı. Kimse gittiğimizi anlamamıştı.
Malikane’nin önüne gelmiştik. Güneş yavaş yavaş batar gibiydi.
Çisem tam Malikane’ye girecekken durdu, arkasına dönüp sadece “Görüşürüz…” dedi. Belki de daha çok bir şey demek isterdi. Kim bilir…
Eve girdiğimde her şey yerli yerindeydi. Sanki hiç gitmemişim gibiydi. Odama girmek yerine ortalıkta gezinmeye başladım.
Bir şey aramıyordum ama sanki bir şey bulmayı hedefliyordum.O sıra elimdeki günlüğe baktım. Gerçekten okumalı mıydım.Sonuçta bu günlük yabancı birinin değildi. Sonuçta bu günlük benim de değildi.
-Kendimi kandırıyorum…
Kafamı bir an yukarı kaldırdığımda çatı katına çıkaran merdiveni gördüm. Dedem küçüklüğümden beri beni oraya çıkarmazdı çünkü yukarda 1974’ten kalma madalyaları, ödülleri, askerlikten kalma üniforma ve fotoğrafları vardı. Eski ve anısı olan her şeyi oraya koyardı.
Kaybedecek bir şeyim yoktu. Çatı katına çıkaran merdiveni aşağa çektim. Hızlı adımlarla yukarı çıktım. Her taraf toz içindeydi. Eski eşyaların üstünde eskimemesi için örtüler vardı. Duvarda eski resimler, tablolar ve madalyalar yer alıyordu.
İlk defa gördüğüm bu atmosfer ilk bakışta insan için toz bulutu olabilir ama burası birçok anı saklıyordu içinde. Birçok anıya ev sahipliği yapıyordu. Bu etraftaki tozlar sadece ne kadar zamanın geçtiğinin bir göstergesiydi.
-Gerçekten “Alışmak zaman alıyor…zamansa her şeyi.”
Bölüm etkileşimi
