4. bölüm / 6
Mutsuz palyaçoMutsuz palyaço
Bölümler 6Şu an: Mutsuz palyaço
4 BÖLÜM : SIRLAR AĞACI
O gecenin ardından uyanmıştım. Saat sabahın 9’uydu. Kalktığımda beni uyandıran şey penceremdeki sabah güneşi değildi. Bu çalan kapının sesinden uyanan bir gencin günüydü sadece.
Odamdan çıkıp doğruca çalan kapıya yöneldim. Bu saatlerde dedem odun kesmeye giderdi. Belki odur diye “ tamam dede geldim…” diyen uyku sersemi halimle kapıyı açtım. Ama bu gelen dedem değildi.
“ Çisem?.”
Bu oydu ama burada, bu saatte ve benim kapımda ne işi olduğunu merak etmiştim doğrusu.
“ şey.. bu saatte seni rahatsız etmiyorum umarım..”dediğinde bile sanki konuşmaya ihtiyacı olan biri gibiydi.
Yüzü solmuş değildi ama gözleri doluydu.
Dudaklar suskun değildi ama kelimeleri durgundu.
Kendisi böyle değildi ama kapımdaki buydu.
Şimdi onu böyle görüp böyle hissediyordum…
“Bir şey mi oldu?”dedim de sadece durgun gözlerle bakıyordu.
“Bir şeyi göstermem lazım…”
Sadece bu muydu? Bu saatte bir şeyi göstermek için mi gelmişti gerçekten?
“Peki, bekle hırkamı alayım..” dediğimde içeri girip dedeme baktım. Dedem ortalıkta yoktu. Ben de askıdaki hırkamı alıp çıktım.
Çıktığımda Çisem parmağıyla bana bir yeri gösterdi.
“Görüyor musun Yankı...”dediğinde duraksadım çünkü gösterdiği yer gölün orasıydı. Normalde gözükmesi gereken gölün etrafında bu sefer çitler, bidonlar, tırlar ve güvenlik ekipmanlı bir sürü kişi gölün içinden su alıp kaplara karıştırıyorlardı. Çitlerin dışında da bir sürü isyan eden insanlar vardı. Aralarından biri de dedemdi.
-Burada neler oluyor? Bunlar göl efsanesi için mi geldiler.
-Evet, Göl efsanesi ilgili kurumların hoşuna gitmiş gibi. Gölde bir ganimet bulmayı düşünüyorlar sanırım. Ama en sıkıntılı şey eğer bu araştırmalarda şüpheli bir şeye rastlanırsa buradan ayrılmamızı isteyebilirlermiş.
-Bunu gerçekten yapabilirler mi?
- Eğer bir şey çıkarsa “Evet” bunu gerçekten yapabilirler.
Dediği şeyleri yapmaları burada bazı ailelerin evini,anılarını, hayatlarını hatta kimisi için buradaki güzel dağları yüz üstü bırakmalarına sebep olacaktı.
Çisem bana baktı. Ardından “sana bir şey daha göstermem lazım,benimle gelir misin?”dediğinde sadece”Tabi gelirim..” dedim.
Beni ormanın içine götürdü. Gittikçe ilerledik. Artık yollar bile tanıdık gelmemeye başlamıştı.
-Nereye gidiyoruz?
-Gizli yerime..
-Bu kadar gizliyse bu yer beni niye götürüyorsun?
-Çok soru soruyorsun Yankı…sadece sana ait olduğunu düşündüğüm bir şey var onun bulunduğu yere gidiyoruz.
-Bana mı ait?..
Bir an eliyle beni durdurdu. Sessiz olmamı ister gibi parmağını dudaklarına hafif dokundurdu.
Önüne bakarken gözlerini kısmayı tercih etmişti. Ama ne gördüğünü hâllâ göremiyordum.
En sonunda yavaşça çalılık tarafa yaklaşmaya başladı. Bir an çalılığın yapraklarının arasına ellerini soktu.
-Yakaladım!
-Neyi yakaladın?
-işte bunu!
Avuçlarının içinde küçücük benekli bir yavru kedi vardı. Tüyleri,sanki minik bir ineğin desenlerini taşıyordu.
Çisem bana bakıp “adına Benekli koyalım mı?”dedi. Başımı salladım ve “neden olmasın” dedim.
Havaya baktığımda nerdeyse öğlen oluyordu. Çisem küçük kediyi de alıp yürümeye devam etti. Sonunda ağaçların azaldığı bir yere geldik.
-Sonunda bak..
Parmağıyla eski bir ağaç evi gösterdi.
“Burayı nereden buldun?”dedim de. Ağaç eve bakıp “Babam öldüğü gün….”dedi. Sessizleşmiştik. Sadece ortalıkta rüzgardan dolayı oluşan yaprakların hışırtısı bir de Benekli’nin sesi kalıyordu.
-Üzgünüm…
-Üzgün olması gereken sen değilsin. Üzgün olması gereken benim. Çünkü o her an eve gelecek diye bekleyen benim….
İnsan bazen eksik doğmaz. Eksik bırakılır derdi dedem. O gün ilk kez anladım.
Kimse parçalanarak yaşamayı seçmez….
Kimse hangi parçasını kaybettiğini bilmez…
Bölüm etkileşimi
